Kılıçdaroğlu: Yeni bir Düyunu Umumiye İdaresi ile karşı karşıyayız

Kılıçdaroğlu, "Yeni bir Düyunu Umumiye İdaresi ile karşı karşıyayız. Düyunu Umumiye, umumi borçlar idaresi demek zaten. En büyük borçlanmayı yaptılar. 17 yılda dışarıya, dışarıdaki tefecilere vatandaşların devlet aracılığıyla ödediği faiz 174 milyar 313 milyon dolar." dedi.

AA
YAYINLAMA
GÜNCELLEME

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "17 yılın sonunda geldiğimiz nokta şudur, yeni bir Düyunu Umumiye İdaresi ile karşı karşıyayız. Düyunu Umumiye, umumi borçlar idaresi demek zaten. 17 yılın sonunda Borçlar Genel Müdürlüğünü kurmak zorunda kaldılar." dedi.

CHP Parti Meclisi (PM), Genel Başkan Kılıçdaroğlu başkanlığında parti genel merkezinde toplandı.

Toplantının açılışında konuşan Kılıçdaroğlu, dün akşam yine acı bir haber geldiğini ve Barış Pınarı Harekatı dolayısıyla bölgede bulunan üç askerin şehit olduğunu belirtti.

Kılıçdaroğlu, şehit Piyade Binbaşı Şevket Tombul, Piyade Teğmen Sinan Bilir ve Uzman Onbaşı Mustafa Alpaklı'ya Allah'tan rahmet diledi.

Şehit haberleri ve terör haberlerinin gelmediği bir Türkiye istediklerini ifade eden Kılıçdaroğlu, "Herkesin huzur içinde mutlulukla yaşadığı bir Türkiye istiyoruz. Umarım bunlar belli bir zaman dilimi içinde gerçekleşir." dedi.

Siyasetin sorumluluk gerektirdiğini, sorumlu siyasetin temel ögesinden birinin de geçmişten ders çıkarmak, geçmişin hatalarını tekrar etmemek olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, siyasetin geçmişten ders çıkararak geleceği inşa etmesi gerektiğini belirtti.

Kemal Kılıçdaroğlu, CHP'nin dünyanın en eski, en köklü siyasal partilerinden biri olduğunu, bir asra yaklaşan geçmişinde sorumluluğu temel ilke edindiğini söyleyerek, şöyle konuştu:

"Dolayısıyla CHP'nin bugün de geçmişte de gelecekte de bu ülkeye yapacağı, kazandıracağı çok şey var. Elbette ki siyaseti sorumluluk bağlamında ele alıyoruz ama bunun ana ögelerinden birisi de siyasetin ahlaki temeller üzerinde yükseltilmesidir. Sorunları çözme iddiasında olan siyaset kurumunun ülkenin sorunlarını hem bilmesi hem çözüm üretmesi ve bunu da belli bir çalışma içinde, belli bir bilgi içinde, sorumluluk içinde gerçekleştirmesi lazım. Devlet dediğimiz kurumu liyakatla donatması lazım ve dolayısıyla siyaset kurumunun aldığı kararın yansımalarını, sonuçlarını sağlıklı bir şekilde oturup düşünmesi, tartışması ve bir şekliyle geleceği bu çerçevede inşa etmesi lazım.

Hepimiz şunu gayet iyi biliyoruz, Türkiye'de 17 yılını bitiren ve 18'inci yılına giren bir tek parti yönetimi var."

2002'de AK Parti'nin çok ciddi iddialarla iktidar olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, partinin demokrasiyi genişletme ve derinleştirme, Avrupa Birliği'ne tam üyelik gibi bir sözünün olduğunu ve bunlarla yoluna devam ettiğini anlattı.

Halkın da bu sözler nedeniyle AK Parti'ye destek verdiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, "17 yıllık süre içinde arzu ettikleri her kanunu, her kararnameyi çıkardılar. İstedikleri bürokratları istedikleri yere atadılar. Yine bu süre içinde yargıya da bir şekli ile müdahale ettiler ve yargıda bugün hepimiz biraz üzülerek ve acıyarak izliyoruz ki siyasi otoritenin bir anlamda yan unsuru, yan kuruluşu haline dönüştü." değerlendirmesinde bulundu.

"Bütün bunları ne için yaptılar?" sorusunu soran Kılıçdaroğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Başlangıçta 'Demokrasiyi derinleştireceğiz, AB'ye tam üye olacağız, ekonomi geliştireceğiz, büyüteceğiz, kişi başına geliri artıracağız.' dediler fakat bir süre sonra kendileri şikayet etmeye başladılar, 'Bu, böyle yürümüyor.' Ne olması lazım? 'Başbakanlığı kaldırmamız lazım.' Tek parti, tek kişinin egemenliğine teslim edilen bir Türkiye özlemini dile getirdiler. Ve arkasından da bildiğimiz tek parti devleti gündeme geldi ve tek adam oturdu, bütün kararları alma konusunda kendisini yetkilendirdi. Bu sürece baktığımızda ve oturup sağduyuyla değerlendirdiğimizde 17 yıllık bir iktidar, Türkiye'nin hiçbir temel sorununa çözüm üretememiştir. Biz hep dillendiririz, Türkiye'nin 5 temel sorunu var diye. Demokrasi sorunu var, tam tersine demokraside geriye gidişimiz var. Toplumsal barış sorunumuz var. Tam tersine toplumsal barışımız büyük ölçüde dinamitlendi. Ekonomide sorunumuz var, işsizlik aldı başını gidiyor. Aynı şekilde dış politikada sorunumuz var. Felaket bir dış politika manzarasıyla karşı karşıyayız.

Eğitimde sorunumuz var, hiçbir anne ve baba eğitimden memnun değil. Bu 5 temel soruna 17 yılda çözüm üretmeyen ve tam tersine bu 5 temel sorunu, 17 yıllık bir süreç içinde derinleştiren bir siyasal yapı ve bir siyasal anlayışla karşı karşıyayız."

"Sorunun nasıl çözüleceğini anlatmamız lazım

CHP olarak sorunları nasıl çözeceklerini vatandaşlara iyi anlatmaları gerektiğinin altını çizen Kılıçdaroğlu, vatandaşların yüzünün şu anda CHP'ye döndüğünü söyledi.

Sık sık "Türkiye'de hiç kimsenin can ve mal güvenliği yoktur." dediğini hatırlatan Kılıçdaroğlu, "Devleti yönetenler kızarlar, 'Neden siz bunu söylüyorsunuz?' diye. Bir kişinin can ve mal güvenliğinin olması için yargının bağımsız olması lazım. Yargı, siyasi otoritenin emrine girmişse ve kişiler haklarını aramak için yargıya başvurduklarında, yargı kararı verirken saraya bakıyorsa bu ülkede hiç kimsenin can ve mal güvenliği yoktur." diye konuştu.

Ekonomide tam bir felaket yaşandığını ve mutfakta yangın olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, iktidardakilerinse bir elinin yağda, bir elinin balda bulunduğunu öne sürdü.

Kemal Kılıçdaroğlu, "Milyonlarca işsiz yaratıldı. 17 yılda tek başına yöneteceksiniz, 'Ekonomiyi büyüteceğim.' diyeceksiniz 'Türkiye üretecek.' diyeceksiniz ve 17 yıl sonunda milyonlarca işsiz yaratacaksınız ve siz kalkacaksınız milletin önüne diyeceksiniz ki 'Biz çok başarılıyız.' Peki bu işsizlikle ne? Peki bu mutfaklardaki yangın ne?" dedi.

İşsizlik travmasının giderek büyüdüğünü ve derinleştiğini savunan Kılıçdaroğlu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez işsiz birisinin TBMM'nin duvarının dibinde kendisini yaktığını söyledi.

Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

"Ama biz bunu gördük. TBMM'nin çatısına çıkıp 'İş verin yoksa intihar edeceğim.' diyecek insanları gördük. Bütün bunlara baktığınızda ekonomide büyük sıkıntılar yaşanıyor. Bunlar kendi içimizde yaşadıklarımız, daha acı olanı ise Türkiye'nin ekonomisinin Londra'daki bir avuç tefeciye teslim edilmesidir. İçerideki her şeyi sattılar 17 yılda. Bunu özellikle AK Parti'li kardeşlerime ifade etmek için söylüyorum, 17 yılda vergi istediler. Vatandaş vergisini verdi, 17 yılda Cumhuriyet'in bütün kazanımlarını sattılar, fabrikalarının sattılar, oradan da para aldılar ve 17 yılda Cumhuriyet tarihinin en büyük borçlanmalarını yaptılar. İç borçlanmadan söz etmiyorum, dış borçlanmadan söz ediyorum. 17 yılda dışarıya, dışarıdaki tefecilere Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının devlet aracılığıyla ödediği faiz 174 milyar 313 milyon dolar.

174 milyar doların Türkiye'de üretime dönük harcandığını düşünün. Doğu, Güneydoğu'nun kalkınmasına harcandığını düşünün. GAP'ın bitirildiğini, yeni barajları düşünün, yeni fabrikaları düşünün. 17 yılın sonunda geldiğimiz nokta şudur, yeni bir Düyunu Umumiye İdaresi ile karşı karşıyayız. Düyunu Umumiye, umumi borçlar idaresi demek zaten. 17 yılın sonunda Borçlar Genel Müdürlüğünü kurmak zorunda kaldılar. 174 milyar dolarlık dışarıdaki bir avuç tefeciye faiz ediyorsanız ve bu faizi, bu fakir fukaranın sırtından elde edip oraya aktarıyorsanız, 17 yılın sonunda bu siyasal iktidarın dönüp millete bir hesap vermesi lazım."

Eğitim konusunun da tam bir felaket olduğunu, Türkiye'nin eğitimde bilimi unutan bir ülke konumuna geldiğini öne süren Kılıçdaroğlu, "Nasıl olur da 17 yılın sonunda başta AK Parti'li aileler olmak üzere tüm aileler, çocuklarının eğitiminden şikayet eder noktaya geldiler. Özel okullarda patlama var çünkü devlet okullarına güvenmiyorlar." diye konuştu.

Dış politikaya eleştiri

Kılıçdaroğlu, dış politikada da tam bir felaketle karşı karşıya olduklarını iddia etti.

Kemal Kılıçdaroğlu, şunları dile getirdi:

"Defalarca söyledim, bir daha söyleyeyim, dış politikanın ülkenin çıkarları üzerine inşa edilmesi lazım. Dış politikanın milli olması lazım. Dış politikada iktidar-muhalefet olmaz. Dış politika, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin çıkarları üzerine inşa edilir. Dış politikada kavga olmaz ama dış politikayı getirip bir kişinin siyasal emellerine teslim ederseniz, onun beklentileri üzerine dış politikayı oluşturursanız, dış politikada Dışişleri Bakanlığını tümüyle devre dışı bırakırsanız, farklı bir tabloyla karşı karşıya kalırsınız. Bugün karşılaştığımız tablo, az önce söylediğim farklı tablodur. Dış politikada tam bir fiyasko yaşıyoruz. Mısır politikası, Suriye politikası, İsrail ile ilişkiler, Avrupa Birliği ile ilişkiler ve en son Libya politikası. Liyakat ve Dışişleri Bakanlığı yan yana geldiğinde devlette büyükelçi olmanın sıradan bir olay olmadığını sokaktaki vatandaşlar da bilir.

Yıllarını dış politikaya verip oradan yetişen, zaman içinde yükselen ve büyükelçilik unvanı alan kişilerin devre dışı bırakılıp ayakkabı kutusunda rüşvet alanların büyükelçi olarak tayin edildiği bir ülkede siz dış politikadan ne bekleyebilirsiniz?"

Dış politikada iyi niyetle iktidara öneriler getirdiklerini belirten Kılıçdaroğlu ama her öneriye "Siz bu işten anlamazsınız, en iyi ben bilirim" tepkisinin geldiğini söyledi.

Kılıçdaroğlu, dört örnek vereceğini ve bu örneklerin partililer tarafından her yerde anlatılması gerektiğini dile getirerek, şunları kaydetti:

"Çünkü dış politikanın Türkiye'ye getirdiği açmazları sokaktaki vatandaş artık gözleriyle görüyor. 'Suriye ile görüşün.' dedik daha en başta. Dinlemediler, 'Suriye terörist.' dediler, 'Beşar Esad teröristtir.' dediler. 'Suriye ile görüşmeyeceğiz.' dediler ama Rusya aldı Moskova'da, Suriye ile Türkiye'yi aynı masaya oturttu. Biz, 'Siz görüşün.' dedik ama Putin'i dinlediler, çağırdı ikisini de Moskova'ya, 'Oturun bakayım masaya.' dediler, oturdular. Türkiye Cumhuriyeti'nin itibarı nerede o zaman? Neden o koca koca lafları ettin? Neden o kadar büyük laflar ettin ve sonra gittin, Putin'in talimatı ile masaya oturdun ve Suriye ile görüşmeye başladın?

İkinci konu, Suriye konusunda 'Türkiye'de bir uluslararası konferans toplayın, bütün tarafları davet edin, Türkiye, Suriye konusunda çözüm üreten önemli bir aktör olarak uluslararası arenada yerini alsın.' dedik, ona da itiraz ettiler. Sonra yine Putin'in isteği üzerine Astana'ya gittiler, uluslararası konferansa Astana'da katıldılar. Peki eğer bir uluslararası konferans yapılacaksa neden siz yapmadınız? Neden egemen güçlerin arkasından gidiyorsunuz? Neden o güçlerin çekim alanına Türkiye Cumhuriyeti Devletini sokuyorsunuz?"

Kılıçdaroğlu, 1998 Adana Mutabakatı'nın uygulanmasını da önerdiklerini belirterek, iktidarın buna da karşı çıktığını ancak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin söyledikten sonra Adana Mutabakatı'nı hatırladığını ifade etti.

Libya'da "Taraf olmayın, iki tarafta da müzakere yapın, BM'yi göreve çağırın." önerisinde bulunduklarını anlatan Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

"Bizim Libya ile ortak tarihimiz var, kültürümüz var. Kaddafi döneminde onların Türkiye'ye yaptıkları yardımları asla unutmadık. 'Hayır, biz bunu yapmayız, BM'nin tanıdığı meşru hükümetle görüşürüz.' dediler. Görüşün. Sonra ne oldu? Putin yine davet etti, Hafter'le masaya oturdular. Dört konunun sonunda soru şu: Türkiye'nin dış politikasını kim belirliyor? Açık ve net, Putin belirliyor. Kim yönlendiriyor? Putin yönlendiriyor. Neden? Siz Dışişleri Bakanlığını devasa gelenekleri olan bir Dışişleri Bakanlığını devre dışı bırakırsanız, saraydaki bir avuç insanla Türkiye Cumhuriyeti Devletinin dış politikasını oluşturmaya kalkarsanız geldiğiniz nokta budur, egemen güçlerin taşeronluğudur."