Fütürist Ufuk Tarhan: Rahat bırakın bu gençleri

Fütürist, ekonomist ve yazar Tarhan, “Ben gençlere bir şey tavsiye etmiyorum. Siz de etmeyin. Rahat bırakın gençleri.” diyor.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Fütürist, ekonomist ve yazar… Pek çok şapkası var Ufuk Tarhan’ın. Kadınların iş hayatında aktif olması ve özellikle de teknolojide etkin olmasını fazlasıyla önemseyen ve “İş hayatım boyunca kadınlara çok net bir şekilde pozitif ayrımcılık uyguladım” diyen Tarhan, iş gençlere tavsiye vermeye gelince ise biraz çekimser. Bunda da, kızı henüz ortaokula giderken yaptıkları bir sohbet esnasında kendi kariyer yolculuğuna dair bazı gerçeklerle yüzleşmesinin etkisi büyük tabii. Tarhan, “Ben gençlere bir şey tavsiye etmiyorum. Siz de etmeyin. Rahat bırakın gençleri” diyor.


● Ufuk Hanım, hayatınızdaki dönüm noktalarından biriyle başlayabilir miyiz?

Bana genelde şu soruyu da sorarlar: “Gençlere ne tavsiye edersiniz?” Bu soruya da karşılık olacak bir anımla başlayayım. Telekomünikasyon sektöründe genel müdürdüm. Çalıştığım ekibin tamamı neredeyse mühendisti. Mühendislerin çoğu İTÜ’lüydü, teknik ekibin başında da elektrik elektronik mühendisi genç bir hanım vardı. Hem güzel hem mühendis hem de sosyal zekâsı yüksek bir hanımdı. Onun için herkesin gözbebeğiydi. Kızımın da gözbebeğiydi. Kızım da şirkete sık sık geliyor, şirketin içinde büyüyordu. Şimdi isim vermeyeyim, Arzu diyeyim, Arzu ablasını pek seviyor, peşinde dolanıyordu. O sıralarda ortaokulda okuyordu. Ben de yavaş yavaş kendi kariyerimle ilgili değişiklik planları yapmam gerektiğini fark ettiğim yıllardaydım. 40’lı yaşlarımdaydım.

Maaş zamanıydı, işi işte bitirememiştim. Bordroları alıp eve getirmiştim, onları inceliyordum. Gelecek sene maaşları ne yapalım diye konsantre olmuş çalışıyordum. O arada kızım geldi. Elimdeki tabloları görünce “ne yapıyorsun anne” diye sordu. “Maaşlara bakıyorum” dedim. “Haaa sahiden mi” dedi. Matematik kafası çok erken yaşlarda gelişmişti. Rakam, maaş kelimelerini duyunca hemen dikkat kesiliyordu. “Ben de bakabilir miyim” dedi. Bizim evde çok sıkı bir harçlık politikası vardı. Kesin ondan dolayı görmek istiyordu. Atladı koltuğa, bakacağım diye tutturdu. Yok dedim, bunlar mahrem kişisel bilgiler. “Ne olur kimseye söylemem” dedi. Kesin bir tavırla reddettim. Bir kişiyi göster en azından dedi. “Tamam” dedim bir kişiyi göstereceğim sadece, ama söylemeyeceksin tabii kimseye. Arzu ablasını sordu doğal olarak. Arzu ablasının maaşını gösterdim. “Aa bu kadar mı” dedi. Gözünde büyütmüş tabii. Ben de ona diyordum ki sen Avusturya Lisesi’ni bitirince şuraya gidersin üstüne bir de şunu okursun vs. Dedi ki senin bana yap dediğin şeylerin hepsinden daha fazlasını yapmış ve sonunda bu kadar mı maaş alıyor. Bunun için mi çalışıyor! Ben tabii şoke oldum. Nasıl kötü hissetmiştim o gün kendimi, yapacak bir şey yoktu, piyasa normlarının üstünde veriyorduk ayrıca. Ondan sonra bana döndü dedi ki “Sen bana doğru tavsiyeler verdiğinden emin misin?” Tabii dedim. “Bir de sana bakalım. Mesela senin eğitimine, kariyerine baktığımızda senden daha büyük şirketleri yönetenler var. Düşündüm de gelecek planımı kendim mi yapsam acaba? O kadar iyi yapıyorsanız siz büyükler önce kendi geleceğinizi planlayın” dedi. Kızımın gerçekleri tokat gibi yüzüme vurduğu o günü unutamam. Rakamların ve gerçeklerin dili acımasız. Olaylara hep çok farklı açılardan bakmamız ve bir de tabii çuvaldızı kendimize batırmamız lazım. O yüzden ben gençlere bir şey tavsiye etmiyorum. Siz de etmeyin. Rahat bırakın gençleri.

KADINLARA HER ZAMAN POZİTİF AYRIM YAPTIM

● İş hayatınızda “kadın olmak” ile ilgili anılarınız var mı?

Kadınların iş hayatında aktif olması ve özellikle de teknolojide etkin olması benim çok takıntılı olduğum bir konu. Başından beri de bu konuda birtakım çabalarım oldu. Epson’da çalıştığım dönemden bir anımı anlatayım. Yazıcı, çok yoğun teknik servis gereksinimi olan bir donanımdır. Orada da teknik servisin tümü erkeklerden oluşuyordu. Kurtarılmış bölge gibiydi. Ben de “kadın” genel müdürdüm. Gerçi maskulen özelliklere de sahibim. Kadınlara atfedilen duygusal, narin, kırılgan bir yapıda hiç olmadım. Koç burcunun özelliklerinden de kaynaklanıyor olabilir. Erkeklerle itişip kakışabilen veya onlarla baş edebilen birisi oldum genelde.

Teknik serviste hiç kadın olmamasından çok rahatsızdım. Neden kızlar bu mesleğe girmiyorlar diye üzülüyordum. Teknik liselere mektuplar yazdım. “Bize kız mezun yollayın. Teknik servise hiç sorgusuz alacağız. Yetiştireceğiz.” Neyse bir tane bulduk. Onu teknik servise aldığımız ilk günü hatırlıyorum. Şirkette ayaklanma çıktı resmen. “Biz burada erkek erkeğe çok rahat çalışıyoruz. Şimdi rahatımız kaçacak. Bizim ona diyeceğimiz yok ama bizim ortamımız başka.” Aşağıdan yukarıya istifa edenler vs. Ben o kızı orada tutundurup başka kızları da o bölüme sokuncaya kadar bir liderlik sınavı verdiğimi düşünüyorum. Sonunda kızlar da oraya gayet iyi adapte oldular. Ondan sonra da devamlı teknik servise kızlar girip çıkmaya başladı. İş hayatım boyunca kadınlara çok net bir şekilde pozitif ayrımcılık uyguladım. Bununla ilgili birçok kez yönetim kurulundan ikaz almama neden olacak uygulamalar yaptım. Ama sonunda hakikaten bir yolun açıldığını görüyorsunuz. Kadınlar biraz daha cesaretleniyorlar. Birilerinin onları desteklediğini bildiklerinde, kendilerini yıldıracak şeylerin karşısında durma motivasyonları ve güçleri yükseliyor. Çünkü siz lider olarak çok kararlı gittiğiniz zaman buna katılan erkekler de oluyor, diğer kadınlar da oluyor. O zaman cesaret ve motivasyon yükseliyor ve gerçekten de bir paradigma değişikliği gerçekleşiyor.

TELEKOMÜNİKASYON ŞİRKETLERİNİN VİDEO KONFERANS ALTYAPISINI BİZ KURDUK

● Unutamadığınız bir anınızı dinleyebilir miyiz?

İnternet protokolleri ile ses transferi gerçekleştirmek için Türkiye’ye yatırım yapacak bir şirkete genel müdür oldum. Yıl 2003. O zaman Türk Telekom “Biz bunu hem serbestleştireceğiz hem de yeni yatırımlara izin vereceğiz, denemelere başlayabilirsiniz” demişti. Bir yatırımcı da gelip burada o işe başlamak için bu şirketi kurmuştu. Teknolojideki deneyimim 

den ötürü de şirketin başına beni getirmişti. Şimdi nasıl merdiven altı kriptocular türediler, o zaman da telefon faturalarını yüz misli aşağı indiriyorum diyenler türemişti. Biz tabii hem Amerika’dan knowhow transferi yapıyorduk hem de işimizi ciddiye alarak bir kurumsallaşma sağlamaya çalışıyorduk. Deneyebilirsiniz demişlerdi sonuçta, biz de bu işte lisans alan firmalardan biri olmayı hedefl iyorduk. Yani ilk olarak internet servis sağlayıcısı olarak başladık işe. Ondan sonra üzerine koymaya başladık. Hem Voice Over IP (VoIP) işi yapıyorduk, hem de toplantı odalarında masanın ortasına konan video konferans cihazını satıyorduk. Polycom’un rakibi Cisco/Tandberg’in distribütörü idik. Türk Telekom’un kendisinden başlamak üzere Turkcell dâhil bütün telekomünikasyon şirketlerinin video konferans altyapısını ilk kez biz kurduk.

İnternette bir videoda ses ve görüntü geçiriyorsunuz. Ses geçirme kabiliyetimiz zaten olduğu için VoIP ile şirketlerin ses altyapısını da kuruyorduk. Dolayısıyla telefon ve iletişim masrafları ihmal edilebilir seviyelere düştü. Bunun üzerine kapatıldık. Bir gün işe geldim ve tüm iletişim kanallarımızın kapatıldığını gördüm. Türk Telekom Genel Müdürü sizinle görüşmek istiyor diye bir telefon geldi. Gittim, hiç unutmuyorum, birebir görüşme oldu. Tabii üstünden bin yıl geçtiği için söyleyebiliyorum. “Ufuk Hanım, siz bu işi tam da yapılması gerektiği gibi yapıyorsunuz. Mükemmel. Onu bir söyleyeyim fakat daha çok erken. Size iki ay mühlet veriyoruz, işlerinizi ona göre ayarlayın.” Oturduk, yatırımcılarla konuştuk, sadece video konferans işinde kaldık, internet sağlayıcılığı yaptık.

Deli deliyi görünce sopasını saklarmış

● Kadın yönetici olmak daha mı zor acaba?

Yönetici olduğum bir şirkette şunu yaşadım. Benimle teknik ve idari alanlarda başa çıkamadıkları için herhalde ya devamlı futbol konuşuyorlardı ya da argo kelimeler kullanıyorlardı. Birçok defa rica ettim. “Ben futboldan anlamıyorum, anlamak zorunda da değilim. Siz iş konularını futbol jargonuyla ve benzetmelerle anlattığınız zaman ben anlamıyorum.” Mesela fiyat politikası konuşuyoruz. “İşte bilmem ne takımındaki bilmem kimin attığı golde o pas nasıl gelmişti. Biz şimdi satış koşullarını böyle yaparsak aynen öyle yeriz golü.” Şimdi ben o sahneyi anlayamadığım için teknik olarak bunun ne demek olduğunu da anlayamıyordum. Uyardım olmadı, tehdit ettim olmadı. Baktım ben bunlarla başa çıkamayacağım, alay konusu yapıyorlar, oturdum altı ay ciddi ciddi futbol çalıştım. Futbol gazetelerini, gazetelerin futbol sayfalarını vs. yedim yuttum. Türk takımları bitti, yurt dışına da hâkim olmaya başladım. Oyundaki pozisyonları da öğrendim. Bir gün yine bir toplantıda başladılar futbol anekdotlarına ve benzetmelerine. Ben de başladım, “Sen onu öyle söylüyorsun ama bilmem ne maçında da bilmem kim şunu yaptı. Şu adam gibi oynarsan böyle olursun. İşte oradaki skor bu olunca bu da böyle oluyor.” Nasıl fena oldular! Şimdi bakın dedim. Ben bunları çalışıp öğrendim. Demek ki bende bir eksiklik yok. Ama siz beni bu konuları sürekli takip etmek zorunda bırakırsanız ben de sizin hayatınızı zorlaştıracağım. Siz devam ederseniz bunun için ben futbol çalışmak zorunda kalacağım. Çünkü merakım değil. Bir sürü işimi bırakıyorum. Eğer siz bana bunu yaptırırsanız ben de size başka şeylerde zorluk çıkartacağım. Hadi hodri meydan. Ondan sonra futbol benzetmeleri bıçak gibi kesildi. Ama argo devam ediyordu. Yine bir gün kantarın topuzunu kaçırdıklarında, toplantının ortasında daha önceden öğrendiğim sunturlu bir küfrü kullanıverdim. Nasıl rahatsız oldular! “Ya nasıl rahatsız oldunuz, benim sürekli böyle konuştuğumu bir düşünün” dedim. Hepsi kıpkırmızı kesildiler. Böylece argo ve küfür de bitti ofiste. Deli deliyi görünce sopasını saklarmış. (Gülüyor.)