Doğan Cüceloğlu: Nasıl ‘biz’ olunur?

Vefat haberini üzüntüyle öğrendiğimiz değerli psikolog ve yazar Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu, son söyleşisini HAFTA dergimizde Buse Biçer Akbaş'a verdi. Bu hafta raflarda yerini alan dergimizde Doğan Cüceloğlu, 'Nasıl biz olunur' ile keyifli ve mutlu bir hayatın şifrelerini anlattı...

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

 Buse Biçer Akbaş / HAFTA

Hayata dokunan ve dokunduğunda iz bırakan kişiler vardır. İletişim psikolojisi uzmanı Doğan Cüceloğlu gibi. Kendi iç dünyasının kapılarını sonuna kadar açtığı yeni kitabında ‘Kendini keşfetmeye, zorluklarla başa çıkmaya var mısın? diye soruyor.  Doğan Cüceloğlu ile ilişkilere ve hayata dair çok özel bir söyleşi gerçekleştirdik...

Yeni kitabınızda niyetin saflığından bahsediyorsunuz.  Niyetin saflığını nasıl keşefeder insan?

Çocuk doğduğu zaman farkındalık yolculuğuna başlıyor. “Güvende miyim? Kabul ediliyor muyum? Seviliyor muyum?” tüm bunların farkında. Bunu bulursa diyor ki; ‘Tamam, yolumuz açık, yolculuğa devam. Güvende değilse, sevilmiyorsa, iç beyin   diyor ki; Sende bir bozukluk var, kabul edilmiyorsun, sevilmiyorsun.! O zaman iç beyin hayatta nasıl kalabilirim? diye yorum yapıyor. ‘Ebeveynimin istediği gibi olmam lazım, annemin istediği gibi olmam lazım, babamın istediği gibi olmam lazım, öğretmenimin istediği gibi olmam lazım, komşularımızın istediği gibi olmam lazım’ diyor.  Ancak ergenlikte yeter be! diye bir taraf ortaya çıkmaya başlıyor. O zaman da kıyametler kopuyor, ne oldu bu çocuğa diye  bütün toplum onun üzerine yüklenebiliyor.

Niyetin saflığı sevgiden geliyor o zaman?

Anadolu kültüründe, bizim tasavvuf geleneğinde Yunus Emre, Mevlana söylemiş sevginin gücünü… Sadece sev… İlişkide altı boyut var.  “Sen varsın, umurumdasın, seni olduğun gibi kabul ediyorum, sen teksin, o tekil içinde benim için değerlisin, sen güvenilecek bir potansiyele sahipsin, emek ve zaman vermeye değersin, seviyorum seni, sana saygım var.” Bu altı boyut muazzam önemli.  Bir çocuk bunlarla beslendiği zaman, -ben buna ilişkinin gıdaları diyorum- olabileceğinin en iyisi olma yolunda gelişmeye başlıyor. 

Güvenme duygusu doğuştan başlıyor söylediğinize göre. O zaman sevgiden önce mi geliyor güven?

Bence güven en başta geliyor. Nasıl ki bedeninizin oksijene ihtiyacı var. Oksijen aldıktan sonra hemen diğerleri başlıyor. Güven olmadan, biz sevgi ihtiyacının bile farkına varamayız. İnsanın ‘önce bir var oluşunu  garanti altına alman lazım durumu’ var. Güvenin de düzeyleri var. İnsan biyolojik bir yaratık. Biyolojik güvenden bahsedebilirsin. İnsan duygusal bir yaratık. Duygusal güvenden bahsedebilirsin. İnsan zihinsel yani aklı olan bir yaratık. Akıl güveninden bahsedebilirsin. İnsan ilişkiler içerisinde var olan bir yaratık. İlişki güveninden bahsedebilirsin. Bir de insan inançları olan, değerleri olan bir yaratık. Böylelikle,  inanç güveninden bahsedebilirsin. Bunların hepsi birbiri içine geçmiş vaziyette.

Peki takdir edilme, beğenilme, tam karşısında karşısında da ise  suçluluk ve değersizlik hissi.  Neden  önemsiyoruz bu duyguları?  Dengeleyebilir miyiz?

Yetişilen ortama bağlı bu aslında. Hep bahsettiğim iki tür kültür var. Denetim odaklı korku kültüründe; çocuk küçüklükten ‘sen benim değer verdiğim kadar değerlisin, benim farkına vardığım kadar varsın, emek ve zaman vermeye değer görüyorsam demek ki sevileceksin, değilsen onu ben bilirim.’ şeklinde bir ‘tanıklık’ sisteminde yetişiyor. Bu yüzden yedi yaşına kadar, bu benim denetim odaklı korku kültürü dediğim ailenin içinde yetişen çocuk; ‘ben kimim? değerli miyim? sevilmeye layık mıyım? sorularının cevaplarını gözlerden anlamaya çalışıyor. Ancak sevginin hakim olduğu gelişim odaklı değerler kültürü dediğim ortamda, ana baba çocuğa öyle bir yolculuk yaptırıyor ki, verdikleri mesaj ‘Unutma sen hep kendinle berabersin.  Sen kendi gözünde kendine hesap veren birisin aslında. Bilsen de bilmesen de sürekli sen kendinle berabersin. Onun için sen kendi tanıklığını keşfet.

Kitapta bencillik konusu da var.  Bencil insan değişir mi?

Bencil insan hasta insandır. Bencil insan mutsuz insandır. Bencil insan kapanmış katı insandır. Onun çocukluğuna gittiğin zaman, birazcak öğrenmeye başladığın zaman, çocukluğunda çektiği acıyı, ne zaman kapandı, ne zaman bencil oldu, ne zaman onu çok acıttılar ve içine kapandı? Bunları gördüğün zaman dersin ki; canııım vay vay vay vay vaaaaay. Onun için çok sabırlı olacaksın mesela ben şükür duygusu içerisinde merhaba derim böyle insanlara  ama benim de önceliklerim var tabii. Yani biri gelip benim beş -  altı ay bütün enerjimi sömürebilir. Fakat bu altı ay içerisinde ben bir kitap da  yazabilirim. benim geleceğimle, ülkemin geleceği, topluma vereceğim gelecekle ilgili hangi seçenek daha verimli Bakmam lazım. Onun için önceliği seçmek gerekir.

Sistem de bencil olmaya mı itiyor insanları?

Kapitalist sistem, para kazanmak istiyor. Sistem için var oluş sebebin senden para kazanmak.   Senden para kazanmak için seni ikna etmesi lazım. Ne için ikna etmesi lazım? İşte benim istediğim şekilde para harcarsan daha mutlu olacaksın, daha güçlü olacaksın, hayatın daha anlamlı olacak, şeklinde bir nevi imaj satıyor. Böylelikle şunu farkına varıyorsun ki ben cebimdeki para kadar mutlu olabilirim. Mevki, makam kadar mutlu olabilirim. Sahip olduğum şeyler kadar mutlu olabilirim. Ondan dolayı yöneliyorsun buna. Çoğu kere sonlara doğru jeton düşüyor, anlıyorsun. O zaman da nefesin tükenmek üzere oluyor… Eğer uyanabilirsen… O kadar çok öykü var ki bu konuda.

Kişi nasıl kurtulabilir narsizm pençesinden?

Sen- ben olarak yoluna devam ettiği zaman insan, ‘bizi’ eksik bırakırsa, eziklik, boşluk, anlamsızlık gibi duygularının farkına varıyor ve Yalnızsın diyor. Yalnızsın. Bu mu istediğin? Bu mu yolculuk? Bu mu gideceğin hedef? Şöyle bir düşünüyor... ve o zaman ‘bize’ döndüğü zaman narsizm hastalığından kurtuluyorsun.

Nasıl başlar bir ilişki?

İki insan birbirinin farkına vardığında mesaj alışverişi başlar. Duyarlı olduğun zaman bunu hemen hissetmeye başlarsın. İlişki, eğer sık sık aynı ortamlarda bulunuyorsanız, başlar. Örneğin, Karı-koca ilişkisi, Öğretmen-öğrenci ilişkisi. Aynı ortamda çalıştığınız zaman çalışanların arasında, yöneticiler arasında ilişki var.  Hayatın da anlamı bu.

Akşam yatmadan önce haydi toplanalım bir günümüz nasıl geçti? Neleri iyi yaptık? Neleri daha iyi yapabiliriz? Konuşalım. Sohbet devam ettiği sürece o sizin aşınız. Emniyetiniz. Yeter ki sohbet durmasın, yeter ki siz o değerleri kendiniz yaşayın. Ve böylelikle çok tatlı bir yolculuk olur. 

 

Benci ortamda ‘biz’ oluşur mu?

Denetim odaklı korku kültüründe yetişen birisi neyin özlemini çekiyor? Güçlü olmanın özlemini çekiyor. Çünkü hep güçlü olanlar ona şöyle yap, böyle giyin, şöyle gül, böyle yaz demişler. İçinde bir özlem var. Ne diyor..  ‘benim de bir gün sıram gelecek!’. Baba çağırıyor oğlunu diyor ki; oğlum bak evleniyorsun, çok şükür muradını göreceğim. bana babam söyledi ben de sana söylüyorum, ilk gece karının gözünü korkut. Kadına ne diyoruz? Kız, erkek kısmı kadir kıymet bilmeeez. Ayağına sen bas kız… ayağına sen bas nikahta. Kadının fendi erkeği yendi!  Böylelikle birbirini denetleme üzerine bir ilişki kuruluyor. Ben bilicinde olan ‘ben’, ‘sen ilişkisi’ kurmak istiyor. Ancak Savaşçı yolculuğunda gittikçe şunun farkına varıyor, benim yaşamımın anlamı, benim sahip olduğum sorumluluklardan geliyor. Ve böyle olunca sen sorumluluğunu keşfetmeye başlıyorsun. Verilen sorumluluklar değil! Aldığın sorumluluklar oluyor bunlar. Sana verilen sorumluluklar değil. Mevki makamdan gelen değil. Gönlünden farkına varıp kendine biçtiğin sorumluluklarla ekibini keşfediyorsun.  Vay benim şunu yapmam lazım. O sırada biz oluşuyor.

Son dönemde boşanmalar da çok artıyor. “Kadın isterse evlilik devam eder” yaklaşımı doğru mu?

Eğer erkek ben bilincindeyse, kadın biz bilincindeyse şöyle bir bakıyor, bunun içerisinde biz potansiyeli var, yeşertebilir miyim acaba, diye. Orda kadının bilgeliği ve yönetimi devreye giriyor. İlişkinin potansiyeline bakıyor. İlişkinin potansiyelini hissediyor ki bu iyi bir insan aslında ama biz olmaya fırsat bulamamış. Kadın, bu şekilde ilişki kurmaya başladığında, adamın içindeki o insan olma yönünü beslemeye başlıyor ve sohbet getiriyor yaşama. Şöyle yaptın, böyle yaptın ama çok üzüldüm, beni kırdı bu, biliyorum o sen değilsin. Ama bizim yolculuğumuz var diyor. Karşıdaki de  insan oğluysa yavaş yavaş formunu alıyor, orada biz oluşmaya başlıyor. Bu uyum nasıl olacak, meselesi. Ancak, bazı evlilikler var ki; lağım gibi pis kokuyor. Bunun içinde bir de çocuk yetiştirmeye çalışılıyor. Ne yapıyım çocuklar için boşanmadım diyor kadın. Bu hiç kimseye faydalı değil.

İlişkinin potansiyelini bulmak ne demek?

Bir tohumu düşünün. Örneğin, meşe palamudunu. Bu meşe palamudunun içinde gür bir meşe ağacı var. Ortamını bulursa eğer bu gür meşe ağacı çıkacak ve buradan tüm Türkiye’yi meşe ormanına boğacak.  Ortamını bulamazsa eğer yavaş yavaş kaybolup gidecek çürüyecek. O bakımdan ilişkinin potansiyeline bakmak lazım. Barış içinde, kavga etmeden, anlaşmalarla özgürlüğü seçip, sağlıklı bir ortam içerisinde olmaya özen göstermek lazım. 

Eğitimli, mesleğini eline almış kadınlar evlilikte daha mı güçlü oluyor?

Kadın yükseldikçe mesleğinde, para kazandıkça evlenme şansı azalıyor. Eğer kadın da ‘ben’ bilincindeyse o zaman savaş başlıyor. ‘Sen erkeksen, ben de kadınım, ne var, diyor. Ne var? Paraysa para kazanıyorum. Meslekse meslek. Akılsa akıl. Boşanma durumu oluşuyor.

Hangi durumlarda evlilik kesinlikle bitmeli sizce?

İnsan olarak hiç umursanmıyorsanuz. Seni olduğun gibi kabul etmiyor, sürekli yargılıyorsa. Seni evrendeki tekliğin içerisinde kabul etmiyorsa, değer vermiyorsa, değersiz görüyorsa, senin potansiyeline güvenmiyorsa, senin gelişimin onun umurunda değilse, sadece sonuçlara bakıyorsa ve emek ve zaman vermeye seni değer görmüyorsa, saygısı yoksa, sorumluluk almıyorsa. Bunların ara sıra değil, sistematik şekilde devam etmesi önemli.

Bir erkek ile bir kadın evlenince karı-koca, çocuk olduğunda aile olur derler. Sizce Aile nasıl olunur ve korunur?

Ailede devam eden sohbetin olması meselesi çok önemli. Onun için ben sık sık mutlaka haftada bir aile toplantısı yaparım. Ailede ilk başta başladığınız zaman bu ailenin temel değerleri nedir konusunda bir gözden geçirme yapın. Benim önerdiğim 8 tane değer var. O değerleri çocuklarla tartışın kafalarına yatıyor mu yatmıyor mu?

AİLE DEĞERİNİN OLUŞMASI İÇİN KİLİT SORULAR

1. Merak etmek bir özgürlük olarak, değer olarak bizim ailede yaşasın mı? Merak ettiğini çocuk sorabilsin mi?

2. Hakkaniyet önemli mi? Biz hakkı olanın hakkını vermek durumunda olmalı mıyız? Yoksa keyfi mi olalım?

3. Dürüstlük önemli mi bizim ailede? Yoksa dürüst olmamayı kabul eder miyiz? Yani anne de dürüst olacak baba da dürüst olacak, büyük de dürüst olacak küçük de dürüst olacak. Önemli mi yoksa yalan söylemek okey mi? Bunun tartışmasını yapalım.

4. Sorumluluk önemli mi bizim ailede?

5. Halden anlamak önemli mi bizim ailede?

6. İş birliği bizim için önemli mi?

7. Saygı önemli mi?

8. Sevgi önemli mi?