16 °C

Ufukta parlayan bağımsızlık ışığı: 23 Nisan

22 Nisan’da yayımlanan bir tamimle, 23 Nisan 1920 tarihinden itibaren bütün mülki ve askerî makamların ve bütün milletin merciinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğu ilan edilmiştir.

Ufukta parlayan bağımsızlık ışığı: 23 Nisan

Prof. Dr. E. Semih Yalçın
MHP Genel Başkan Yardımcısı

23 Nisan 1920, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilk açılış tarihidir ve Osmanlı topraklarında işgallerin başlamasına yol açan Mondros Mütarekesi’nden o güne gelinceye kadar baş döndürücü hadiseler cereyan etmiştir.

İşgallere karşı yurdun dört bir yanında başlayan münferit direniş mücadeleleri, Müdafaa-i Hukuk ve Redd-i İlhak cemiyetlerinin kurulmasıyla taçlandırılmıştır. Sıra, o dönemde Kuva-yı Milliye adını alan direniş örgütlerinin tek çatı altında toplanarak bir lider marifetiyle teşkilatlandırılmasına ve ortak hedefe kanalize edilmesine gelmiştir. Bu gaye doğrultusunda hayata geçirilen ve aynı zamanda Samsun’dan yola çıkıp Anadolu’ya topyekûn direniş tohumlarını ekmeye başlayan Mustafa Kemal Paşa’yı Millî Mücadele’nin liderliğine taşıyan adımlardan ilki, Erzurum’da atılmıştır. Erzurum Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti, 10 Temmuz 1919’da, “Heyet-i Faale” Başkanlığının kendisine verildiğini Mustafa Kemal Paşa’ya bildirmiştir.

Erzurum Kongresi, 23 Temmuz’da toplanmış ve o gün Mustafa Kemal Paşa, oy çokluğuyla başkan seçilmiştir. Kongreye Erzurum, Sivas, Trabzon, Van ve Bitlis vilayetleriyle Erzincan sancağı ve bunlara bağlı ilçelerden delegeler katılmıştır. Bu sancak ve vilayetlerin temsilcileri, bugünkü idari taksimata göre birçok ili içine alan bir coğrafyadan gelmişlerdir. Erzurum Kongresi bu itibarla geniş kapsamlı sayılabilecek bir mahallî Meclis hüviyetini almıştır.

İlerde deruhte edeceği Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının ilk egzersizini bu kongrede yapan Mustafa Kemal Paşa, Reis seçildikten sonraki konuşmasında, daha geniş bir iştirake dayanan bir millî Meclis teşkili lüzumunu dile getirmiştir. Mukadderata hâkim bir millî iradenin ancak Anadolu’dan zuhur edebileceğini belirterek, millî iradeye istinat eden bir millî şûra tesisini ve gücünü millî iradeden alan bir hükümetin kurulmasını ilk çalışma hedefi olarak göstermiştir.

Erzurum Kongresi’nde 14 gün devam eden çalışmalar neticesinde, “millî hudutlar dâhilinde bulunan vatan topraklarının parçalanamayacağı, her türlü işgale karşı direnileceği, kuva-yı milliyenin âmil ve irade-i milliyenin hâkim kılınması” esasının gözetileceği ilan edilmiştir.

Erzurum’da somutlaşan millî iradenin bütün yurt sathına yayılması için çaba gösteren Mustafa Kemal Paşa, 24 Ağustos’ta Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin Heyet-i Temsiliyesi adına Alaşehir Kongresi Riyasetine gönderdiği telgrafta, katılımcıların bir araya gelişteki hissiyatını paylaştıkların bildirmiştir. Bütün Batı Anadolu kongreleri namına Reis Hacim Muhittin(Çarıklı) Bey’in Erzurum’a gönderdiği cevaptaysa, henüz ortada millî mücahede için beraber hareket etme iradesi bulunmamasına rağmen, geleceği gören ve birlik içinde çalışmaya kapı aralayan ifadeler vardır:

“Şarktan garba doğru tevessü eden teşkilat-ı vatanperveraneleriyle garptan şarka tevessü edecek teşkilat-ı naçizanemizin birleştiği gün, gayesi istihlâs-ı vatana matuf teşebbüsat-ı vatanpervarenemizin en büyük bir bayramı olacaktır… Şark ve garbın maksad-ı gayesi, istihsâl-i vatan ve temin-i istiklâldir. Şarkın küçük kardeşi garbın ihtiramâtının kabulünü istirham ederim efendim.”

Batı Anadolu’da kongre yapan vatanseverlerin ve millî teşekküllerin kâmilen Mustafa Kemal Paşa’nın emrine girmesine zaman vardır. Millî teşkilatların tek çatı altında toplanması yolundaki en önemli adımlardan biri, Sivas Kongresi’nden sonra atılmıştır. Dördüncü Balıkesir Kongresi sırasında “Redd-i İlhak” unvanının “Müdafaa-i Hukuk” olarak değiştirilmesi ve Mustafa Kemal Paşa başkanlığındaki Heyet-i Temsiliye ile bağ kurulması kararına varılmıştır. 19 Kasım 1919’da alınan bu kararla bütün Anadolu’nun müşterek gaye uğrunda birleştiği ilân edilmiştir. Karesi mebusu olarak son Osmanlı Mebusan Meclisine seçilen Hacim Muhittin Bey’in İstanbul’a gitmeden önce 1920 yılının Ocak ayında Ankara’ya gelerek Mustafa Kemal Paşa’yla görüşmesi, ortak hareket kararını pekiştirmiştir.

Millî Meclise doğru gidişin en önemli basamağı olan Sivas Kongresi’nin yapılacağı Amasya’dan genelgeyle duyurulmuştur. Mustafa Kemal Paşa’nın Sivas’ta milletin sözcülerini toplamaktaki hedefi, Anadolu ve Rumeli’de faaliyet hâlindeki millî teşekküllerin bir merkezden temsil ve idare edilmesini sağlamak olmuştur. Mustafa Kemal Paşa bu kararını, 18 Haziran’da Edirne’deki 1. Kolordu Kumandanı Cafer Tayyar Bey’e de duyurmuştur.

11 Eylül 1919’da sona eren Sivas Kongresi’nde varılan kararlar, geniş ölçüde Erzurum kararlarına uygun düşmüştür. Kongre sonunda; her türlü işgale karşı vatanın müdafaa edileceği, bu defa azınlıklar değil, İtilâf devletleri de kastedilerek ilân edilmiştir. Kongrede alınan kararlar, katılımcıların emperyalizme karşı ortak bir tavır içinde olduğunu ortaya koymuştur. Kongrede varılan en önemli kararlardan biri de Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin tek isim ve teşkilat altında toplanmasıdır. Bu karar, millî kuvvetlerin bir merkezden yönetimini ve ortak bir hedefe tevcihini sağlamak açısından önem taşımaktadır. Mustafa Kemal Paşa, riyaset ettiği Sivas Kongresi’nin icra organı konumundaki Heyet-i Temsiliye'nin de Başkanlığını yürütmüştür. İktidarı fiilen ve hukuken temsil eden Mustafa Kemal Paşa, Sivas Kongresi sonrasında artık millî hükümetin başkanı olmuştur. Sivas Kongresi yurt çapındaki direniş örgütlerini ve eylemlerini birleştirip bir millî ülkü ve yönetim birliği yaratmayı amaçladığından, kongre başkanlığı son derece önemlidir. Başka bir deyişle millî hareketin önderi kesin bir şekilde bu kongrede belirlenmiştir.

27 Aralık 1919’da Sivas’tan Ankara’ya gelen Heyet-i Temsiliye Başkanı Mustafa Kemal Paşa, burada yerleştiği Ziraat Mektebi binasını Millî Mücadele’nin merkez karargâhı hâline getirmiştir. Kısa sürede telgraf muhaberesi kurarak yurdun dört bir yanıyla irtibat sağlayan Mustafa Kemal Paşa, gelecekte Ankara’da kurulacak Meclisin de alt yapısını burada hazırlamıştır. Ziraat Mektebinde kurulan telgraf haberleşmesi sayesinde Mustafa Kemal Paşa’nın karargâhı bütün yurtta “Kongre” ismiyle anılmaya başlanmıştır. Telgraflarda yer alan “Heyet-i Temsiliye namına Mustafa Kemal” imzası, aynı zamanda kongre merkezinin karar merciinin şifresi olmuştur.

O günlerde Ankara’ya gelerek Ziraat Mektebinde kendisini ziyaret Eden ve Ankara’yı çöle benzeten Yunus Nadi’ye Mustafa Kemal Paşa, “Anadolu’da çölden bir hayat çıkarmak, inhilalden bir teşekkül yaratmak lazımdır. Çöl sanılan bu âlemde saklı, kuvvetli hayat vardır. O, millettir; Türk milletidir. Eksik olan şey teşkilattır, işte şimdi onun üzerindeyiz.” demiştir.

Mustafa Kemal Paşa, kafasında bir yığın soru işareti ve gönlündeki endişeyle görüşmeye gelen Yunus Nadi’yi, “Milletimiz çok büyüktür. Hiç korkmayalım o esaret ve zilleti kabul etmez.” diye teskin etmiş; ”Bir devre yetiştik ki onda her iş meşru olmalıdır. Millet işlerinde meşruiyet ancak millî kararlara istinat etmekle, milletin temayülat-ı umumiyesine tercüman olmakla hâsıldır.” Sözleriyle de bir millî Meclisin bütün meselelere vaziyet etmesinin şart olduğunu anlatmıştır.

Yunus Nadi, nazariyenin güzel olduğunu ama hakikatlerin de aceleyi gerektirdiğini öne sürerek Millî Mücadele’nin düşmanı vatan topraklarından kovacak bir orduya dayanılmak suretiyle sürdürülmesinin lüzumundan söz edince de Mustafa Kemal Paşa, şöyle konuşmuştur:

“Bence meclis nazariye değil, hakikattir ve hakikatlerin en büyüğüdür. Evvela Meclis, sonra ordu Nadi Bey… Orduyu yapacak olan millet ve ona niyabeten Meclistir. Çünkü ordu demek, yüzbinlerce insan, milyonlarca ve milyonlarca servet ve sâman demektir. Buna iki üç şahıs karar veremez. Bunu ancak milletin karar ve kabulü meydana çıkarabilir ve bir kere bu hâle geldikten sonra millet hayat ve mevcudiyetine zıt olan mezalim ve tazyikatın kâffesini bertaraf etmeye muktedir olmak salahiyetini yalnız nazariye olarak değil, fiilen kazanmış oluruz.”

Bir yandan da askerî birliklerle, diğer yandan da müdafaa-i hukuk örgütleriyle bağını güçlendiren Mustafa Kemal Paşa, burada son Osmanlı Meclisi Mebusanına katılacak milletvekilleriyle de görüşüp onlara misak-ı Millî umdelerini âdeta ezberletmiştir.

Bu arada 13 Kasım 1918 günkü fiilî işgalden sonra İstanbul’un 16 Mart 1920 günü resmen işgal edilmesi ve Son Osmanlı Mebusan Meclisinin İtilaf askerlerince basılması, Kuva-yı Milliye hareketinin önünü açmıştır. İngiliz askerleri, Rauf Bey’le (Kara)Vasıf Bey’i tutuklayıp götürmüşler, ardından da İstanbul’da büyük bir Kuva-yı Milliyeci avı başlamıştır. İngilizler, yakaladıkları vatanseverleri Malta’ya sürgüne göndermişlerdir.

16 Mart 1920’de İstanbul’un resmen işgalinden iki gün sonra mebuslar, Mecliste son defa toplanmış, Meclis Başkanvekili Hüseyin Kâzım Bey’in yönetiminde başlayan toplantıda, İstanbul’un işgali ve mebusların tutuklanması protesto edilmiştir. Meclis-i Mebusan’ın aldığı son karar, toplantılara ara vermek olmuştur. İstanbul’daki Meclis-i Mebusan’ın toplantılarını erteleme haberini alan Mustafa Kemal Paşa, ertesi gün vilâyetlere, müstakil livalar ve kolordu komutanlarına gönderdiği tebliğle, milletin bağımsızlığını ve devletin kurtarılmasını sağlayacak tedbirleri düşünmek ve uygulamak üzere olağanüstü yetkileri haiz bir meclisin Ankara’da toplanmasının gerekli görüldüğünü duyurmuştur. Tebliğde, dağılmış bulunan Mebusan Meclisinden Ankara’ya gelebileceklerin de bu meclise katılmalarının temini ve bütün bunların yerine getirilebilmesi için de seçim yapılmasının lüzumu belirtilmiştir. Her sancaktan 5’er üyenin intihap edileceği bildirilmiş ve seçimlerin, her mahallin en büyük mülkiye memurunun başkanlığında gizli rey ve ekseriyeti mutlaka ile yapılması, on beş gün zarfında Ankara’da ekseriyetle toplanacak şekilde tamamlanması istenmiştir.

Mustafa Kemal Paşa, fevkalâde yetkilere sahip bir Meclisin Ankara’da toplanması hususunda alınan kararlar ve bunların uygulanmasını, İstanbul’un işgalinin ardından alınmış geleceğe yönelik tedbirlerin en önemlisi olarak telâkki etmiştir. Bu arada stratejik mahiyette bazı önlemler de düşünülmüş ve tatbik edilmiştir. Bunlar, Eskişehir ve Afyonkarahisar’daki yabancı kıtalarının silahtan tecridi veya bölgeden uzaklaştırılması ile Geyve ve Ulukışla civarlarında demiryolu hatlarının tahribi ve Anadolu’da bulunan ecnebi subayların tevkifi gibi hususlardır. Askerî ve stratejik konularda alınan tedbirler, Ocak ayında 20. Kolordu ve Garbî Anadolu Kuva-yı Milliye Kumandanı Ali Fuat Paşa’nın (Cebesoy) hazırladığı “Esas Müdafaa Planı”nın yeni durum karşısında tatbikine geçilmesidir.

Vilâyet, liva ve kumandanlıklara yapılacak duyurunun müsveddesine, Mustafa Kemal Paşa’yla kumandanlar arasındaki fikir alışverişiyle son şekli verilmiştir. Mustafa Kemal Paşa, ilk müsveddede “meclis-i müessisan” tabirini kullanmıştır. Maksadı da toplanacak Meclisin rejimi değiştirmek salâhiyetiyle ilk anda mücehhez bulunmasını sağlamaktır. Fakat ilk meclise verilecek bu adın kullanılması, Sivas’taki Üçüncü Kolordu Komutanı Selâhattin Bey ve Kâzım Karabekir Paşa tarafından münasip görülmemiştir. Mustafa Kemal Paşa, Ankara’da toplanacak Meclisin İstanbul’dakinden farklı kurucu nitelikte olması kararını vermiştir. Seçimlerin yapılmasına dair tamim kesin şeklini bulduğunda, “salâhiyet-i fevkalâdeyi haiz bir meclis” ifadesi, “meclis-i müessisan”ın yerini almıştır. Aslında bu da “kurucu Meclis”in açıklanmış biçimde ifadesidir ve aynı fonksiyonu icra edebilecek donanımdaki bir Meclisin tanımlanmasından ibarettir.

İstanbul’dan kaçarak gelen bazı mebusların telgraflarındaysa “Meclis-i Kübra-yı Millet” adı kullanılmıştır. Mustafa Kemal Paşa bir gün arkadaşlarıyla toplu hâlde meclis hakkında konuşurken, biri: “Paşam, bu meclis Meclis-i Kebir-i Millî olsun.” demiştir. Mebusan Meclisinin son Reisi Celâlettin Arif Bey de ‘Meclis-i Kebir’ adının kullanılmasından yana olmuştur. Hamdullah Suphi Bey ise “Kurultay” ismini teklif etmiştir. O sıralarda Hamdullah Suphi Bey Türk Ocağının görüşlerine bağlı olanları temsil ederken, ötekiler İslamcı geleneğe sahip çıkanlardır. Hatta Osmanlı Devleti’nin hâlâ yaşadığı inancıyla Meclis-i Mebusan demenin yeterli olacağını ileri sürenler de çıkmıştır. Mustafa Kemal Paşa ise “Meclis-i Kebir-i Millî” ismini benimsemekle birlikte, önce “Büyük Meclis-i Millî”, daha sonra da sade Türkçeyle “Büyük Millet Meclisi” adını kullanmıştır. Sonradan bu son tabir, son Osmanlı Mebusan Meclisi Başkanı Celâlettin Arif Bey de dâhil, herkes tarafından teamülen kabul edilmiştir. Sonraları Mustafa Kemal Paşa, Büyük Millet Meclisinin bir Türk parlamentosu olduğunu her vesile ve fırsatta tebarüz ettirmek maksadıyla ismin başına “Türkiye” kelimesini de ekleyerek ifade etmeye başlamıştır.

Şüphesiz, “Türkiye” ile sadece Osmanlı yerine Türk unsuruna ait bir parlamento değil, aynı zamanda yeni bir devletin varlığı da tabir edilmiş olmaktadır. Ayrıca “Meclis-i Millî”, Osmanlı Mebusan Meclisiyle Âyan Meclisinin ortak adıdır. Hâlbuki Ankara’da toplanacak Meclise verilen “Millet Meclisi” adıyla, farklı özelliklere sahip, olağan dışı fonksiyonlar icra etmesi öngörülen bir parlamento kastedilmiştir. Bu ismin tercih edilmesi, yeni Türk parlamentosuna verilmek istenen şeklin, Millî Mücadele’nin önderi tarafından nüanslar bile kaçırılmayarak plânlandığını gözler önüne sermiştir.

Yeni meclisin toplanması için milletvekili seçimi yapılırken ve sonrasında yurdun bazı yerlerinde ayaklanmalar baş göstermiştir. Bu ayaklanmalar bir yandan İstanbul’daki hükümet, diğer yandan da işgalci devletler tarafından körüklenmiş, beslenmiştir. Bilhassa Düzce, Hendek, Gerede gibi Bolu mıntıkasına dâhil yerlerden başlayıp Ankara’ya doğru genişlemekte olan isyan, Meclisin açılışını tehdit eder mahiyet almıştır. O bakımdan, Meclisin süratle açılması ve gelebilen mebuslarla 23 Nisan 1920 Cuma günü açılışın yapılması uygun görülmüştür. Meclisin açılış programı da 21 Nisanda bir genelgeyle duyurulmuştur. Genelgede, açılışın tesadüf ettirildiği Cuma gününün “mebrukiyetinden” istifade edilerek Hacı Bayram Camiinde kılınacak namazdan sonra Kur’anı Kerim ve salâtın nurundan feyiz alınacağı belirtilmiştir. 22 Nisan’da yayımlanan bir tamimle de, 23 Nisan 1920 tarihinden itibaren bütün mülki ve askerî makamların ve bütün milletin merciinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğu ilan edilmiştir.

23 Nisan 1920 günü Meclis çalışmaları için tahsis edilen binanın önünde kurbanlar kesilmiş ve Hacı Bayram Camii’nde Kur’anı Kerim okunarak dualar edilmiştir. Daha sonra Meclis binasına girilmiş, Hacı Bayram Veli’nin sancağı kürsüye örtülerek üzerine Kur’anı Kerim ve Sakal-ı Şerif yerleştirilmiştir. Binaya girilmeden evvel Mustafa Kemal Paşa eski İttihat ve Terakki Kulübüne ait yeni Meclis binasının birkaç basamaklı merdivenini çıkmış, kırmızı beyaz kurdelelerle bağlanmış olan kapıya yaklaşıp makasla kurdeleleri kesmiş ve ondan sonra binaya girilmiştir. Büyük Millet Meclisi’nin ilk celsesi, en yaşlı üye sıfatıyla Sinop mebusu Şerif Bey’in nutkuyla açılmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın daha önceden hazırlayıp Şerif Bey’e verdiği konuşma metninde, yeni Türk parlamentosunun ismi de konulmuştur: Büyük Millet Meclisi. Bu ad, Meclisin ilk toplantısında en yaşlı üyenin ağzından bu ad bütün dünyaya ilân edilmiştir. Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışıyla ufukta parlamaya başlayan bağımsızlık ışığı Ankara üzerine aksetmiştir.

Böylece, Sivas Kongresi’nde milletin işlerini yürütmek üzere yetki alan Heyet-i Temsiliye, görev ve sorumluluklarını Ankara’da teşekkül eden parlamentoya devretmiştir. Bu büyük tarihî gelişme, Heyet-i Temsiliye tarafından o güne kadar atılan adımların ve Kuva-yı Milliyecilerin verdiği mücadelenin meşruiyetini bütün dünyaya ve bilhassa saltanatın merkezi olan İstanbul’a ispat imkânı vermiştir.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap