Bu ülkede şartlar sizi belli bir noktaya götürüyor

Gümrük alanında hem denetim hem idare kısmında 30 yıla yakın süre görev yapan Remzi Akçin, müsteşar yardımcılığından emekli olduktan sonra 3,5 yıldır da “uygulayan” kısımda yani özel sektörde meslek hayatına devam ediyor. “Tepeden tırnağa, iliklerime kadar gümrükçüyüm” diyen ÜNSPED YK Başkanı Akçin ile yolculuğunu ve anılarını konuştuk.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Doğan Selçuk ÖZTÜRK

● Remzi Bey, sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Ordu Gölköy doğumluyum. İlkokula Gölköy’ün Mahmudiye köyünde başladım ve ilkokul 2’de yani 1973’te İzmit’e taşındık. Karadeniz’de her doğan çocuk göçe muhtaçtır. Kartpostallık güzel bir coğrafya ama hayat sürdürmek gerçekten zor. Dolayısıyla bize de o yol göründü. Anadolu çocuğuyum ve ailemde de üniversiteyi bitiren ilk kişiyim.

O zamanlar iletişim imkanları bugünkü gibi değil. Neyin ne olduğunu çevrenizde soracağınız kimse de yok. Bir arkadaşım teyzesinin oğlunun Ankara Siyasal İşletme mezunu olduğunu ve kamuyu bırakıp çok iyi şartlarda özel sektöre geçtiğini söyledi. Bunun üzerine Ankara Siyasal İşletmeyi yazdım ve kazandım. Aslına bakarsanız bu ülkede hedefl erinizden çok şartlar sizi belli bir noktaya götürüyor. Neticede fakülte seçimimin temelinde bu var.

Siyasalı bitirdikten sonra sınavlara girip o zamanki adıyla gümrük kontrolörlüğünü kazandım. Stajyer, kontrolör ve baş kontrolör olarak yaklaşık 12 yılım geçti. 2000 yılında Gümrükler Genel Müdürlüğüne daire başkanı olarak atandım. 5 yıl daire başkanlığı yaptıktan sonra 5-5,5 yıl da Gümrükler Genel Müdür Yardımcılığı yaptım. Ben başladığımda Maliye ve Gümrük Bakanlığı olan kurum sonradan Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı oldu. 2011 yılında Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı döneminde Gümrükler Genel Müdürü oldum ve aynı yıl içerisinde Gümrük Müsteşarlığı Bakanlığa dönüştü. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın Teşkilat Kanununu hazırlayan kişiyim. Dolayısıyla Bakanlık döneminde de Gümrükler Genel Müdürlüğü atamam tekrar yapıldı. En son müsteşar yardımcılığından 2018 yılında emekli oldum. ÜNSPED gümrük müşavirliğinde önce genel koordinatör olarak başladım. Sonra yönetim kurulu üyesi oldum ve 2019 Nisan’dan bugüne de yönetim kurulu başkanlığını yürütüyorum.

"NE OLURSAN OL ÖNCELİKLE İNSANSIN"

● Kontrolörlük döneminizden başlayalım mı?

88-90 arası hayali ihracatlar tavan yapmıştı. Ben o zaman mesleğe yeni başlamıştım. Başlar başlamaz hayali ihracat soruşturmalarının içine daldım. Mesleğe nisanda başlamış, kasım ayına kadar evime gidememiştim. Denetimde usta çırak ilişkisi vardır. Refakatle çalışırsınız. Sizi hep bir üstat yetiştirir. Ondan ayrılır, diğerinin yanında başlarsınız. Bütün bu iki yıllık süreç boyunca hep üstattan üstada gezdim ama ilk başladığım üstadın bir lafını hiçbir zaman unutmadım. Bana dedi ki “Ne olursan ol öncelikle insansın. Hiç kimsenin onuruyla oynama.” İfade alıyor, insanları savcılığa veriyorduk, kimisi ağır cezada yargılanıyordu. Ki o dönemde hayali ihracatların bir kısmı devletin güvenliğiyle alakalı olduğundan Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanıyorlardı. “Bu soruşturmaları yapsanız bile insanların onuruyla oynamayın” demişti. Bütün hayatım boyunca gerçekten bu cümle bana yol gösterici oldu.

● Zor durumda kaldığınız bir kontrolörlük anınızı anlatabilir misiniz?

Bizde yetki dönemi vardır. 2 yıl üstat refakatinde, 1 yıl yetkili çalışılır, üçüncü yılın sonunda yeterlik sınavına girersiniz. Yeterlik sınavını alamazsanız denetimden ayırır, düz memur yaparlar. Yeterlik sınavına gireceğiniz o bir yıl içerisinde tek başınıza çalışırsınız. Yani refakatte birinin yanında çalışmazsınız ya da ortaksanız iki kişi çalışırsınız.

Ortağımla birlikte bize bir sınır ticareti soruşturması verilmişti. Terörün tırmanmaya başladığı 1990 yılında Hakkari ili Yüksekova Esendere sınır kapısına gittik. Güvenlik önlemi olarak sadece kimliklerimizi çantamıza koyuyor, kravatı çıkarıyorduk. Otobüse binip gidiyorduk. Seyahatlerimiz bu şekildeydi. Sınır ticareti kapsamında oranın aşiretlerinden biri düşük bedelde beyan ederek muaf olmayan eşyayı muafiyete tabi tutmuş. Aşiretin liderini ifadeye çağırdık. Adama “Sınır ticaretinde vergili eşyayı vergisiz çekmek için kıymetleri düşürüyorlar. Sizinle ilgili bir sorun yok ama siz bu eşyaları kaçtan çektiniz, ifade tutanağına yazmamız lazım” dedik. Ne olursa olsun serde can var. İster istemez tedirginiz. O zaman bilgisayar yok, diğer arkadaş 10 parmak daktilo yazıyordu. Dedim sen geç daktilonun başına. Ben söyledim, o yazdı. Neyse ifadeyi bitirdik. İfade tutanağı da tamamlandı. Buyur imzala dedik. Adam tam imzalayacak, bizim öbür arkadaş “Oku da öyle imzala” dedi. Adam dedi ki “Okumama gerek yok. Zaten söylediniz.” Bizimki tutturdu oku oku diye. “Yarın öbür gün başına bir şey gelirse bizden bilme” dedi. Başımdan aşağıya kaynar sular döküldü tabiri caizse. Vatandaşa kendinden emin bir şekilde “Bir şey olmaz imzala” dedim ve imzasını alıp gönderdim. Ondan sonra kapıyı kilitledim ve arkadaşıma veryansın ettim.

"DEVLETİ ZARARA UĞRATMIŞSINIZ"

● Trajikomik olaylara bürokraside çok rastlanıyor. Sizin başınızdan geçen birisini dinleyebilir miyiz?

Müsteşar yardımcılığı dönemimde bizim kara kapıları yap-işlet-devret yöntemiyle yürütülüyordu. Orada da yap-işlet-devret kurulu vardı. O kurulun bir dönem üyeliğini, bir dönem başkanlığını yaptım. Bir sınır kapımız için teklif alınmıştı, yap-işlet-devret kapsamında ihale usulü verilmiyor, teklif usulü veriliyordu. Odalar Birliğinin bir işletmesi tarafından yürütülüyordu süreç. Fayda maliyet hesapları yapılırken 9 buçuk yıllık bir süre tanınmış. Biz evrakları inceledik. 9 buçuk yıllık süreyi fazla bulup 3 yıl 9 aya indirdik. Sayıştay bu dosyayı incelerken dedi ki “Sizin bu süreyi daha fazla kısaltmanız gerekirdi. Daha az kısaltmak suretiyle devleti zarara uğratmışsınız.” Kurul üyeleri hakkında o zamanki rakamla 9 milyonun üzerinde zimmet çıkarttılar ve biz bu zimmetten dolayı Sayıştay’da yargılandık. Savunmasını da ben yaptım. Hatta savunma esnasında bir arkadaşımız bu haksızlıktan dolayı rahatsızlandı. Sonuçta aklandık. Fakat kamunun menfaatini düşünerek yaptığımız bir işten dolayı devleti zarara uğratma isnadıyla yargılanmış olmanın da acısını hiç unutmadım. Bir laf vardır. Devlete yapılan hiçbir iyilik cezasız kalmaz. O zamanki Maliye Bakanlığı Müsteşarı dostumuz moralimin bozuk olduğunu görünce, “hayırdır” diye sordu. Dedim böyle böyle bir olay var. “Boş ver” dedi, “ben sürekli yargılanıyorum.”

● Birçok iş seyahatine gitmişsinizdir. Aklınızda yer edinen seyahatleriniz oldu mu?

Türkiye’de gitmediğim 3 tane il kalmış. Dünyada da bütün kıtalara gittim ve ülke sayısını da hatırlamıyorum. Seyahatlerde ilginç anılar oluyor tabii ki. Kazakistan’a Gümrük Konseyi toplantısına gitmiştik.

Resmi bir akşam yemeğine davetliydik. Yemek bitti. Önüme kocaman pişmiş bir at kellesi koydular. Birden şaşırdım. Yanında kocaman bir bıçak. “Hayrola” dedim, “bu neyin nesi.” Dediler ki “Bizde at kellesi şeref konuğuna verilir. Onu parçalayıp dağıtmak onun görevidir.” At eti sığır etinden daha değerli orada. En afalladığım konulardan birisi buydu.

Bir de Doğu bloku ülkelerinde tamada geleneği vardır. En fazla da Gürcistan buna uyar. Yemeklerin hepsi içkilidir ve ev sahibi tamadadır. Çoğunlukla sözü şeref konuğuna verir. Görevi her konuda kalkıp bir konuşma yapmaktır. Örneğin kendi ülkesini anlatır. Ülkenin şerefine diye kadehler kaldırılır. Sonra sözü karşı taraftan birisine verir ve bu şekilde yemek sürer. Konuşmalar ve kadeh kaldırmalarla yemek saatlerce sürer. Bir gün böyle bir toplantıya gittik. Sofrayı kurdular. Tamada konuşmaya başladı. Ben içmiyorum dedim. Bizim heyetten kimse içmiyordu. Tamadalık yapabilmek için konuşmak, onun için de içmek lazım. Bu sefer sustular. Saatlerce sürecek yemek yarım saatte bitti.

Doğu blokunda Gümrük İdaresi Başkanları çok güçlüdür. Gelir vergisi sistemi gelişmediği için gümrük vergileri çok önemlidir ve Gümrük İdaresi Başkanları doğrudan presidente bağlıdır. Örneğin Rusya’da doğrudan Putin’e bağlıdır. Biz Gümrük İdaresi Başkanları toplantısına gittik. Ülkeyi söylemeyeyim. Toplantıyı yaptık. Karşı ülkenin heyet başkanı çok etkili ve güçlüydü. Kilolu, sevimli bir yüzü var, ayrıca da esprili birisi. Her konuşmasına gülmemeniz mümkün değil. Neyse akşam yemeğine gittik. Kendisi komik şeyler anlatıyor. Biz de sürekli gülüyoruz. Yemeğin sonlarına doğru önemli bir konuyu konuşuyoruz. Bu yine anlattı. Biz yine güldük. Adam şöyle döndü dedi ki “Niye gülüyorsunuz burada ciddi bir şey anlatıyorum.”

Artık tarifelere daire başkanı arkadaşımız bakıyor

● Tatlı anılarınız da vardır.

Gümrükte tarife diye bir birim vardır. Dış ticarete konu olabilecek eşyanın tamamı rakamlarla ifade edilir. Tarifeyi de Gümrükler Genel Müdürlüğü belirler. Ben de tarifeye bakan daire başkanıydım. Bir gün müsteşarın şoförü geldi yanıma. Dedi ki “Başkanım sizden bir şey isteyebilir miyim?” “Tabii neden olmasın” dedim. “Bu tarifeleri biraz daha düşük belirleseniz.” “Hayrola” dedim. “Lokantaya gidiyoruz, önümüze yüklü bir hesap çıkıyor. Şu tarifeyi biraz düşük belirleseniz de daha az yemek parası ödesek” dedi. Ne diyeyim tamam dedim. Yemek tarifesi ile gümrük tarifesini karıştırmış arkadaşımız. Aradan birkaç ay geçti. O arada ben genel müdür yardımcısı oldum. Bir laboratuvar açılışı vardı, oraya gitmiştik. Tekrar yanıma geldi şoför arkadaşımız. “Genel müdürüm bir şey söyleyebilir miyim?” “Buyur söyle” dedim. “Lokantaya gidiyoruz...” diye başlayınca dedim ki, “Artık tarifelere daire başkanı arkadaşımız bakıyor, git ona söyle.”

"Ustalık eserim" olan 8. kitabımı bitirdim

Son dönemde en övündüğüm konu sekizinci kitabımı bitirmiş olmam. 15 yıl önce gümrüğün her şeyini anlatan, herkesin anlayabileceği, mevzuata boğulmamış bir kitap kaleme almayı planlamıştım. Zamansızlık nedeniyle nasip olmadı. Şimdi iyi ki ertelemişim diyorum. Çünkü ÜNSPED’e başladıktan sonra işin özel sektör kısmını, tabiri caizse masanın bu tarafında çileyi bizzat çekenlerin durumlarını da kitaba yansıttım. “Tüm Yönleriyle Gümrük İşlemleri” isimli bu son kitabımı ustalık eserim olarak görüyorum.