13 °C

Altun: Türkiye her zaman diplomasiden yana oldu

İletişim Başkanı Fahrettin Altun, "Türkiye, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, her zaman diplomasiden yana oldu." dedi.

Altun: Türkiye her zaman diplomasiden yana oldu

İletişim Başkanlığınca Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki hakkaniyet ve iş birliği vizyonu ile bunun uluslararası sisteme etkilerinin ele alındığı "Uluslararası Doğu Akdeniz Konferansı" düzenlendi.

Video konferansın açılış konuşmasını yapan İletişim Başkanı Altun, Doğu Akdeniz hakkında son yıllarda birçok şey söylendiğini anımsatarak "Bazı eski sömürgeci güçler, bu bölgeyi 'yeni imparatorluklarının doğum yeri' olarak görüyor. Başkaları, burayı 'bir sonraki küresel çatışma noktası' olarak değerlendiriyor. Doğu Akdeniz, Türkiye için ise Mavi Vatanımızın bir parçasını teşkil ediyor." dedi.

Türkiye'nin son aylarda dünyaya çok net bir mesaj verdiğini belirten Altun, "Milletimizin bazı konularda görüş ayrılıkları olabilir, demokrasilerde bu normaldir ancak biz Türkiye'nin hak ve çıkarlarının korunması noktasında biriz. Uluslararası hukukun bizim yanımızda olduğunu biliyoruz. Sesi en çok çıkanın her zaman haklı olmadığını iyi biliyoruz. İşte bu yüzden Türkiye, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, her zaman diplomasiden yana oldu." ifadelerini kullandı.

"Her çözüm ve her muhtemel çatışma, her iki ülkeyi içermek zorundadır"

Doğu Akdeniz meselesini ikili bir anlaşmazlığa indirgeme çabalarına rağmen bu sorunun sadece Türkiye ve Yunanistan arasında olmadığına dikkati çeken Fahrettin Altun, şunları kaydetti:

"Evet, bu anlaşmazlık öncelikle ikilidir. Her çözüm ve her muhtemel çatışma, her iki ülkeyi içermek zorundadır. Aynı zamanda gerilimin yükseltilmesi veya çözümlenmesi, Türkiye ve Yunanistan'ın kararına bağlıdır. Yine de ortada sadece ikili bir anlaşmazlık yoktur. Dünyanın her yerinden insanın burayı çok yakından takip etmesi, bunun en somut göstergesidir. Meselenin ikinci aşaması bölgeseldir. Her iki tarafta da bölgesel aktörler bulunmaktadır. Onların kararları, Türkiye ve Yunanistan'ın politika tercihlerini karmaşıklaştırıyor. Hiç kuşkusuz, bölge genelinde iki rakip ideal bulunuyor. Bir yandan Türkiye gibi ülkeler demokrasi ve diplomasiye ihtiyaç olduğunu söylüyor. Diğer yanda ise askeri diktatörlük ve şiddetten yana olduğu aşikar zararlı aktörler var. Hangi tarafın kazanacağı hem bölgenin hem de uluslararası düzenin geleceğini belirleyecektir."

"Bölge barış ve istikrar havzasına dönüştürülmeli"

İletişim Başkanı Altun, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kararlılığı ve NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Almanya Şansölyesi Angela Merkel, AB Konseyi Başkanı Charles Michel'in yardımları ile diyalog ve diplomasiye alan açıldığını söyledi.

Yunanistan ile istikşafi görüşmeleri başlatma fırsatının oluşmasından memnuniyet duyduklarını, zira diplomasinin her daim doğru yol olduğunu belirten Altun, "Atılan adım, doğru istikamette atılmıştır. Biz bu zor dönemde her zaman bunu söyledik." dedi.

Altun, "Önümüzdeki dönemde Doğu Akdeniz'de gerilimi azaltmalı, adil ve kalıcı bir çözüm için oluşan ivmeyi birlikte korumalıyız. Bu ivmeyi artırmak için bir sonraki adımımız, Kıbrıs Türklerini içeren bir bölgesel konferans toplamak olmalıdır. Kazan-kazan çözümleri üretmek ve bölgenin kaynaklarının barışa hizmet etmesi için tek yol budur." ifadelerini kullandı.

Altun, gerginliğin azaltılmasını, bölgenin bir barış ve istikrar havzasına dönüştürülmesini ümit ettiklerini vurguladı.

Dışişleri Bakan Yardımcısı Kıran: AB, jeopolitik bir kar-zarar hesabı yapmalıdır

Dışişleri Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran, Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki diyaloğun bölge için elzem olduğunu belirterek, "AB, jeopolitik bir kar-zarar hesabı yapmalıdır. Brüksel'de önümüzdeki hafta yapılacak toplantıda (AB Liderler Zirvesi'nde), pozitif diyaloğun yolunun açılmasını umuyoruz." dedi.

Bakan Yardımcısı Kıran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından video konferans yoluyla düzenlenen "Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de Hakkaniyet ve İşbirliği Vizyonu" başlıklı "Uluslararası Doğu Akdeniz Konferansı"nda konuştu.

Kıran, Doğu Akdeniz bölgesinin, Orta Doğu ve Afrika'ya "stratejik geçiş kapısı" olduğunu, aynı zamanda küresel deniz ticaretinin yüzde 30'unun burada gerçekleştiğini aktardı.

Stratejik ve jeopolitik öneme sahip bu bölgede çok uzun zamandır Suriye krizi ve Kıbrıs meselesi gibi istikrarsızlık ve çatışmaların olduğunu söyleyen Kıran, "Bütün bu sorunlara rağmen, Türkiye, Doğu Akdeniz'i iş birliği bölgesi olarak görmek istiyor. Bu da Akdeniz'e kıyısı olan bütün ülkelerin faydasına olacaktır." diye konuştu.

Türkiye'nin bölgedeki hedeflerini 4 başlıkta toplayan Kıran, bunları, uluslar arası hukuk uyarınca deniz yetki alanlarının sınırlandırılması, kıta sahanlığı haklarının korunması, off-shore kaynakları üzerinde Türk ve Kıbrıs halklarının eşit haklara sahip olmasının sağlanması ve tüm tarafların dahil olacağı iş birliği mekanizmalarının bulunması olarak sıraladı.

Kıran, Türkiye'nin daima Doğu Akdeniz'de hakkaniyete dayalı bir anlayış ve diyalogdan yana olduğunun, buna karşılık, Yunanistan'ın maksimalist deniz yetki alanı sınırlarını genişletmeye çalıştığının altını çizdi.

"Sevilla Haritası, hakkaniyetsiz bir yaklaşımı ortaya koyuyor"

Bakan Yardımcısı Kıran, Sevilla Haritası'na ilişkin yaptığı değerlendirmede, "Tarafsız bir gözlemci buraya (Sevilla Haritası'na) bakarak bile ne kadar hakkaniyetsiz bir yaklaşım olduğunu anlayacaktır. Bu yaklaşım hakkaniyete dayalı deniz bölgesi sınırlandırmasını mümkün kılmamaktadır." şeklinde konuştu.

Türkiye'nin beklentisinin, ABD ve AB'nin bu haritayı dikkate almaması olduğunu belirten Kıran, buna karşılık, AB üyeleri arasında da Doğu Akdeniz konusunda ortak bir yaklaşım olmadığına işaret etti.

Kıran, Fransa'nın Doğu Akdeniz konusundaki tutumunun açık olduğunu kaydederek, "Cumhurbaşkanı (Recep Tayyip) Erdoğan ve Fransa Cumhurbaşkanı (Emmanuel) Macron arasındaki telefon görüşmesinin ardından bu durumun normalleşmesini bekliyoruz." ifadesini kullandı.

AB'nin, Doğu Akdeniz konusunda bir tarafı destekleyen tutumundan vazgeçmesi gerektiğini dile getiren Kıran, "Yaptırım diliyle birlikte diyalog atmosferi mümkün gözükmüyor." değerlendirmesinde bulundu.

"AB, jeopolitik kar-zarar hesabı yapmalıdır"

Konuşmasında, AB ile Türkiye arasındaki iş birliğinin bölge için elzem olduğunun altını çizen Kıran, Türkiye ve Birliğin, bu iş birliğiyle güvenlik, istikrar ve bölgenin refahına katkıda bulunabileceğini kaydetti.

Kıran, "AB, jeopolitik bir kar-zarar hesabı yapmalıdır. Brüksel'de önümüzdeki hafta bir toplantı yapılacak. Pozitif diyaloğun yolunun açılmasını umuyoruz." diye konuştu.

Bakan Yardımcısı Kıran, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Türkiye'nin pozisyonu oldukça açık. Türkiye, Akdeniz'e sınırı bulunan bütün ülkelerle deniz yetki alanı sınırlandırma anlaşmaları için hazırdır ve Kıbrıs meselesinin çözülmesine kadar, Kıbrıs halkının haklarının da dikkate alınması mutlaka şarttır. Off-shore kaynaklar da iş birliğinin bir unsuru olmalıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan, burada bir bölge konferansı yapılarak, Doğu Akdeniz'de çıkarları bulunan, Kıbrıs Türk halkı dahil olmak üzere bütün tarafların dahil edildiği bir konferansın yapılması çağrısında bulunmaktadır. Doğu Akdeniz'de diyaloğu teşvik eden bizler, kalıcı ve kapsamlı bir şekilde Kıbrıs'ta çözüm arıyoruz. Kıbrıs Türk halkı da Kıbrıs'ın eş sahipleridir. O nedenle, Güney Kıbrıs Rum halkı bu adanın tek sahibi gibi hareket edemez. Bu bölgede, Türk halkıyla birlikte o gücü ve zenginliği paylaşmalıdırlar. Her kriz bir fırsata da bir kapı açar. Biz bunun da farkındayız. Doğu Akdeniz inanılmaz bir enerji potansiyeli taşımaktadır. Hepimiz sadece iş birliği yolundan geçerek, bu kaynaklardan faydalanabiliriz."

Aybet: İhtiyacımız bölgesel istikrar

Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Gülnur Aybet, Doğu Akdeniz'deki sorunun geniş bir Akdeniz sorunu haline geldiğini belirterek, "Son dönemde hem Yunanistan hem de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) son derece maksimalist bir yaklaşımla bu meseleye yaklaşmaya çalışması bunun nedenlerinden biri." diye konuştu.

Aybet ile Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Mike Doran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığınca video konferans yoluyla düzenlenen "Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de Hakkaniyet ve İşbirliği Vizyonu" başlıklı "Uluslararası Doğu Akdeniz Konferansı"nda birer konuşma yaptı.

Doğu Akdeniz'de hakkaniyet ve iş birliği üzerinde durulması gerektiğini belirten Aybet, Akdeniz'de bir şekilde oluşturulmuş istikrarın da tehlikeye girdiğini belirtti.

Sorunun geniş bir Akdeniz sorunu haline dönüştüğünü ifade eden Aybet, "Sadece enerji kaynaklarının çıkartılması ve aranması ile ilgili bir mesele değil diğer devletleri de ilgilendiren bir dizi sorun haline geldi. Mevcut sorunlar ise büyümüş ve tüm bölgeye yayılmış oldu." ifadesini kullandı.

Aybet bunun sebebini de "Son dönemde hem Yunanistan hem de GKRY son derece maksimalist bir yaklaşımla bu meseleye yaklaşmaya çalışması bunun nedenlerinden biri." sözleriyle açıkladı.

İki ülkenin sadece deniz yetki alanlarının belirlenmesinde değil buradaki doğal kaynakların paylaşılması konusunda da hakkaniyetten uzaklaştığını belirten Aybet, "AB ve ABD'nin de tek taraflı olarak Yunanistan'ın tarafını tuttuğu bir süreç yaşandı." dedi.

Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki tüm girişimlerin dışında bırakılması gibi bir durumun yaşandığına da işaret eden Aybet, "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın söylediği gibi mutlaka bu bölgedeki kaynakların hakkaniyetli bir şekilde dağıtılması gerekiyor. Bunu sağlayabilecek iş birliği mekanizmalarının oturtulmuş olması gerekiyor. Bölge ülkeleri ya da dışarıdan bazı etken ülkelerinde tek taraflı politikaları takip etmemesi gerekiyor." değerlendirmesinde bulundu.

"İhtiyacımız bölgesel istikrar"

Aybet, Akdeniz'de iş birliği amacıyla başlatılan girişimlere de atıfta bulunarak, bunların geniş kapsamlı ve tüm ülkelerin temsil edileceği şekilde olması gerektiğini söyledi.

Barselona Süreci gibi Akdeniz'de iş birliği çalışmalarını hatırlatan Aybet, "İstikrar sağlayabilmek ve bir Avro-Atlantik bölgesi oluşturabilmek için soğuk savaş sonrası dönemde farklı ihtiyaçlar vardı. Şu anki ihtiyaçlar farklı. Batıda bir yerlerde yapılmış bambaşka bir tasarıma ihtiyacımız yok. Şu anda bizim ihtiyacımız olan bölgesel istikrar sağlayabilecek, ihtiyaçlara karşılık verebilecek ve kapsayıcı bir yaklaşım." dedi.

EastMed Gaz Forumu'na da değinen Aybet, bu oluşumun birtakım ayrımlara gittiğini de ifade etti.

"NATO'yu bölecek bir yaklaşım hiçbirimizin istediği bir şey değil"

Aybet, Türkiye'yi dışlayıcı yaklaşımların ABD tarafında da görüldüğünü söyleyerek, "Özellikle GKRY'ye yönelik yaklaşımların teşvik edildiğini görüyoruz. GKRY, İsrail ve Yunanistan arasında Türkiye'ye karşı iş birliği kimsenin çıkarına hizmet etmez. NATO'yu bölecek bir yaklaşım hiçbirimizin istediği bir yaklaşım değil. EastMed Gaz Forumu, transatlantik ilişkilerin asıl özünü oluşturan anlayışa da karşıdır." sözlerine yer verdi.

ABD'nin Yunanistan ve GKRY'yi tek taraflı destekleyici yaklaşımlarının, sorunun çözümüne faydası olmadığını ifade eden Aybet, "Bizim ihtiyacımız olan tutarlı bir yaklaşım ve bu yaklaşımın bütün devletlerin çıkarlarını ve haklarını gözetecek şekilde olması, kaynakların hakkaniyetli ve eşit bir şekilde paylaşılmasının sağlaması." dedi.

Aybet, Yunanistan'la görüşmelerin başlaması ve bunun AB ile ABD tarafından desteklenmesinin olumlu bir adım olduğunu da sözlerine ekledi.

"ABD'nin güvenliği düşünüldüğünde Türkiye'nin önemini iyi anlamak gerekiyor"

Doran da konuşmasında, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki faaliyetlerini neo-Osmanlıcılık olarak algılayan ciddi bir kesim olduğunu fakat Türkiye'nin yaptıklarını bu şekilde yorumlamanın manası bulunmadığını söyledi.

Doran, bu fikre kapılanların endişelerini anladığını ama bu düşünceyi barındıran çok kişinin olmasının kendisini kaygılandırdığını aktardı.

ABD'nin bölgeden çekildiğine ve eskisi gibi varlık göstermediğine dikkati çeken Doran, bugün Doğu Akdeniz'de dışlanan ve yalnız bırakılan Türkiye'nin 2014-2015 yıllarına bakıldığında bölgenin sorunlarına çözüm üretebilmek için ilgili aktörler tarafından süreçlere dahil edilmesinin istendiğini hatırlattı.

Doran, bu meseleyi gözlemleyenlerin Türkiye'nin haklarını görmezden gelmemeleri, Doğu Akdeniz'de sular ve kaynaklar üzerinde hakkaniyetli bir paylaşımdan yana tavır takınmaları gerektiğini belirterek, şöyle dedi:

"Üzerine düşünülmesi ve anlaşılması gereken başka bir konu AB neden Türk halkının isteğinin dışında bir pozisyonda duruyor? Türkiye önemli bir NATO üyesi ve AB'nin, Batı'nın güvenliği için önemli bir rol oynuyor. Bölgedeki sorunların çözümü noktasında Türkiye'nin önümüzdeki yıllarda öneminin daha da arttığını göreceğiz. ABD'nin güvenliği düşünüldüğünde Türkiye'nin önemini iyi anlamak gerekiyor. Bu gerçeği bir tarafa atıp olayı neo-Osmanlıcılığa bağlamanın herhangi bir açıklaması yok. ABD'nin ve Batı'nın Doğu Akdeniz'deki durumu daha iyi kavrayabilmesi için biraz Fransa'nın gündemine bakması ve bu gündemlerin arkasında durmak gereken konular olup olmadığını kavraması gerekir."

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap