12 °C

Prof. Dr. Berksoy: Türk sanayisinin temelleri 'büyük buhran' döneminde atıldı

Prof. Dr. Taner Berksoy, İzmir İktisat Kongresi'nden günümüze kadar olan değişim sürecini anlattı.

Prof. Dr. Berksoy: Türk sanayisinin temelleri 'büyük buhran' döneminde atıldı

Kurtuluş Savaşı'ndan sonra Türkiye ekonomisi yıkıldığını, ülke yönetim boşluğuna düştüğünü, eğitimli insan gücünü kaybettiğini söyleyen Prof. Dr. Taner Berksoy, ardından bütün olumsuz koşullara rağmen İzmir İktisat Kongresi'nin yapıldığı belirtti.

Prof. DR. Berksoy, kongrenin ardından Atatürk'ün de istemesiyle piyasa ekonomisi tercihli yapıldığını ve sistemde yaşanan tıkanıklığı pazarın kendi içinde çözmesinin tercih edildiğini anlattı.

Ülkede sermaye birikimi olmadığı için bir süre sonra işlerin iyi gitmediğini, ancak tam da bu sırada dünyada büyük ekonomik buhranın başladığı bilgisin veren Prof. Dr. Taner Berksoy, şöyle devam etti: “Büyük buhran, Türkiye'ye müthiş bir avantaj sağladı. Yöneticiler buhranı nasıl kullanacaklarını çok hızlı biçimde çözdüler ve derhal devletçi ekonomiye geçildi. Türk sanayisinin esas temeli de bu dönemde atıldı. Dünyaya baktığımız zaman bu büyük burhanı olumlu tabloya çeviremeyen ülkeler de oldu. Yaşanın buhran etkileri sadece Türkiye'ye olmadı ve birçok devlet ekonomisi içe kapanmak durumunda kaldı. Türkiye'nin bu durumu avantaja çevirmesinin bir nedeni de dışarıdan ithal edeceğe ürünlere bağımlı kalmadı. Bir anlamda kendi kaynaklarımızı kullandık ve bunu üretime yansıttık. Hemen hemen bütün büyük yatırımlar yine bu döneme denk geliyor. Sümerbank o yıllarda kuruldu. Kısacası Türkiye'nin asıl ekonomik temellerinin atılması büyük buhran yıllarına dayanıyor.”

“Alınan kararlar yerindeydi”

Kurtuluş Savaşı bittiğinde Türkiye'nin kendi toplu iğnesini bile üretemeyen bir ülke olduğunu unutmamak gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Taner Berksoy, “1934 yılının sonuna geldiğimizde biraz ayağa kalkmış, üretim yapan, iş gücü kullanan bir ülke meydana geldi. İş gücünün kullanılması işçi sınıfının oluşmasına zemin hazırladı ve böylece müthiş bir kalkınma yaşandı. Kaynaklar israf edilmeden yatırıma dönüştürüldü. Dolayısıyla ben o dönemde hep çok iyi niyetli, çok düzgün kararların alındığı düşünüyorum” ifadesini kullandı.

Türkiye'nin tüm sıkışıklara rağmen İkinci Dünya Savaşı'na girmemesini bir başarı olarak tanımlayan Prof. Dr. Berksoy, “Savaştan uzak durduk ama ekonomik ve toplumsal kalkınma ister istemez bir duraksama dönemi yaşadı. Dönemin Demokrat Parti bürokratları da doğru kararlar alarak tarıma yatırım yaptılar. Yine aynı dönemde Amerikalılar geldi ve yatırımlar arttı. Böylece tarımda makineleşme başladı ve bu süreç 1954’e kadar devam etti” açıklamasını yaptı.

“1954'ten sonra küresel daralma egemen oldu”

1954’ten sonra dünyada konjonktürün bozulduğunu, küresel bir daralmanın yaşandığını belirten Prof. Dr. Berksoy, aynı yıllarda ülkemizdeki tarımın da önemli bir tempo kaybettiğini anlattı. Menderes iktidarı da tarıma dayalı büyüme modeli kullandığı için o büyük atılım döneminin yerini duraksamaya bıraktığını kaydeden Prof. Dr. Berksoy, durgunluğun 1960'a kadar devam ettiği bilgisini verdi. Tüm bu çalkantılı sürece rağmen üretimde planlamanın toplumun gündemine oturduğunu anlatan Prof. Dr. Berksoy, şu bilgileri verdi: “Planlama yapıldığı sürece hiçbir şey olmasa da hem siyasetçiye hem de sanayiciye belli bir perspektif sunuyor. Kısacası topluma bir yol haritası oluşturuyor. Sonra planlamanın hız kazandığı Demirel döneminde daha köklü yatırımlar yapıldı. İzmir İktisat Kongresi'nin ardından yatırımlar hız kazandı ama 1960'tan sonra da planlama devreye girmesi daha sürdürülebilir bir sistemde topluma planlamayı öğretti. 1970-1980 arasındaki ekonomik tıkanma da ülkemizdeki iç siyasetten kaynaklandı. Özellikle 1960 ihtilalinden sonra siyaset hem ekonomiye hem de ekonominin kökenine müdahale etti. Oysa siyaset düzgün bir plan yaparak yol göstermeli.”

“1980'lerde başlayan küreselleşmenin sonu...”

1980’lere geldiğimiz zaman Türkiye'nin dışa açılma politikasını izlediğini, aynı dönemde dünyada da küreselleşme dediğimiz bir akımın yaşandığının altını çizen Prof. Dr. Berksoy, “Artık dünyada ekonomilerin kapalı kalması çok zordu. Ancak Türkiye dışa açılırken sermaye girişini de dışarıdan bekledi. Üstelik gelen sermayenin niteliği de bu durumda çok önemli. Gelmediği zaman sıkıntı yarattı, tıpkı madde bağımlılığı gibi. Yani o yatırımlara bağımlı hale geliyorsunuz ve bu durum tam anlaşılamadı. Son zamanlarda küreselleşme üzerine çalışıyorum. O 1980'lerde başlayan küreselleşmenin sonuna gelmiş gibiyiz. Şu anda dünyanın yaşadığı dördüncü sanayi devrimi. Küreselleşme temelde gelir dağılımında müthiş bir bozulma yaratıyor. 'Hadi küreselleşelim' dediğiniz zaman 3-4 büyük şirket gelip piyasadan alacağını alıp gidiyor. Şimdi dünyada büyüme neredeyse durdu gibi. Türkiye de eksi büyüyecek” diye konuştu.

“İktisat öğretisi: Para harcayacak olana verilir”

Sermayenin sürdürülebilir olması için öncelikle insanların alım gücünün yükseltilmesi gerektiğini anlatan Prof. Dr. Berksoy, alım gücü yükselen insanın ister istemez tüketime yöneleceğini ve piyasada hareketliliğin yakalanacağını ifade etti.

Aksi takdirde sistemin tıkanacağını kaydeden Prof. Dr. Berksoy, şu bilgileri verdi: “İnsanların alım gücünün artması gerekiyor ki sürdürülebilir bir sistem kurulabilsin. Bugünün en büyük hatalarından biri de bu. Bir program açıklanıyor ve firma bazlı destekler sağlanıyor. Oysa iktisat öğretisi diyor ki: Böyle duraksadığını dönemlerde para harcayacak olana verilir. Yani talep edecek olan para almalı. Eğer sadece firma bazlı destekler söz konusu olursa oluşan değer tüketime hızla dönüşmez. Burada şirket üretim yapsa bile toplumun satın alma gücü olmalı ki sistem işlevsellik kazanabilsin. Bu durum zamanla ekonomide ciddi küçülmeyi getirir.”

İlk 10 ekonomi için...

Tarımdan fiilen vazgeçtiğimiz bilgisini veren Prof. Dr. Berksoy, ithalata döndüğümüzü ve bunun yanlış bir politika olduğunun altını çizdi.

“Unutmamamız gerekir ki, biz tarım ülkesiyiz” ifadesini kullanan Prof. Dr. Berksoy, “Tarım alanlarına inşaat yapıldı ve 4-5 yıl daha durgun gideceğe benziyor. İnşaat üretime katkısı olmayan geçici bir model. Bu durumda büyümenizi sürdüremezsiniz. Bir fabrika kurduğunuz zaman teknolojik altyapısıyla sizi ortalama 50-60 yıl üretime dayalı modelde götürür. Oysa inşaat ekonomisi sürdürülebilir bir sistem değil. Tarım bütün dünyada destekleniyor. Birincil sektör olmasa da mutlaka devlet destekli bir politika oluşturulmalı. Bugün Amerika devasa bir ekonomiye sahip olmasına rağmen tarıma mutlaka ciddi katkılar sağlıyor” diye konuştu.

Atatürk'ün sanayiyi Anadolu'ya yaymak gibi bir stratejisi olduğunu, hatta bunun için yer de belirlediğini anımsatan Prof. Dr. Berksoy, “İstanbul'la Eskişehir arasında müthiş bir ova var.  Bu bölgenin tarımı feda edilerek sanayi konuşlandırılacaktı. Hatta hepsi değil, belli standartları olan firmaların yapılanmasına zemin hazırlanacaktı. Bu proje o yıllarda yapılamadı ama bugün mutlaka gerçekleştirilmeli. Sanayiyi Anadolu'ya yaymak gerekiyor” dedi.

“Gelecek için Ar-Ge ve inovasyon desteklenmeli”

Ülkede Ar-Ge ve inovasyon desteklerinin önemli olduğuna işaret eden Prof. Dr. Berksoy, “İşletmelere teşvik verilecekse yenilikler üzerinden hareket edilmeli, yaratıcılığa teşvik verilmeli. Burada iyi bir planlama olmalı ve üretimde ne yapmak istiyorsanız onu geliştirecek teşvikler vererek gelecek için Ar-Ge ve inovasyonu sanayinin temeline oturtmalısınız” açıklamasını yaptı.

“Ekonomik buhran Türkiye'nin işine yaradı”

Türkiye ekonomisinin temellerinin atıldığı dönemin İzmir İktisat Kongresi'ne dayanmadığını kaydeden Prof. Dr. Berksoy, “Asıl yatırımın yapıldığı dönem dünyanın yaşadığı ekonomik buhrana denk geliyor. İthalat kesilince korumacı politikalar başladı ve ülkeler ekonomisini korumak durumunda kaldı. Yani ülke ekonomileri biraz küçüldü ve içe dönmek döndü.”

“Meşhur Marshall planı...”

1950’li yılların başında aslında başta Almanya olmak üzere Batı Avrupa ekonomisinin de çökme noktasına geldiğini ama yetişmiş insan gücü olduğu için sürecin farklı işlediğini vurgulayan Prof. Dr. Berksoy, “Ayrıca ABD, büyük bir kurtarma operasyonu başlattı. Meşhur Marshall planı... Bu planın bir ayağı zor durumdaki Avrupa ülkelerine doğrudan Amerikan yardımı yapmaktan geçiyordu. Avrupa savaşta yıkıldı, dümdüz oldu. Ama insan kaynağı duruyordu. Yani teknolojiyi bilen, kullanan insanlar Marşhall yardımlarıyla yeniden ülke ekonomisini canlandırdı” açıklamasında bulundu. 

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap