ABD nereye koşuyor?

ABD, Büyük Buhran döneminden beri en kötü tabloyla karşımızda. Polisin orantısız güç göstermesiyle göz göre göre gerçekleşen George Floyd’un ölümü, denge değişiminin fitilini mi ateşledi? Süpergüç için geleçekte ne var?

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Didem Eryar ÜNLÜ

"Kuşlar gibi uçmasını, balıklar gibi yüzmesini öğrendik. Ancak bu arada çok basit bir sanatı unuttuk; kardeş olarak yaşamayı..." demişti Martin Luther King.

2016 yılında Microsoft tarafından geliştirilen ve twitterde kullanıcılarla etkileşim halinde olması hedeflenen yapay zeka hesap "Tay", kısa bir süre içinde gerçek kullanıcıların tweetlerinden beslenerek ırkçı tweetler atmaya başladı. Microsoft, Tay'ın tweetlerine müdahale etmek zorunda kaldı.

Google, geçtiğimiz günlerde, yapay zeka sistemini ayrımcılık ve ırkçılıktan korumak için TCAV adını verdiği yeni bir sistem üzerinde çalışmaya başladı.

Yapay zekanın dünyayı yönetmeye hazırlandığı bir dönemde, ırkçılık, Martin Luther King’in ifade ettiği gibi, asla üstesinden gelemediğimiz bir hastalık olmaya devam ediyor. Ve başa çıkmayı başaramadığımız virüsler gibi, tüm dünyada farklı şekilde ve farklı şiddette yaşanıyor.

25 Mayıs tarihinde ABD’de yaşanan vaka ise, sadece bu hastalığa maruz kalanları değil, tüm dünyayı ayağa kaldırdı…

Dolandırıcılık suçu nedeniyle polis tarafından gözaltına alınmak istenen siyahi ABD vatandaşı George Floyd, Minnesota’da polisin orantısız güç kullanması nedeniyle nefessiz kalarak hayatını kaybetti.

Bu olay; geçtiğimiz yıllarda Charlotte, Baton Rouge, Ferguson veya Baltimore’da, ya da geçtiğimiz Şubat’ta Georgia’da, Mart’ta Louisville’de siyahi vatandaşların ölümüyle sonuçlanan durumlardan çok farklı değil.

Louisville Üniversitesi Pan-African Araştırmalar Merkezi Başkanı Prof. Ricky L. Jones’un ifade ettiği gibi; “Eğer siyahi iseniz, eğitim alamazsınız, ibadet edemezsiniz, çalışamazsınız, huzur içinde kuşları seyredemezsiniz, hatta uyuyamazsınız. Bu son derece yorucu bir varoluş.”

Floyd’un polisin orantısız güç karşısında hayatını kaybetmesini, daha önceki olaylardan farklı kılan unsur ise, ABD’de Covid-19 salgınıyla başlayan toplumsal huzursuzluğun, bu olayla zirveye taşınmış olması.

Trump’ın tweet’leri…

ABD Başkanı Donald Trump’ın tweet’leri ise, tüm bu olayları daha da ateşleyecek nitelikte. “Afrikalı-Amerikalı toplum neden bu kadar kalabalık? Neden herkesten daha fazlalar? Bunun hiçbir anlamı yok ve bu durumdan hoşlanmıyorum” sözleri ile kendinden farklı olanlara yönelik bakış açısını net bir şekilde ortaya koyan Trump, Minneapolis'teki olaylarla ilgili attığı tweet’le de, bu duruşunun altını bir kez daha çizdi.

Trump’ın "Bu serseriler George Floyd'un anısına saygısızlık ediyor ve bunun olmasına izin vermeyeceğim. Vali Tim Walz ile konuştum ve ordunun tümüyle onun yanında olduğunu söyledim. Bir zorluk çıkarsa kontrolü üstleneceğiz ama yağma başlarsa (silahla) ateş etme de başlar" yorumlarını içeren tweet’ine Twitter’dan "şiddeti yüceltme" uyarısı geldi. Twitter, kullanıcılara yönelik uyarı notunda "Bu Tweet, şiddeti yüceltme hakkındaki Twitter Kuralları'nı ihlal etti. Ancak Twitter, Tweetin erişime açık kalmasının kamu yararına olabileceğini belirledi" ifadelerini kullandı. Trump ise, bunun üzerine Twitter ve Facebook gibi sosyal medya kanallarının daha yoğun hukuki denetime tabi tutulmalarını öngören kararnameyi imzaladı.

ABD'deki siyahilerin son dönemde artan tepkisi, sadece polis şiddetine yönelik öfkeyi değil, kökeni köleliğe kadar uzanan ön yargılar, toplumsal eşitsizlikler ve ekonomik dengesizliklerin yol açtığı gerilimi de yansıtıyor. Floyd hadisesinin, ABD’deki işsizlik sorunuyla birlikte ülkede topyekün bir infiale neden olmasından endişe ediliyor. Protestoların ülke geneline yayılması, sadece siyahi nüfusun değil, çok daha geniş bir etnik nüfusun sesini yükseltmeye başlaması, 40 şehirde uygulanan sokağa çıkma yasağı ve askerin sokağa inmesi de bu korkuları güçlendiriyor.

Büyük Buhran’dan bu yana en yüksek işsizlik

ABD’de Covid-19 salgının ortaya çıkmasından bu yana, ilk kez işsizlik maaşına başvuranların sayısı 33 milyonu geçmiş durumda. Ülkede işsizlik oranı Nisan ayında 10,3 puan artarak yüzde 14,7'ye yükseldi. Ülkedeki işsiz sayısı şu anda 36,5 milyona ulaşmış durumda. Bu oran, 1929 yılında yaşanan Büyük Buhran döneminden bu yana en yüksek seviye.

ABD Çalışma Bakanlığı, geçtiğimiz 10 haftada 40 milyon 746 bin kişinin işsizlik maaşı başvurusunda bulunduğunu açıkladı. 2019 yılında ortalama yüzde 3,7 olarak açıklanan ülke geneli işsizlik oranı, siyahi nüfusta yüzde 6,1'e ulaşıyor. ABD Merkez Bankası Başkanı Jerome Powell, ABD’nin resesyona doğru gittiğini söylüyor. ABD'de 2020 başındaki büyüme beklentisi, COVID-19 etkisiyle birlikte yerini daralmaya bıraktı. ABD ekonomisi yılın ilk çeyreğinde yüzde 4,8 daraldı. Bu, Amerikan ekonomisinde 10 yılı aşkın süre içindeki en keskin daralma oldu. Powell’a göre, Amerikan ekonomisinin kendini krizden tamamen kurtarabilmesi için virüse karşı bir aşı bulunması gerekiyor. Powell, aksi takdirde ABD ekonomisinin, yılın ikinci çeyreğinde yüzde 30 küçülebileceğini dile getiriyor.

COVID-19 neden siyahi toplumu daha fazla vurdu?

Bu arada, ABD’deki siyahi nüfusun içinde bulunduğu zor ekonomik şartlar, “COVID-19 neden siyahi toplumu daha fazla vurdu?” sorusunun cevabını da veriyor. Illinois, Louisiana, Michigan, New Jersey ve North Carolina’ya ait veriler, Covid-19 kaynaklı ölümlerin siyahi nüfusta, beyazlara oranla çok daha hızlı gerçekleştiğini ortaya koyuyor. Her ne kadar virüs, din, dil, ırk ayrımı yapmıyor olsa da, en fazla “renkli” insanları etkiliyor. Çünkü bu insanların sigortası yok; tıbbı bakım erişimleri son derece sınırlı; ve büyük bir bölümü şeker, yüksek tansiyon ve astım sorunu yaşıyor. Ayrıca bu nüfusun büyük bir bölümünün çalıştığı işler, “evde kalmaya” veya “evden çalışmaya” uygun değil.

Son nüfus sayımına göre Illinois’da, nüfusun yüzde 15’ini siyahiler, yüzde 77’sini beyazlar oluşturuyor. COVID-19’dan hayatını kaybedenlere bakıldığında ise, siyahi nüfus ölümlerin yüzde 42’sini oluşturuyor. Michigan’da nüfusun sadece yüzde 14’ünü siyahi vatandaşlar oluştururken; COVID-19 vakalarının yüzde 33’ünü, ölümlerin ise yüzde 41’ini oluşturuyorlar.

The New York Times’a açıklamalarda bulunan Drexel Üniversitesi Epidemoloji ve Biyoistatistik Bölümü araştırma görevlisi Sharrelle Barber’ın yorumları ilginç. Şöyle diyor Barber; “Bu toplumlar, yapısal olarak, hastalığının yayılmasına yol açan zemini besliyor. Bu biyolojik bir durum değil; salgının neden olduğu kayıpları da, mevcut yapısal eşitsizlikler belirliyor.”

Sokaklardan uzaya…

Dünyaya bakıyoruz… Ülkesindeki savaştan kaçmayı başaramayıp kıyıya vuran çocuk cesetleri, erkek şiddetinden hayatını kaybeden kadınlar, ‘beyaz’ olmadığı için ‘tehlike’ ve ‘suç’ potansiyeli yüksek olduğuna inanılan insanlar, tam 374 binin üzerinde insanın hayatını kaybetmesine neden olup, tüm dünyayı eve kapatan bir virüs, yanan ormanlar, çöplüğe dönüşen okyanuslar, betonlaşan topraklar, yok olan biyoçeşitlilik…
Uzaya bakıyoruz… ABD’li ünlü girişimci Elon Musk’un kurduğu SpaceX’in uzaya fırlattığı Falcon 9 roketi, Uluslararası Uzay İstasyonundaki (ISS) ekiple mutlu bir buluşma yaşayan astronatların birbirlerine sarılmaları…

Dünyamız yangın yeriyken, kaçabilecek yeni bir “dünya” mı arıyor insanlık?

ABD’li bir girişimci uzaya ulaşabilirken, ABD’li bir siyahi neden nefessiz bırakılarak ölmeye mahkum ediliyor?

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 1. Maddesi; “Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler, birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar” der. 2. Maddesi ise; “Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi başka bir ayrım gözetmeksizin bu Bildirge ile ilan olunan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir” diye devam eder.
Verilen sözlerin, atılan imzaların, yapılan anlaşmaların kifayetsiz kaldığı bir çağda, Özdemir Asaf’ın “Bütün renkler hızla kirleniyordu. Birinciliği beyaza verdiler” dizeleri geliyor insanın aklına… Ya sırtımızı dayayıp, hiçbirşey yokmuş gibi bu kirlenmeyi izlemeye devam edeceğiz, ya da harekete geçip “kardeş olarak yaşamayı” yeniden hatırlayacağız… Karar bizim…

Gösterilerin odağında pandemi ve Trump var

SİNAN ÜLGEN, Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (EDAM) Yönetim Kurulu Başkanı “ABD’de ırkçılık temelinde, birçok şehirde zaman zaman yağmalamaya dönüşen gösteriler başladı. Bu ABD için yeni bir durum değil. Geçmişe baktığımızda da aynı şikayetle ilgili gösteriler olduğunu görüyoruz. Bu sefer bunu ayrıştıran iki unsur var. Birincisi, pandeminin getirmiş olduğu derin ekonomik çöküş ve yükselen işsizlik. İkincisi de, bu gösterilerin odağında bir liderin olması. Daha önceki gösterilerde Obama’nın konuyu idare etme biçimiyle Trump arasında farklılık var. Bu nedenle ABD’de bugünlerde gördüğümüz durum daha öncekilerden ayrışıyor. Bu noktada, yaşanan sürecin ABD seçimlerine etkisinin nasıl olacağını değerlendirmek gerekiyor. Bu konuda iki tez var. Bir tanesi, yönetime karşı yapılan sokak hareketleri sonrasında, yönetime desteğin artıyor olması. Bu sadece ABD ile ilgili değil, siyasetle ilgili genel bir bulgu. Düzenden memnun olan, düzenin bozulmasını istemeyen, daha statükocu diyebileceğimiz taraflar yönetimin sağladığı istikrarı desteklemek amacıyla, mevcut lidere verdikleri desteği artırıyorlar. Diğer yandan ABD örneğinde, bir başka unsurun da altını çizmek gerekiyor: ABD’deki seçimlerde kazanan aslında kendi kanadını daha fazla mobilize edebilen parti oluyor. Türkiye’den farklı olarak, ABD’de seçime katılım oranı oldukça düşük; yüzde 55-56 civarında. Dolayısıyla burada kendi kanadını 1 ya da 2 puan daha fazla mobilize edebilen taraf avantajlı oluyor. Böyle bir ortamda belki daha önce oy vermeyi düşünmeyen bir kesim de mobilize olabilir. Bu da demokratların işine yarayabilir; çünkü böyle bir kutuplaşmada açıkçası mobilizasyonun artma ihtimali de daha yüksek. Tabi ki seçim tarihi olan Kasım ayına kadar daha zaman var. Olaylar nasıl gelişecek izlemek gerekiyor.”

Şiddetin dozunun çok yükselmesi, özellikle beyaz nüfusta bir korkuya yol açabilir SOLİ ÖZEL, Kadir Has Üniversitesi İktisadi ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Görevlisi “Yaşanan olayların ekononomiye ne derece etki edeceğini bilemeyiz, ama yağmalanan dükkanlar, yanan arabalar, yangın yerine dönen bir ortamda, toplumsal hareketlerin devam ettiği yerlerde, insanlar alışverişe çıkmak istemeyeceklerdir. Bunun etkisi ne kadar sürer bilemeyiz. Bugün bu olayların yaşanmasındaki en önemli nedenlerden birisi, 40 milyona yakın insanın şu anda ABD’de işsiz olması. Trump hükümetine etkisinin ne olacağına dair yorum yapmak için de henüz erken olduğunu düşünüyorum. Bu olayların Trump’a mı yarayacağını, yoksa Trump karşıtlarına mı yarayacağını şu an için tahmin etmek zor. Şiddetin dozunun çok yükselmesi, özellikle beyaz nüfusta bir korkuya yol açabilir. Ben Trump’un da buna güvenerek olayı tırmandırmak istediğini sanıyorum. Trump yaşanan olayların, 1968 yılında Richard Nixon’un seçilmesine yol açan koşullara benzediğini düşünüyor. Bence koşullar tam aynı değil, üstelik kendisi iktidarda, Nixon muhalefetteydi. Ayrıca bir şekilde kendisine körü körüne bağlı olanlar dışındaki Amerikan seçmenlerinin de, bu olayın sorumlusu olarak Trump’ı görme ihtimalleri düşük değil. Bu görüşümü güçlendiren olgu da şöyle: Başlangıçta gösterilerde sadece siyahlar varken, giderek daha karışık bir etnik kalabalığın toplanmış durumda. Aynı zamanda askerin sokağa çıkarılması, vatandaşa bu şekilde muamele edilmesi Amerikan sistemi ve kurumları içinde çok ciddi bir tepkinin uyanmaya başladığının göstergesi.”

Nike’tan bir kez daha ırkçılık karşıtı kampanya:
(For Once )“Don’t do it” / Bir kere olsun, bunu yapma

ABD’nin ulusal futbol ligi NFL’in resmi forma sponsoru olan Nike 30. Yılını kutladı 2018’de “Her şeyi feda etmek anlamına gelse de bir şeye inan” sloganı ile reklam yüzü olarak Colin Kaepernick’i kullanmıştı. Bu reklam kampanyası ABD’de büyük bir tepki yarattı. Nedeni, Nike ile anlaşmalı olan Colin Kaepernick’in, 2016 yılında Afrikalı Amerikalılara yapılan baskıları protesto etmek için milli marş sırasında diz çökmesiydi. Olaylar büyüyüp, pek çok NFL futbolcusuna yayıldığında, Donald Trump devreye girdi ve Kaepernick’in futbol kariyeri bir süreliğine sone erdi. Kaepernick’in yaptığı açıklama şöyleydi: “Siyah ve farklı ırktan insanlara ayrımcılık uygulayan bir ülkenin bayrağından gurur duymayacağım ve ayağa kalkıp ona olan saygımı göstermeyeceğim. Bu benim için futboldan da büyük ve kafamı kuma gömmek bencillik olur. Sokaklarda yatan cesetler var ve bazıları cinayet suçlamasından kurtulup maaşlı izin yapıyor. Futbolu ve sponsorlarımı benden alabilirler ama ben doğru tarafta durduğumu biliyorum.” Nike’ın Kuzey Amerika Başkan Yardımcısı Gino Fisanotti ise, “Colin’in bu neslin en çok ilham veren sporcularından biri olduğuna inanıyoruz. O, sporun gücünü dünyayı ileri taşımak için kullandı” yorumlarını yaptı. Kaepernick, Nike’ın kampanya görselini bir süre sonra Twitter hesabından paylaştı. Serena Williams, LeBron James, Odell Beckham Jr., ve Shaquem Griffin kampanyanın diğer yüzleri oldu.

Nike, George Floyd'un ölümüyle alevlenen ırkçılık sorununa karşı farkındalık yaratmak amacıyla, bu kez de ikonik sloganını “(For once) Don’t do it” olarak değiştirdiği bir video yayınladı. “Bağnazlık, nefret ve eşitsizliğin tüm biçimlerine karşı durduğunu” ifade eden marka, “Bu film aracılığıyla toplumumuzdaki derin bir soruna karşı harekete geçmeye ilham verecek bir katalizör görevi görmeyi ve insanları daha güzel bir gelecek inşa edilmesine katkı sağlamaları için teşvik etmeyi umuyoruz” açıklamasını yaptı. Nike, yayınladığı videoda; “Bir kere olsun, bunu yapma. Irkçılık ABD’de bir sorun değilmiş gibi davranma/ Irkçılığı görmezden gelme. Masum hayatların bizden alınmasına izin verme/ Daha fazla bahane arama. Bunun seni etkilemediğini düşünme / Arkana dayanıp, sessiz kalma. Değişim bir parçası olamayacağını düşünme/ Hepimiz, değişimin bir parçası olalım” mesajlarını verdi.

Nike’ın en büyük rakiplerinden Adidas da, bu videoyu Twitter üzerinden paylaşarak, “ilerlemenin ve değişimin tek yolu birliktelikten geçiyor” ifadesini kullandı.

İş dünyasında “beyaz adam” hakimiyeti

Her ne kadar ABD’de azınlıkların nüfusu artmaya devam etse de, ırkçılık iş dünyasında da üstesinden gelinemeyen bir salgın olmaya devam ediyor. Bu konuda yayınlanmış çok sayıda araştırma bulunuyor:

• Lean In ve McKinsey tarafından yayınlanan bir rapor, ABD’de CEO pozisyonundaki beyaz erkek oranının yüzde 68; beyaz kadın oranının yüzde 18 olduğunu ortaya koyarken; siyahi veya hispanik erkeklerde bu oranın yüzde 10’a, kadınlarda ise yüzde 4’e düştüğüne dikkat çekiyor.

• Associated Press ve teknoloji şirketi SAP tarafından yapılan bir araştırmaya göre, siyahi ve hispanik çalışanların yarısından fazlası bir işe girmeden önce, şirketin çeşitlilik ve kapsayıcılık programlarını inceliyor. Beyaz çalışanların ise sadece yüzde 27’si bu konuyu dikkate alıyor. Her 10 çalışandan 4’ü, beyaz erkek ve kadın çalışanların çok daha fazla avantaja sahip olduğunu düşünüyor.

• İnsan kaynakları sitesi Glassdoor tarafından yayınlanan rapora göre, ABD işgücünde ayrımcılık çok ciddi boyutlara ulaşıyor. Her beş çalışandan üçü, yaşı, ırkı veya cinsiyeti nedeniyle ayrımcılığa maruz kaldığını dile getiriyor. ABD, Fransa, İngiltere ve Almanya’dan toplam 5 bin 241 kişiyi kapsayan rapora göre, ırkçılığa maruz kalan Amerikalı çalışanların oranı yüzde 42. Bu oran ortalamanın yüzde 12 üzerinde.

• Harvard Business Review tarafından yayınlanan bir rapor, çeşitlilik ve kapsayıcılık programlarına sahip olan şirketlerin, daha yaratıcı, objektif ve insana saygılı olduğunu ortaya koyuyor.

Her 1000 siyahi erkekten 1’i polis şiddetinden hayatını kaybediyor

DoSomething.org, milyonlarca gencin pozitif değişim yaratmak amacıyla bir araya geldiği küresel bir hareket. DoSomething.org’a göre, George Floyd’un ölümünün büyük bir tepkiye yol açmış olmasının önemli nedenlerinden biri de, siyahi ABD vatandaşları Ahmaud Arbery ve Breonna Taylor’ın ölümlerinden çok kısa bir süre sonra yaşanmış olması. 25 yaşındaki Afrikalı-Amerikalı Ahmaud Arbery, 23 Şubat tarihinde Georgia, Glynn County'deki evinin yakınlarında koşarken, Gregory ve Travis McMichaels isimlerinde iki beyaz erkek tarafından vurularak öldürüldü. 13 Mart tarihinde ise 26 yaşındaki acil servis teknisyeni Breonna Taylor, Louisville narkotik birimi görevlileri tarafından evinin önünde 8 kez vurularak öldürüldü. Polisler Taylor’u öldürdükten sonra, evinde uyuşturucu madde bulamadılar.

DoSomething.org üyeleri, bu üç trajedinin, ABD’deki polis şiddetini net bir şekilde ortaya koyduğunu ifade ediyorlar. Ülke genelinde yapılan araştırmalar da, polis şiddeti nedeniyle hayatını kaybeden siyahi, Kızılderili ve latin kökenli bireylerin beyazlara oranla çok daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor. ABD genelinde her 1000 siyahi erkekten 1’i polis tarafından öldürülüyor. Siyahi vatandaşların polis tarafından durdurulma, aranma, tutuklanma oranları da beyazlara kıyasla daha yüksek. DoSomething.org, New York Sivil Özgürlükler Birliği’nin Şubat 2020’de yayınladığı bir rapora yer veriyor. Bu rapora göre, 2018’de New York’ta polis tarafından alıkoyulan bireylerin yüzde 88’ini siyahi ve Latin kökenliler oluşturuyor. Siyahi vatandaşların işsiz kalma olasılığı beyazlara oranla iki kat fazla. İşe girdiklerinde ise, aynı görev için beyazlara kıyasla yüzde 25 daha az kazanıyorlar.