13 °C

TBMM’nin 100.yılında, yeni uzlaşmanın şafağında

Zaman sadece dünya için değil, Türkiye için de bir yeni bir toplumsal uzlaşı zamanı. Ülkemizde de yeni şeyler söylemek, yeni bir hikâye yazmak zorundayız. Yeni bir toplumsal uzlaşı, yeni bir hikâye ve güvenilir, liyakatli bir yönetimle ülkemizin bu güçlü potansiyelini harekete geçirebiliriz..

TBMM’nin 100.yılında, yeni uzlaşmanın şafağında

Faik Öztrak
CHP Genel Başkan Yardımcısı 

Millet iradesinin vücut bulduğu Gazi Meclisimiz 100 yaşında. Halkımızın bağrından çıkan bu asırlık çınar, egemenliğin kayıtsız, şartsız milletin olduğunu gösterdi, göstermeye de devam edecek.

Uzun süren savaşların sonunda imkânlarını tüketmiş bir ulus, bir asır önce, emperyalizme karşı var olma mücadelesini büyük bir zaferle taçlandırdı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan yeni devletin parolası “tam bağımsızlık”tı. Cumhuriyeti kuran kadrolar siyasi bağımsızlığı, ekonomik bağımsızlıkla perçinlenmeden bu hedefe ulaşılamayacağını çok iyi biliyordu. Genç Cumhuriyet bu anlayışla gerek devlet, gerekse devlet tarafından desteklenen özel sektör eliyle ardı ardına fabrikalar kurdu. Sanayide kendine yeter hale geldi. Bir yandan büyük bir eğitim ve sağlık hamlesi, diğer yandan tarımda modernleşme hareketi başlatıldı. Hayatın her alanına yayılan eş zamanlı devrimler sayesinde modern Türkiye Cumhuriyeti, bir hukuk devleti ve medeni uluslar kulübünün saygın bir üyesi haline geldi. Bilim ve aklın ışığında belirlenen kurucu ilkelerimiz, bugün de geçerliliğini korumakta, geleceğimizi aydınlatmaya devam etmektedir.

Tam bir asır sonra, dünya, korkunç can kayıplarına yol açan, ekonomileri alt üst eden Covid-19 virüsüyle alışılmadık bir savaşa tutuştu. Salgın, sadece insanların canını değil, geçimini de tehdit ediyor. Milyarlarca insan, 1929’da yaşanan Büyük Buhran’dan sonra gördüğümüz en derin krizle karşı karşıya. Tüm dünyada bir yandan arz zincirleri darma dağınık olurken, tüketim ve yatırım harcamaları durdu. Küresel sermayenin gelişmekte olan ekonomilerden hızla çekilmesi ise finansal dengeleri sarsıyor.

Bir asır önce büyük badireler atlatılarak kurulan Cumhuriyetimiz de bugün yeniden iç ve dış badirelerle sınanıyor.

Zaten sorunları olan demokrasimiz, 2014’te başlayan tek adam parti devletinin inşasıyla, daha da sorunlu hale geldi. Bu süreç sadece ülkenin siyasi ve hukuki kazanımlarına, devletin çözüm kapasitesine değil, ekonomik kazanımlarına da büyük darbe vurdu. Milli gelirimiz hızla erirken ailelerin ve şirketlerin borcu katlandı. Ülke sıcak paraya, dolara müptela edildi. 2018’in ortalarında yaşanan jeopolitik kriz, yönetimin ekonomiyi ne kadar kırılgan hale getirdiğini gün ışığına çıkardı. Hükümet neden olduğu ekonomik krizden çıkabilmek ve 2019 seçimlerini kazanabilmek için elindeki tüm ihtiyat akçelerini tüketti. Ülkemiz Koronavirüs salgınının tetiklediği küresel tsunamiyle, diğer ülkelerden farklı olarak, kendi ekonomik kriziyle boğuşurken yüzleşmek zorunda kaldı.

Şimdi yapılması gereken, salgını bir an önce bitirmek için ihtiyaç duyulan her türlü önlemi almak olmalıdır. Hem salgının hem de önlemlerin yoksullar, üretenler ve üretim tabanı üzerinde yaratacağı tahribatı önlemek için de bugüne kadar görülmemiş tedbirleri almak, alışılmadık büyüklükte harcama yapmak zorundayız. Bunun için bastığımız paramızın değerinin elden kaçmasını engelleyecek tahkimatı da yapmalıyız. Yapılanların bütçe, para politikası ve finans kesimi üzerindeki etkilerini krizden çıkışta telafi edebilmek ve hızla yeniden büyüme sürecine dönebilmek için de yeni bir stratejiye, güçlü bir programa ihtiyacımız var.

Büyük krizler ardından yeni değişim ve dönüşümleri de getirir. Sorun ise, değişimin yönünün nasıl olacağındadır. Değişim, yalanı hakikat gibi sunan, gerçek-ötesi popülist ve otokrat siyasetçilerin insafına bırakılırsa, hayırlı bir sonuç beklemek kuşkusuz saflık olur. İnsanlık tarihi bu konuda sayısız dersle doludur. Değişimin insanlığın hayrına olması için demokratik tartışma zeminine ve demokrasiden yana olanların işbirliğine ihtiyaç var.

Oniki yıl önce bir küresel kriz piyasaların hata yapabileceğini göstermişti. Bugün yaşadığımız kriz ise bir virüsün tüm ekonomileri alt-üst edebileceğini ve kritik bazı sektörlerin piyasanın insafına bırakılamayacağını gösterdi. Gıda güvenliğinin önemini, sağlık ve eğitim gibi kamusal hizmetlerin değerini ve herkesin bu hizmetlere erişiminin önemini anladık. Artık ihtiyacımız olan, vahşi küreselleşmeyi ıslah ederek, devlet ve piyasa arasında bir “yeni uzlaşma” metni yazmak. Dünya buna benzer bir uzlaşmayı İkinci Dünya Savaşı’nın ardından başardı. Şimdi neden olmasın?

Zaman sadece dünya için değil, Türkiye için de bir yeni bir toplumsal uzlaşı zamanı. Ülkemizde de yeni şeyler söylemek, yeni bir hikâye yazmak zorundayız. Yeni hikâyeyi ortak akıl ve mümkün olan en geniş uzlaşıyla hazırlamalıyız. Ve nihayetinde bu yeni hikâyenin müellifi tek adam değil, millet olmalı.

Biz, yazılacak hikâyenin dört sütun üzerine inşa edilmesini öneriyoruz.

İlk sütun “hukuk devletinin yeniden ayağa kaldırılması”, yeni ve güçlü bir parlamenter demokrasiye geçilmesi olmalı.

Hikayenin ikinci sütununda “üretim tabanımızın ve rekabet gücümüzün tahkimi” var. Tarım, sağlık, eğitim ve araştırma gibi bazı stratejik sektörlerde, teknoloji üretiminde kendimize yeterli olabilmek için devletin akıllı düzenleyiciliğine ve gerektiğinde doğrudan yatırım yapmasına da ihtiyaç var.

Üçüncü sütunu, “sosyal devletin tahkimi ve büyümenin nimetlerinden herkesin adil yararlanması” oluşturuyor. Çalışanların sağlığını ve iş güvenliğini korumanın, hakça paylaşmanın önemini, toplumumuzun en zayıf en kırılgan kesimlerini kucaklayacak bir otomatik denge mekanizmasına olan ihtiyacı, Koronavirüs salgınında bir defa daha gördük. Bu çerçevede güçlü sendikal yaşam ve Aile Yardımları Sigortası’nın eksikliğini bir an önce gidermek zorundayız.

Hikâyenin dördüncü ve son sütununda ise “ekonomik ve çevresel sürdürülebilirlik” var. İçinde yaşadığımız doğamızı rant hırsına kurban edemeyiz. Uzun vadede parasal ve mali dengelerin sürdürülebilirliğini tehlikeye atamayız. Biliyoruz ki kurallılık, ekonomide öngörülebilirliğin teminatıdır.

Umutsuzluğa yer yok. Ülkemiz çok büyük bir ülke. Genç bir nüfusa sahibiz. Coğrafi konumumuz eşsiz… 4,5 saatlik uçuş mesafesinde 1,5 milyarlık nüfusa, 58 ülkeye ve 21,5 trilyon dolarlık pazara erişim imkânımız var. Yeni bir toplumsal uzlaşı, yeni bir hikâye ve güvenilir, liyakatli bir yönetimle ülkemizin bu güçlü potansiyelini harekete geçirebiliriz. Üretebiliriz, bölüşebiliriz, zenginleşebiliriz. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına yaklaşırken demokrasiye inanan tüm güçlere düşen görev de bunu özgürlüklerimizden, demokrasiden, insan haklarından, hukuk devletinden taviz vermeden gerçekleştirmek için birleşmek olmalıdır.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap