21 °C

Erdoğan: Terör saldırısına Avrupa'nın sesi çıkmadı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yeni Zelanda'daki terör saldırısına ilişkin, "Bu olayda Avrupa'nın sesi çıktı mı? Hayır. Batı medyası işi tamamen sinsice götürüyor." dedi.

Erdoğan: Terör saldırısına Avrupa'nın sesi çıkmadı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kanal 7 ve Ülke TV ortak yayınında katıldığı "Cumhurbaşkanı ile Seçim Özel" programında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

"Bugün için Çanakkale ruhu ne anlama geliyor?" sorusu üzerine Erdoğan, "Bir terörist çıktı, bir serseri çıktı. Benim ülkemi kendine göre ikiye böldü. 'Anadolu yakasında yaşarsanız ne ala ama Avrupa yakasına geçmeye kalkarsanız şöyle yaparız, böyle yaparız.' Tabii bu, oradaki zihniyetin acaba bir ifadesi miydi? Çünkü bu olay, bireysel bir olay değildir. Bu olay, tamamen örgütlü bir olaydır. Zira burada 50 Müslüman şehit edilmiştir. Bunların içinde yavrular var 3-4 yaşında. Acımasızca bunlar orada şehit edilmiştir." diye konuştu.

Charlie Hebdo olayında bütün dünyanın Avrupa'da bir araya geldiğini ama Yeni Zelanda'daki olayda Avrupa'nın sesinin çıkmadığını dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:

"Avrupa'dan henüz daha bir şey duymuş değiliz. Batı medyası işi tamamen sinsice götürüyor. İslam dünyasından da ses yok sadece Türkiye olarak biz yorumlarımızı, değerlendirmelerimizi yapıyoruz. Yardımcımı, Dışişleri Bakanımı, geniş bir heyet ile gazeteci arkadaşlarla beraber Yeni Zelanda'ya gönderdim. Orada görüşmeleri yaptılar. Genel Vali, Belediye Başkanı, Başbakan ile görüşmelerini yaptılar. Benim de oradaki İslami cemaat liderleriyle, arkadaşlarımız toplantıdayken sabah telefon bağlantısıyla görüşmem oldu. Bizi üzen şey şu; bir taraftan barıştan, özgürlüklerden bahsedeceksiniz ama bütün bunlardan bahsederken bir terörist ortaya çıkacak, ondan sonra da onunla ilgili çok farklı bir yaklaşım olacak."

Daha önce de aldığı bilgilere göre, olayın zanlılarına 11 yıl gibi bir mahkumiyetin verildiğini anlatan Erdoğan, "Bu sabah yaptığım görüşmede oradaki Müslüman cemaatlerin liderleri de 15 gibi bir şeyden bahsediyorlar. Yani 50 Müslüman orada şehit ediliyor, bunların cezası azami 15 yıl olacak. Böyle bir şey olabilir mi? Bu, kabul edilebilir mi? İdam bugün Amerika'nın bile belli eyaletlerinde hala devam ediyor, dünyanın değişik yerlerinde hala devam ediyor. Bu çocuk oyuncağı mı? 50 insan, ibadet esnasındayken şehit ediliyor. Kiliselerde, şurada, burada bunların hiçbirini kabul etmiyoruz. Böyle bir şeyin olmaması lazım. Bizim ülkemizde böyle şeylere asla müsaade etmedik, her türlü tedbiri aldık. Ama bunlar, bu tür şeylerde çok rahatlar. Böyle bir şeyi kabullenmek mümkün değil." ifadelerini kullandı.

"Her şey teknoloji değildi"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Yeni Zelanda'dan, 16 bin 500 kilometreden bunlar Çanakkale'ye niye geldi? Avustralya niye geldi? Kanadası, Amerikası buraya niye geldiler? Biz o zamanın şartları içinde, bunlar dünyanın en güçlü ordularına sahip oldukları halde, biz Seyit Onbaşı'nın o topuyla, o mermisiyle orada onları Çanakkale'nin sularına gömdük. Bu tabii bir şeyi gösteriyordu, her şey teknoloji değildi. Her şey imkanlarla olmuyordu. Ama bir de nusret-i ilahi vardı. Meşhur 15'liler hikayesi. 15 yaşındaki çocuklar, Çanakkale'de bu savaşa katılıyor. O kadar askerden yoksun bir dönemdeyiz. Rabb'im orada nusreti veriyor ve Çanakkale'den bizler zaferle çıkıyoruz.

Her yıl bunlar anma törenlerine gelirler biz her türlü kolaylığı gösteririz. Gazi Mustafa Kemal'in 'Burada koyun koyuna yatıyorlar, yatacaklar, endişe etmeyin.' gibi gayet güzel bir ifadesi de var. Ama demek ki bunlar bu tür şeylerden anlamıyorlar. Nasıl o zaman tabutlarıyla dönenler olduysa, bugün de böyle bir şeye tevessül edecek olurlarsa, bu millet aynı cevabı vermekten geri değildir."

Yeni Zelanda'daki saldırıyı gerçekleştiren teröristin Ayasofya'ya minareyi yakıştıramadığını ifade eden Erdoğan, "Senin dedelerin bu işi ne kadar kudretle yapabildiyseler, sen onların seviyesine bile çıkamazsın. Terbiyesiz, önce haddini bileceksin. Sen daha bu milleti tanımamışsın. Geldi bu adam burada 3 gün tur attı. Çevreyi dolaştı." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, teröristin Konstantinapol meselesiyle ifadelerinin sıradan ifadeler olmadığını, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun oğlunun ifadelerine benzediğini anlatarak, şunları kaydetti:

"Demek ki bunların ruh kökünde, düşünce dünyasında hala bunlar yaşıyor. Ama şunu bilmeleri lazım ki burası İslambol. Konstantinapol olma diye artık bizim ne bir düşüncemiz ne bir hayalimiz... Böyle bir şeyi yaşatmayız. Bu ülkenin içinde yok mu? Var. Ana muhalefetin başındaki adam gibi. Gezi olaylarında 'Zulüm 1453'te başladı.' diye yazanlar. 'Terör İslam dünyasından kaynaklı.' ifadesini kullanıyor bu ülkenin ana muhalefetinin başı. Lafı geldiği zaman bu ülkenin yüzde 99'u Müslümandır diyeceksin ondan sonra da faturayı geleceksin, 'Terör İslam dünyasından kaynaklı.' bunu kullanacaksın. Bunları anlamakta ben zorlanmıyorum ama zorlananlar var. Niye? Hala bu adamın peşine takılıp gidenler var. Avustralya'daki o alçak bir senatörün kullandığı ifadelerden bunun bir farkı var mı? Aynı ifadeleri kullanıyor. Demek ki aynı merkezden yönetiliyorlar. Bu da tabii hassasiyetimizi çekiyor. Bu ifadelerimin altında bunlar yatıyordu."

Beka meselesi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, seçmenin beka meselesine bakışının ne olduğuna ilişkin soru üzerine Erdoğan, milletin buna nasıl baktığını ifade etmekten öte beka meselesinin ne olduğunun millete anlatılması gerektiğini söyledi.

Ana muhalefet partisi ve diğerlerinin "Beka meselesi yoktur." dediğini hatırlatan Erdoğan, şöyle devam etti:

"YPG'nin, PYD'nin terör koridoru olarak ilan ettiği yer bizim sınırımız değil mi? 911 kilometre sınır var ve buradan Kilis'e, Gaziantep'e, Urfa'ya roketlerle, havanlarla yapılan saldırılar bizim beka meselemiz değil mi? Yüzlerce buraya atılmış bombalar, havanlar var. 100'ün üzerinde buralarda şehidimiz var. Bunları beka meselesi olarak görmeyeceğiz de neyi göreceğiz? Biz bunlara 'İyi yapıyorsunuz, hoş geldiniz mi?' diyeceğiz. Buna hakkımız var mı? Bay Kemal'in keyfi yerinde. Niye? 'Oradan atılsa bu tür bombalar, havanlar falan filan... 'YPG bize saldıracak mı?' diyor. Daha ne yapacak? Bize saldırdı bile. Şu anda eğer biz o terör koridorunu kapatmamış olsaydık, Afrin'den ve Cerablus'tan biz yarma harekatımızı gerçekleştirmemiş olsaydık, bugün bizim güneyimiz tamamen bu teröristler tarafından işgal edilmiş olacaktı. Biz bunu Kobani'de yaşadık. Kobani'de Obama bir gece beni aradı, 'Kobani yarın düşecek.' dedi. 'Ne olacak?' dedim. Bana verdiği cevap, 'İlla burayı açın, bunlara yardımcı olun, bunlar da içeriye girsinler.' 'Biz bunu şu anda yapamayız.' dedik. Ama sizin anlattığınız gibi de bir durum söz konusu değil. Öyle bir noktaya getirdiler ki o gece helikopterlerle Kobani'ye sandıklarla silahları, mühimmatı indirdiler. Ciddi bir çatışma bölgesi de orada oluştu."

Erdoğan, Kürtlerin bazen "Türkiye Cumhuriyeti hükümeti bize sahip çıkmıyor." dediğini dile getirerek, Aynularab'dan (Kobani) gelen 300 bin Kürt'ün Türkiye'de olduğunu anlattı. Bu konuda dürüst ve yaklaşımlarda samimi olunması gerektiğini aktaran Erdoğan, şunları kaydetti:

"Şu anda bizim oradaki samimi yaklaşımımız, değer taraflardaki Cerablus'ta, Afrin'de takındığımız tavır, eğer onun da önünü açsaydık, bizi çok daha zor duruma düşürebilirdi. Böylece bu işi güneyden kurtarmış olduk, oraları güvence altına almış olduk. Zaten benim güvenli bölge ifadem buradan kaynaklanıyordu. Eğer biz güneyde güvenli bölgeyi ilan edemezsek her an bu sıkıntıyı yaşarız ama bu güvenli bölgeyi ilan eder de burada koalisyon güçleriyle müşterek bir hareket içine girersek, buraları teminat altına almış oluruz."

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, mitinglerde bazı HDP'li milletvekillerinin söylediklerini dile getirdiğini belirterek, eski HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ'ın "Biz sırtımızı PYD'ye, YPG'ye" dayadık demesinin çok manidar olduğunu söyledi.

"Bunlar beka meselesi olmaz mı?" diyen Erdoğan, yine "1 Temmuz'a kadar terörle mücadele yasasını kaldırmazsanız savaş kapıdadır." denildiğini belirterek, "Yasal olarak kesin suçtur. 1 Temmuz geldi, geçti. Savaş kapıdaysa haydi gelin, topunuz gelin." diye konuştu.

Cudi'de, Gabar'da, Tendürek'de terör örgütü PKK'nın inlerine girildiğini anımsatan Erdoğan, FETÖ'ye de "Nereye kaçarsan kaç kovalayacağız" dediğini kaydetti.

Erdoğan, "10 binler eğer cezaevinde duruyorsa, hukuk noktasında ne yapılıyorsa bunların bir sebebi var. Demek ki böyle yol geçen hanı değil bu memleket. Öbürü kalkıyor, Kandil'den mesaj veriyor. 'Oylar kesinlikle şuraya.' Diyorlar ki bizim onlarla bir ilişkimiz yok." dedi.

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli'nin "Kürdistan'da oylar HDP'ye, batıda AK Parti ile MHP'yi yok edeceğiz." dediğini dile getiren Erdoğan, Türkiye'de Kürdistan diye bir bölge olmadığını, Kürdistan'ın Irak'ın kuzeyinde yer aldığını söyledi. Erdoğan, "Çok seviyorsan, defol git oraya, orada yaşa." ifadelerini kullandı.

Bu gerçeklerin millete anlatılması gerektiğini, bunların hepsinin bölücü hareket olduğunu vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi:

"Zaten bunlarda bir bölücü örgütün şu anda önde gelenleri değil mi? Arkalarında bunların terör örgütü var. Bunlar da siyaseten önde görünenler. Bunlara 31 Mart'ta sandıkta milletim gereken dersi vermezse bunlar daha da şımaracaklar, azacaklar. Bizim birbirimizle olan sadakatimiz, rabiamız dediğimiz konu bu. 'Bütün olarak birbirimizi çok iyi anlamamız lazım. Bu oyuna gelmememiz gerekir.' diye bu ifadeleri kullanmak zorunda kalıyoruz."

Erdoğan, Kandil'deki terörist başının talimatı verdiğini belirterek, "Ama ne diyorlar, 'Bizim onlarla bir alakamız yok, hiçbir temasımız yok, onlarla ittifakımız yok.' Her şey ortada. Onun için 31 Mart sandığı çok önemli. Şu ifadelere karşı bir beka meselesidir. Bunun cevabı da ancak sandıkta en güzel şekliyle verilecektir." diye konuştu.

Ayasofya'nın ibadete açılması talebi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Yeni Zelanda'daki saldırıda teröristin 74 sayfalık manifestosu olduğunu belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bunun böyle bir manifesto yazması mümkün değil. Bu özel bir kurul tarafından hazırlanmış bir manifesto. Bunun arkasında çok ciddi bir kurul var. Çünkü Batı'nın niye sesi çıkmıyor? Batı'daki medyanın niye sesi çıkmıyor. Bunu bulmuşlar ve hazırlayıp eline de vermişler. Benim ülkemin adı geçiyor, şahsımın adı geçiyor, Ayasofya'nın da adı geçiyor. Ayasofya adeta sanki emanetmiş de onu geri alacaklar. Sıkıysa geri al. O ayrı mesele. Burada hala ülkemizde birileri bakıyorsunuz 'Ayasofya açılsın.' Kardeşim bir şeyi söylerken duygusallıkla, bu alçağın, teröristin sözlerine karşı böyle bir talepte bulunmanın bir anlamı yok."

Erdoğan, Büyük Çamlıca Camisi'nin kapalı bölümler olarak 30 bin, açık alanıyla da yaklaşık 60 bin kişi aldığını dile getirerek, bunun Cumhuriyet döneminin en büyük camisi olduğunu, yine Sultanahmet ve Süleymaniye camilerinden de daha büyük olduğunu anlattı.

Bu dönemde yapılan camilerin sayısının çok fazla olduğunu vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Büyük Çamlıca Camisi'nin ramazan öncesi resmi açılışını da yapacağız. Bu oyunlara gelmeyelim diye. Çünkü bunlar da bir tahriktir. Tahrik unsurlarını bozalım diye açıklamasını yapmak durumunda kaldım. Orada mesela bir sergi yapıldı, orada Kur'an tilaveti de yaptık. Belli bir bölümünde şu anda namaz da kılınıyor. Bunları da aşmak bizim için sorun değil aşarız ama getirisi, götürüsü nedir? Bunu da burada açıklamam doğru olmaz. Bunun bir götürüsü var. O, bizim için faturası çok daha ağırdır. Unutmayalım dünyanın çok çeşit ülkelerinde bizim binlerce camimiz var. Acaba bunu söyleyenler, bu camilerin başına ne gelir, bunu düşünüyor mu? Şu anda kundaklama hareketleri, bir çok şeyler yapılıyor. Bunları düşünmeden, bunların hesabını yapmadan söylüyorlar. Kusura bakmasınlar bunlar dünyayı tanımıyorlar, muhataplarını bilmiyorlar. Ben bir siyasi lider olarak bu oyuna gelecek kadar istikametimi kaybetmedim. İslam dünyasının yükünü çekiyoruz. 'Nerede, ne oluyor, ne olabilir?' Bunların hepsini düşünmek zorundayız. Onun için hassas olacağız, dikkatli olacağız."

"Türkiye'ye bunların da ihtiyacı var"

Yeni Zelanda'daki terör saldırısında, İsrail Başbakanı Netanyahu'nun oğlunun söylemlerinde ve Hollandalı AP üyesi Kati Piri tarafından hazırlanan "2018 Türkiye Raporu"nda Ayasofya ve İstanbul'un sürekli zikredilmesi hususunu değerlendiren Erdoğan, şunları kaydetti:

"İsrail, siyonizmin beşiği. Orada şu anda seçim var. Başbakan şu anda yargılanıyor, hanımı yargılanıyor. Hepsi de aynı şeylerden yargılanıyor. Manidardır. Oğlu da bu olayla aynı derinlikte olan ifadeler kullanıyor. Bir defa 'Konstantinopol' ifadesi durup dururken söylenecek bir şey değil. Babasıyla yatan bu evlat aynı şekilde kalkıyor. AP'deki kadını zaten hiç dile dolamaya gerek yok. Hiç propagandasını yapmayalım. Avrupa Parlamentosu'nun almış olduğu kararların, yaptığı açıklamaların bizi bağlayıcı hiçbir yanı yok. Kıymet-i harbiyesi yok. Kendileri çalıp kendileri oynuyorlar. Bunlar, Avrupa Birliği'nin bizimle müzakereleri durdurması nasihatinde bulunuyorlar ya ah keşke öyle bir şey yapsalar, bizimle müzakereleri durdursalar veyahutta Türkiye'yi Avrupa Birliği'nin dışına çıkarıverseler. Yapmazlar, yapamazlar çünkü Türkiye'ye bunların da ihtiyacı var."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendisinin sabırlı olduğunu belirterek, bu alanda bildiği çok şey olduğunu söyledi. Bunların zamanında kullanılınca değeri olacağını ifade eden Erdoğan, zamanlı kullanılmayan bilgilerin değerli olmadığını aktardı.

8,5 milyar dolar yardım

Programa konuk olan gençlerden gelen "Uluslararası camiada, dünyada pek çok mazlum ülkenin sesi oldunuz? Bu sorumluluk size nasıl hissettiriyor?" şeklideki soru üzerine ise Erdoğan şu değerlendirmelerde bulundu:

"İslam dünyasında birçok ülke... Bazıları sıkıntılarını direkt olarak bize yansıtıyorlar. Ayni, nakdi bütün bu ülkelere elimizi uzatıyoruz. 2018 örneği bütün bu en az gelişmiş ülkelere yardım konusunda milli gelire oranla Türkiye'nin onlara verdiği destekte biz 1 numarayız. Amerika bazen diyor ki 'Ben bir numarayım.' Hayır değil. OECD'nin rakamları var. Açıklanan rakamlara göre Türkiye gayri safi milli hasılaya göre dünyada 1 numara. Yaklaşık 8,5 milyar dolar bizim yardımımız var. Bütün bu ülkelere. Bunun içinde bu Müslüman, bu Hristiyan, bu şuymuş bu buymuş gibi bir ayrım yok. Hepsine biz bu desteği veriyoruz. Vermeye de devam edeceğiz. Verdikçe güçlü oluyoruz. Bizim sivil toplum kuruluşlarımız da bu konuda hakikaten çok ciddi çalışmalarımız var. Kızılay, AFAD, bunların yanında diğer birimlerimizle verdiğimiz destekler var."

Erdoğan, Türkiye'nin dünyada üstlendiği bu misyondan ayrı bir güç bulduklarını söyledi.

Seçimlerde gençlere yönelik en önemli vaadi sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti döneminde gençlere seçme ve seçilme konusunda sağlanan kolaylıkları hatırlattı.

Erdoğan, ilk etapta seçilme yaşını 25'e çektiklerini anımsatarak, akabinde bu sınırın da 18'e indirildiğini kaydetti.

Gençlerin kendilerine güvenmeyen siyasilere oy verebildiği hususuna dikkati çeken Erdoğan, "Bizim dedemiz Fatih Sultan Mehmet Han düşünün o 19 yaşında bir çağı kapatıp bir çağı açıyor. Böyle bir kudret. Böyle bir güç onda var. Biz bunu gördüğümüz zaman ne yapacağız. Biz de ecdadımızın bu ulaştığı seviyeye ulaşmamız lazım. Biz 18-19'da yapmayız da 21-22'de yaparız. Ama biz de o yolda olalım. Adımlarımızı o istikamette atalım. Sistemde eksiklerimiz olabilir. Eğitimde öğretimde eksiklerimiz olabilir. Bir taraftan bunları da gidermemiz lazım. Bir taraftan da gençliğimiz 'Ben de bu makama geleceğim.' demesi lazım. Buraya tırmanması lazım. Kendinde kompleks görmemeli. İşte şu anda Avusturya'nın başındaki adam. 27-28 yaşında dışişleri bakanı oldu. Şimdi Türkiye'nin belası. Gerçekler var. Onun için size ihtiyacımız var. Çok iyi çalışacağız. Bu makamlara bir an önce gelmeniz lazım. Kadınıyla erkeğiyle." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hollanda'nın Utrecht kentinde meydana gelen silahlı saldırının ayrıntılarına ilişkin gelen soruya ise "Olayın içeriği hakkında henüz... Ailevi mesele olduğunu söyleyenler var. Terör olayı olduğunu söyleyenler de var. İstihbarat Teşkilatımız olayın peşinde. Benim de henüz... İstihbarat başkanımız 'Bilgileri alalım size dönelim.' dediler. Bekliyoruz." yanıtını verdi.

Erdoğan, "Siyasi yaşamınız boyunca birçok görevde bulundunuz bunların içinde en zevk aldığınız hangisiydi?" sorusu üzerine ise şunları kaydetti:

"Gerçekten en mutlu olduğum, zevk aldığım nedir derseniz? İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığıdır. Çünkü İstanbul'u devraldığım zaman bir felaketti. Hep diyorum ya 'CHP 3 Ç'dir.' Çöp, çukur, çamur. Gerçekten böyleydi İstanbul. Siz tabii ki hatırlamıyorsunuz. Anne ve babalarınıza sorun nasıl bir İstanbul olduğunu. 94'teki İstanbul'u bir sorun. Çöp dağları... Hava kirliliği... Teneffüs edemezsiniz. CHP'nin günkü belediye başkanı 50 bin eve doğal gaz götürebilmiştir. Ben cezaevine girerken 1 milyon 250 bin eve doğal gazı götürmüştüm. Hava o zaman temiz hale gelmişti. Gazeteler maske dağıtıyordu. Neden? Kirli havayı teneffüs etmesinler diye. Su yoktu İstanbul'da. Benzin istasyonları gibi su istasyonları kurulmaya başlanmıştı."

İstanbul'a suyun getirilmesi çalışmalarını anlatan Erdoğan, Avrupa ve Anadolu yakalarında bu konuda yapılanlar hakkında bilgi verdi.

Erdoğan, İstanbul'un 2040 yılına kadar su sıkıntısı olmadığını belirterek, bu sorunu kendilerinin çözdüğünü ifade etti.

Kentteki çöp depolama sistemini hatırlatan Erdoğan, Ümraniye'de gerçekleşen patlamada 39 kişinin öldüğünü anlattı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, hava kirliliğinin de doğal gazın yaygınlaşmasıyla çözüldüğünü aktararak, kentin bu konuda sorununun kalmadığına vurgu yaptı.

Yerel seçimlerin ilçeler ve büyükşehirde çok büyük önemli olduğunu dile getiren Erdoğan, "Başımızı iki elimizin arasına alacağız. Gerek gençliğimizin gerekse de şu anda gençlerin üstünde annelerin babaların oylarını verirken artık bu işi çok basite alan bir havada değil. İstanbul'un kaderini 'Marifet iltifata tabidir.' anlayışıyla ele alması ve buna göre de oyunu kullanması gerekir. Ondan sonra 'Yandık.' demenin hiçbir anlamı olmaz." diye konuştu.