32 °C

Serenat mı yapıyoruz?

Serenat mı yapıyoruz?

AYDIN'DAN / Şenay ÇOPUR

senay.copur@dunya.com

Türkiye'nin Avrupa Ekonomik Topluluğu'na 1959 yılında yaptığı ortaklık başvurusu ile başlayan AB-Türkiye ilişkileri, çoğu zaman vuslata ermeyen inişli çıkışlı bir aşk ilişkisine benzetilir. Öyle ki tam üyelik müzakerelerinin başlangıcı da taraflar arasında nişan yüzüğünün takıldığı şeklinde yorumlanır. AB kız tarafı, Türkiye erkek tarafı. Kız evi naz evidir ama fazla naz da aşık usandırır.

Bugün geldiğimiz noktada nazdan usanmış Türkiye'den yükselen seslere baktığımızda Nazım Hikmet'in o güzel şiiri geliyor akla:

"Seni düşünmek güzel şey,

ümitli şey,

dünyanın en güzel sesinden

en güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...

Fakat artık ümit yetmiyor bana,

ben artık şarkı dinlemek değil,

şarkı söylemek istiyorum..."

Türkiye artık şarkı söylemek istiyor. Ve bize yıllardır deniliyor ki şarkıyı söyleyebilmek için önce sözlerini ezberleyecek, melodisini benimseyeceksin sonra sahne alacaksın.

Yarım asırdır taraflar şarkıyı birlikte söylemek için üzerine düşen görevleri ne kadar eksiksiz, ne kadar sorumluluk dahilinde, ne kadar zamanında, ne kadar doğru yaptı bu tartışılır. Ama biz önce çuvaldızı kendimize batıralım.

Tarih 3 Ağustos 2010'nun öncesi. Aydın Ticaret Borsası'nın Türkiye'nin ilk akredite gıda laboratuarını geziyoruz Başkan Adnan Bosnalı ve laboratuar müdürü Ülkü Ülgen eşliğinde. Bu özel laboratuarı gezerken Zeytinyağı ve Prina Tebliği'nin "tadım kriterleri" maddesinin 3 Ağustos 2010 tarihinden itibaren yasal olarak yürürlüğe gireceğini söylüyorlar. Dolayısıyla bu tarihten itibaren üretici zeytinyağına ilişkin tadım kriterlerinin teknik detaylarını takip etmeyen firmaları bazı engellerin beklediğini, ürününü ihraç edemeyeceğini açıklıyorlar. Üstelik bu kriterin sadece dış piyasa değil iç piyasa için de geçerli olacağını ekliyorlar.

AB'ye uyum çerçevesinde Ağustos 2007 tarihinde yürürlüğe giren 'Zeytinyağı Pirina Yağı Tebliği' ile zorunlu hale gelen zeytinyağında "duyusal analiz" yapılması konusunda 3 yıl geçiş süreci tanındığını ve bu yönde Aydın Ticaret Borsası'nın iki yıldır hazırlık yaparak "tadım panelistleri" yetiştirdiklerini ve akreditasyon başvurularını yaptıklarını, üreticilerin hizmetinde olduklarını söylüyorlar.

Ne yapar bu panelistler diye sorduk, "Zeytinyağınızın her türlü kimyasal analizlerini yaptırdıktan sonra piyasaya sürebilmek için bir de duyusal analizini yaptırmanız, yani tadına baktırmanız ve onaylatmanız gerekir. İşte tadım panelisti yağınızın tadına bakan kişidir" dediler.

Ama öyle zeytinyağlı dolmanızın tadına bakar gibi bakmıyorlar yağın tadına. Bu panelistler o kadar özel yetiştiriliyorlar ve o kadar uzmanlaşıyor ki örneğin tadına baktığı zeytinyağı için şöyle bir yorum yapabiliyor size: "Bu yağ Ayvalık'ın Çakmak köyünde yetişen zeytinlerden üretilmiştir".

3 Ağustos 2010'nun üzerinden iki ay geçince yürürlüğe giren tebliğ maddesi konusundaki gelişmeler ne aşamada diye bir araştırma yapmak istedik. Öğrendik ki süreç bir süre daha ötelenmiş. Sebep mi? Sebep sektör temsilcilerine hazırlık için 3 yıl süre tanıyan Bakanlık henüz bu geçişe hazır değilmiş.

Biz bu şarkıyı söyleyemiyor muyuz, söyletilmiyor mu, söylemek mi istemiyoruz? Yoksa biz söylemek bir yana serenat yapıyoruz da sesimizi mi duyuramıyoruz?

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.