19 °C

Her şey değişse de değişemezlerimiz; cari işlemler ve dış ticaret açıklarımız

Her şey değişse de değişemezlerimiz; cari işlemler ve dış ticaret açıklarımız

 

A.Levent ALKAN / Araştırmacı-Yazar

Nemrut dağı aktif volkan olsa magmasının içinde, Karadeniz'in dibi sıfır derece Kelvin olsa, o deniz tabanında dahi yaşamını sürdürebilecek bir ulusal virüsümüz vardır; dış açık. 2004 sonrası dış ticaretimizin iki temel özelliği öne çıkıyor. İlki, ithalat artışının ihracatı da artırmasıdır. İkincisiyse, sınırlı oynayan birim fiyatlara karşılık, miktarların olağanüstü dalgalanmasıdır. Özetle; miktar aşırı oynamasına karşın, birim fiyatın kararlı seyredebilmesidir. Bunu ben, küresel dış ticarette verdiğimiz bir ödün olarak okuyorum. O nedenle sektörel bazlı ithalat-ihracat miktarı farklarını üç farklı grup altında irdeliyorum. Bunlar;

1. hem ihraç hem de ithal edilenler

2. sadece ihraç edilip ithal edilmeyenler

3. ithal edilip ihraç edilmeyenler

1.Hem ihraç hem ithal edilenler

Gıda, tekstil ürünleri, giyim eşyası, ana metal, otomotiv, haberleşme, metal cevherleri, madencilik, kimyasal ürünler, tıbbi cihazlar, tarım, hayvancılık, ormancılık sektörlerinde toplam imalat; hem ihracat hem de ithalat gerçekleşiyor. Bunlardan 4 önemli sektörü ve imalat sanayiini detaylı incelediğimizde şunlara ulaşıyoruz:

İhracat-İthalat Miktar Farkı (Oca.2004-Haz.2010)

 

A.Giyim ve tekstil: Sektörde ihracat ve ithalat miktarlarının farklarından elde edilen sonuçlarla; sanki küresel ekonomiye meydan okunuyor. Ağustos ayının ihracat liderliğiyle de pekişen giyim ve tekstil sektörü, yelkeninde şu rüzgarları toplayarak ilerliyor:

 a) Sektör ya birikmiş karlarını kullanıyor ya da konjonktürel ucuz fonlama avantajından yararlanarak, yeni teknolojilere yatırım yapıyor. İşte bu yatırımların geri dönüşleri sektöre güç veriyor.

b) Pazar payını kaybetmemek adına zararına da satışlar yapılıyor.

c) Ulusal ekonomimizin toplam ihracatı zayıflıyor. Bu sırada kendi yağında kavrulan sektör, liderlik koltuğuna oturuyor. Giyim ve tekstil sektörünün yüz yüze olduğu bazı sorunlar da yok değildir. Üç grupta toplanan başlıklar şöyledir: i). Ağustsos'ta yeni asgari ücretle artan maliyetler. ii), Pamukta fiyat artışları, iii). Euro'da değer kayıpları, Renmimbi'de serbest dalgalanma. Tüm bunlar bir tarafta ihracat gelirlerini aşağı çekiyor, diğer tarafta ise rakibin elini güçlendiriyor.          

B.Gıda: Sektör, GSYIH içindeki tarımın payından etkileniyor. Gıdanın azalan yeri, hizmetler sektörüyle dolduruluyor. Gıdanın görece düşük kalan katma değeri, yapısal olarak değiştirilip artırılmak yerine kolayına kaçılıyor, dış bağımlılığımız artırılıyor.

C.Otomotiv: Miktar bazlı ihracat-ithalat farkı, ihracat lehine gelişiyor. 6 yıllık konjonktürdeki sektörel kararlılık ve yatay trend korunuyor. Önceleri tekstil ve hazır giyimin liderliğindeki ihracatın yeni lideri otomotiv oluyor. Mutlaka sektörlerden birisi ihracat lideri olur. Önemli olan, liderin uzun süreli temeller üzerinde yükselebilmesidir. Dışa bağımlılık bir konjonktür sonra otomotivin de kapısını çalabilir. Küresel rekabetteki konumu gerilere düşebilir.

D.İmalat Sanayi: Sektör, özellikle gümrük birliği adımının ardından aylık ortalamalarında geriliyor. Daha da önemlisi, orta vadeli trend aşağı yönü gösteriyor ve eğriye teğet geçen doğru yatayla eksi 45 derece yapıyor.

2.Sadece ihraç edilenler

Balıkçılık: Toplam ihracatımız içinde küçücük bir yer ediniyorsa da, büyük bir potansiyel barındırıyor. Üç yanımızın denizlerle çevrili olması avantajı, verimli kullanılabilmelidir. Dünyada denizler hızla kirlelenirken, en temiz balık üretimiyle küresel ekonomide öne çıkabiliriz. Bu konuda küresel ölçekte talep sağlam mıdır? Sorusuna yanıt aramak gerekecektir. Ancak bu sorunun yanıtı evet ki, Norveç Leroy firmasından somon ithal ediyoruz. İtalya'yı ayakkabıcılıkta, Finlandiya'yı telekomda, Brezilya'yı gıda, tarım ve hayvancılıkta dünya markaları olarak görüyoruz. Bizdeyse balık, aynı özelliklerle keşfedilmeyi bekliyor.

3.Sadece ithal edilenler

Hampetrol: İthalatımzın önemli bir kısmı; hampetrol ve doğalgaz ithalatımızşa öne çıkıyor. Petrol ve türevleri kadar olmasa da, maden kömürü ve linyiti de eklemek gereklidir.

Hampetrol Maliyeti (Oca.2004-Haz.2010)

Petrol fiyatları Lehman Brothers'ın iflasına kadar, küresel ekonomi balonunun oluşumunu destekliyordu. Hampetrol maliyet eğrimizi teğet geçen doğru, yatayla 57 derece yapıyor. Oysa Haz.2007-Tem.2008 zirvesi ve Tem.2008-Haz.2009 çöküşü sırasında eğim diktir. Açılarsa sırasıyla; artı 85 ve eksi 85 şeklindedir. Ekonomimiz 1974 benzeri bir pusuya düşüyor. Ancak ekonomik konjonktürdeki dış kaynak bolluğu, hemen imdadımıza yetişiyor. Enerjide ulusal ekonomi politikamız, dışa bağımlılığı en optimum düzeye çekebilmek olmalıdır. Bu çerçeveyi 3 temel ön plan dolduruyor.

i.Uusal kaynaklarımızı harekete geçirebilmek: Enerji üretiminde dışa bağımlılığı en aza indiren seçeneklere yoğunlaşılmalıdır. Bunun için toryumu nükleer reaktörlerde yakıt olarak kullanabilmeyi düşünmek gerekiyor. Küresel enerji üretim literatürüne bir ulusal katkımız olması düşünülür. Eskişehir'de kullanılmayı bekleyen 380.000 ton toryum rezervini dikkate alırsak yeterince güdülememiz vardır. Anadolu kültürümüzdeki "evde varken eşiklik, hamama gitmek eşeklik" atasözü; bir kapı girişi, eşiği ya da hölü varsa, genel hamamı tercih etmek, savurganlık olarak tanımlanıyor. Buna hidroelektrik santallerle akarsularımızın kinetik enerjilerini, doğal dengeye zarar vermeyen yöresel yapılarına en uygun çözümleri de, (elektrik enerjisine çevirebilmeyi de) ekleyebiliriz. Ulusal kaynaklaklarımız bu sayede en yüksek düzeyde dürebilecektir.. 

ii.Fiyat oynaklıklarından korunma yollarını aramak: Enerji talep projeksiyonlarımız, kriz koşulları da dahil olmak üzere, üretimin artışını işaret

iii.ediyor. 2005-2010 küresel sistemik krizi de gösterdi ki, konjonktürel seyirde bir evre sonrasında ulusal enerji açığımız, kaçınılmaz olacaktır. Öyleyse, en azından kısa vadeli spekülatif fiyat oynaklıklarından korunabilmek için stok yapmalıdır.

iv.Enerji tasarrufuyla tüketime müdahele etmek: Tükettiğimiz enerjinin verimli kullanılması için sadece kamudaki enerji tasarrufu değil, özel sektördeki gereksiz enerji harcamaları da kontrol altına alınabilmelidir. Bu krizin dünyaya öğrettiği gerçek; özel sektörün riskinin ona ait olmayıp, kamunun sırtında yüklü durmasıdır. Yunanistan'da özel üretimin verimsizliğini kamu ödüyor. ABD'nin özelindeki asil-vekil paradoksu, FED'in sırtına biniyor. Dubai'de karşılığı olmayan gayrimenkul balonundaki kabak, devletin başında patlıyor. Tasarruf için, kademeli ücretlendirme daha aktif uygulanabilir. Kayıp-kaçak oranı en alt düzeye düşürülebilir.

IMKB, DİBS ve mevduatıyla sıcak para finansman desteği ya da özelleştirmeyle doğrudan yatırım kaynağı temin edilip, cari açık ile dış açık veriliyor. Küresel yatırımlar temkinlidir. Krizin başından beri özelleştirmelere gelmiyorlar. Böylece, 2010'un ilk yarısının iki haneli büyümesinde kahramanlığı sıcak para üstleniyor. Japonya, 1997 bankacılık krizinden başlayan 14 yılı resesyona gömülü geçiriyor. Bu nedenle, küresel ekonominin sıfır faiz kaynağı oluyor. Türkiye, Meksika, Rusya, Macaristan, Polonya gibi gelişen ülkelerin yüksek faizle çektikleri fon kaynaklarına, faiz arbitrajı (carry trade) sunuyor.

1980 sonrası dışa açılım sürecimiz; Brezilya, Çin, Hindistan benzeri küresel dış ticarette fazla verebilen ülkelerle sonlanamıyor. Gelişen ülkelerde koşullar sürekli değişiyor. Bu Çin örneğinde bir dönüşüm, Brezilya örneğinde bir quantum sıçraması ve Hindistan örneğinde bir açılım olabiliyor. Türkiye örneğindeyse sadece bir kabuki değişikliği olabiliyor. İhracatta bir yıldız olarak tekstil kayıyor, bir başka yıldız olarak otomotiv parlıyor. Herşey değişse de, büyümenin itici gücü değişemiyor. Eski hamam cari açık, eski tas dış açıkla gidiyor. Hem de eski kurna, sıcak para yıkanıp; eski göbek taşı, dış borçla terlemeyi sürdürerek.

 

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.