12 °C

‘Kaynakların sermayeye dönüşeceği bir yapı oluşturmalıyız’

AK Parti Ankara Milletvekili Bülent Gedikli, yabancı sermayenin Türkiye’yi sadece pazar olarak görmemesi ve burada üretip dışarıya satmak için gelmesi gerektiğini söyledi

‘Kaynakların sermayeye dönüşeceği bir yapı oluşturmalıyız’

gokce.jpg

Vergi barışının mimarlarından AK Parti Ankara Milletvekili Bülent Gedikli, Türkiye’nin ekonomisini sıcak para anlayışıyla büyütmeye devam etmesinin doğru olmadığını belirtirken, ekonominin temelinin üretim olması gerektiğini bildirdi. Gedikli, kaynakların servete değil sermayeye dönüşeceği bir yapı oluşturulması gerektiğinin altını çizdi. Ankara Sohbetleri’ne konuk olan Gedikli, Ankara Temsilcimiz Ferit B. Parlak ve Ankara Haber Müdürümüz Hüseyin Gökçe’nin sorularını cevaplandırdı. 

Kamuoyunda bir tartışma var küresel finans krizinin bitip bitmediği yönünde. Piyasaları yakından takip eden birisi olarak sizin görüşünüzü öğrenebilir miyiz? 

Benim gördüğüm kadar finansal kriz bitmiş gibi görünmüyor, aksine coğrafya değiştirerek devam ediyor. Temel parametrelerde çok değişiklik görmüyorum. Krizde düzelme ancak ABD ile Çin arasındaki dengede değişiklik olursa mümkün. Dünyada temel denge Çin ekonomisinin fazla, ABD’nin de cari açık vermesi üzerine yürüyor. Çin’in fazlası doğrudan ABD’ye finansal kaynak olarak gidiyor. ABD de bu şekilde cari açığını finanse ediyor, ucuz ve kaliteli İthalatı Çin’den yapıyor. Bu dengesizlik sürekli devam edemez, zaten krizin sarkmasında da bu yatıyor. 

Sonuçta Çin’in üretim politikasında bazı değişiklik yapması lazım. Çin ihracat makinesi gibi çalışmaktan vazgeçip yavaş yavaş iç tüketimi artırma, kendi refahını artırma politikası izlemedikçe, altyapı yatırımlarını daha fazla yaymadıkça dengeler değişmez. Yani Çin’e, “Revalüasyon yap ki biz de sana bir şeyler satalım” deniliyor. 

Finansal kriz aşıldığı noktada ülkeler arasındaki gelir dağılımında bir düzelme olacak. Talep ve istihdam artarsa gelir dağılımı da düzelmeye başlar. Bu yaşanan zaten talep krizi. 

Bizim de sıkıntımız burada. Çin kaliteli mal ürettiği için rekabette zorlanıyoruz. Çin maliyet noktasında avantaja sahip, sosyal güvenlik sistemi yok, çok ucuza eleman çalıştırıyorlar. 

Peki ABD ekonomisinde düzelme sinyalleri sağlıklı gelişmeye işaret ediyor mu? 

Evet bazı göstergeler olumlu ama bence önemli olan trend. Yani sürdürülebilirlik çok önemli. ABD ekonomisinin yükselişinin arkasında servet etkisi olduğu belirtiliyor. Hisseler yükseliyor, konut fiyatları yükseliyor bunun getirdiği zenginlikten bahsediliyor ve harcama artışı buna bağlanıyor. Ancak bana göre gelir dağılımındaki sıkıntı devam ediyor. ABD ekonomisini ortada görüyorum, kötüleşmiyor ama beklenen ölçüde iyileşmiyor. 

Faizleri bir miktar yükseltip denge kurmak istiyorlar. Yanlış yaparlarsa ekonomik gelişme bir anda kırılır. Faiz artışı dünyadaki likiditenin dönüşünü getirebilir o zaman da yine eski sisteme dönmüş oluruz. 

Avrupa’daki durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Avrupa’nın işi bana göre çok daha zor. Çünkü burada deflasyon riski var. Kimse harcamıyor, borçluluk var, insanlar borç ödemek istiyor, talebe yönelmiyor. Üstelik nüfus da genç değil. Avrupa aslında enflasyon üretmek istiyor ve bu olmazsa talep de oluşamayacak. Defl asyon riski olduğu müddetçe, kimse fiyatlar düşeceği beklentisiyle harcama yapmaz. O yüzden bunu fazla dillendirmemeye çalışıyorlar. Faizi sıfırın altına düşürdüler, sonuç yok. Talep olmuyor, bankalardan kredi kullanıp bunu yatırıma dönüştürmek isteyen yok. Ancak bu durum AB’nin dağılmasına yol açmaz, sadece Almanya’ya daha çok muhtaç hale gelirler. 
“SICAK PARA ANLAYIŞIYLA YOLA DEVAM ETMEK MÜMKÜN DEĞİL” 

Avrupa Merkez Bankası’nın likidite ile ilgili aldığı kararlar Türkiye’yi nasıl etkiler? 

Bunların hepsi bize avantaj sağlar. Avrupa’daki gelişme ister istemez bize de gelir. Türkiye Avrupa’nın likidite artırımından kaynak anlamında yararlanır, girişler devam eder. Finansmanda rahatlama olur ama böyledir diye bizim sıcak para anlayışıyla yola devam etmemiz doğru değil. Bizim sıcak parayı artık üretim ekonomisi anlayışına oturtmamız lazım. Bu zaten 3-4 yıldır konuşuyoruz. Buna uygun da büyüme modeli oluşturmamız lazım. Büyüme modelinin temelini yatırım ve ihracatın oluşturması şart. Tüketim ve ithalat yerine yatırım ve ihracat ekonomisinin motor olduğu bir sistem olmalı. Girişimcilik kültürünün sürekli öne çıkarılması lazım. 

Sizce girişimcilik ön planda değil mi? 

Bunu hep konuşuyoruz ama öyle değil. 30 tane yapılacak işler listesi yayınlıyoruz, girişimciliğin teşvikini en sonlara koyuyoruz. Oysa ana eksenin girişimcilik olması gerekiyor. Herkes devletten kadro peşinde. Atanamayan meslek grupları kategoriler oluşturuyor. Böyle olmamalı, insanlar üretim konusunda girişimci olmalı. Ekonominin ana aktörü girişimci, atmosferi de ülkenin pasifini nasıl arttırırız düşüncesi olmalı. Tasarruflarımızı artırıp girişimcinin emrine sunabileceğimiz bir yapı oluşmalı. 

Kaynakların servete değil, sermayeye dönüşeceği bir ortam yaratmalıyız. Kaynak servete dönüşünce bir işe yaramıyor, ülke pasifini artıracak mekanizmalar ki bireysel emeklilik devreye girdi. Altın ile ilgili bazı çalışmalar yapılsa da yeterli değil, kağıt çıkarılması menkulleştirilmesi artırılmalı, bankaların yaptığı bireysel çalışmalar zorunlu karşılıklarla ilgili ve yeterli değil. 

Bunun bir başka yolu da İslami finans araçları. Çok ilginçtir ki bu sistemi en iyi kullanan ülke İngiltere. Bununla ilgili üniversitelerde eğitim programı verilmesini öngörüyoruz. Bunun yaygınlaştırılması gerekiyor. Bu öneriyi bizzat İslam Bankası ile görüşecek hazırladık. 

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın şirketlerin sermayelerinin güçlendirilmesiyle ilgili açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Şirket kredi aldığı zaman faizini masraf yazabiliyor. Ancak sermayeyi koysa da şu an masraf yazamıyor. Burada masraf yazabileceği şey yok. Bunun yerine şirketler de yabancı kaynak kullanıyor. Bu dengesizliği gidermek lazım. O zaman sermayeye faiz yürütüp masraf yazla imkanı verilecek, uzun zamandır bu konuda bir çalışma var. 

Çevre ülkelerde yaşanan sorunların temelinde enerjinin yattığına ilişkin teze katılıyor musunuz? 

Doğru, bence işin özü enerji meselesi. AB’nin temel meselesi enerjidir. Almanya ve Avrupa açısından enerjinin güvenli aktarımı önemli. Bunun için Rusya ile sürekli kriz yaşıyorlar. Bu aşamada bize olan ihtiyaçları da çok artacaktır. TANAP aslında bu konuda atılmış çok önemli bir adım, diğer enerji projelerinden farklı olarak Türkiye taşıma parası almıyor, enerjiye satın alıp diğer ülkelere satacak. Bu da ciddi bir gelir kapısı olacak. Bugün Türkiye’de boğazdan geçen gemilerden para alması gerekirken, trafik sıkışıklığı yüzünden bekleyen gemilere para ödüyor. Kanalistanbul da bu sorunu çözecek. Bir de Türkiye’nin mutlaka enerji borsası oluşturup, fiyatlar hakkında söz sahibi olması gerekiyor.

7 BÖLGEDE 7 BÜYÜK TEKNOLOJİ MERKEZİ

Bu kapsamda yeni çalışmalarınız var mı? 

Tasarrufların artırılması için kredi kartı sigorta fonu gibi bir yapı oluşturulabilir. Aslında kart kullanımı teşvik edilmesi gereken bir şeydir. Biz sınırlamalar koyduk ya sanki kart kullanımını azaltmak isteniyormuş gibi algı çıktı. Kart kullanımı kurallara bağlı olarak artırılmalı ki başka sıkıntı olmasın. Sigorta sistemiyle hem kaynak oluşur hem de ülke pasifi artar. İkinci bir konu, konut olayını kaynağa çevirmek şeklinde özetlenebilir. Konut alındığı zaman bir sürü belge oluşuyor. Bunlar yeniden finansmana tabi tutulabilir. İyi bir kaynak oluşturuyor. 20 yıl konut kredisi alan adam borcunu öderken, belgeler üzerinden menkulleştirebilir. Bunu Merkez Bankası veya uluslararası bankalara da kırdırılabilir. Adam zaten konutu alırken, teminatı banka alıyor. Bunu uluslararası sisteme arz edebilir. Merkez Bankası kredi kartı fonunu finansman için kullanabilir. Benim 7 bölgede 7 büyük teknoloji bölgesi kurulmasını öngören bir önerim var. Örneğin, savunma sanayi, nano teknoloji, tıbbi malzeme teknolojisi olabilir. İTÜ hidroelektrik enerjisi alanında, ODTÜ nükleer enerjide uzmanlaşmalıdır. 

Kalkınma ajansları da bunlar için kurulmadı mı? 

Bürokrasinin yatırımcıyı, girişimciyi destekleyen bir format içinde olması lazım. Bununla ilgili kamu mali yönetim reformundaki performansa dayalı sistem istenen noktaya gelmedi. Kriterler belirlenemediği için değerlendirme de yapılamıyor. Temel amaç girişimciyi destekleyecek mantalite olmalı. Bu sadece ekonomi boyutu değil. Hukuki boyutu sağlam olacak, mülkiyet haklarında iyi altyapı olacak ki sistem daha iyi çalışsın. Türkiye’de birçok alanda kaliteli altyapı var. Bilişim altyapısı birçok Avrupa ülkesinin önünde. Bankaların sistemi ve telekomünikasyon da ileride. Ulaşımda ve inşaatta belirli düzeylere ulaştık. Yabancı sermaye niye geliyor? Tam olarak pazar için geliyor, iç talep için geliyor, yani bize satmak için geliyor. Bunun değişmesi gerekiyor. O şirketler kaliteli çalışanı rahat bulabileceği ve düşük maliyetler için, diğer ülkelere buradan ihracat

Dunya.com

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.