Amacımız yeni bir kültür yaratmak

İyi haber: Artık ülkemizde de bir dijital sanat müzesi var. DasDas iş birliğinde hayata geçirilen X Media Art Museum (XAMA) ilk olarak ‘Leonardo Da Vinci: Yapay Zekâ Işığın Bilgeliği’ sergisi ile sanatseverleri bekliyor. Açılış öncesi Mert Fırat, Muzaffer Yıldırım ve sanatçı Ferdi Alıcı ile bir araya geldik, yeni oluşumlarını ve Türkiye’de sanatın yeni formlarını konuştuk.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Foto: Eren Aktaş

Aslı BARIŞ

Müzenin ilk sergisinde bizi neler bekliyor?

FERDİ ALICI: Leonardo’nun kendi ömrü boyunca yaptığı çizimleri, eskizleri, yazdığı makaleleri, boyamaları hepsini kullandık. Aynı zamanda Michelangelo, Raphael, Boticelli tarafından yapılan sanat tarihinin ünlü başyapıtlarının verileri ve çıktıları da serginin ilk girişinde yer alıyor. Onun dışında tüm İtalyan sanat tarihinden referansları bulabilirsiniz. Leonardo sadece bir ressam değil aynı zamanda bir biyolog, müzisyen, tiyatroda oynayan bir oyuncu, icatları var, savaş arabaları var… Aynı zamanda bir bilim adamı; bu yüzden CERN ve NASA ile, bilim sanat müzeleriyle işbirliğine gittik bu eser için… Farklı 6 bölüm ürettik. Leonardo’nun sadece resim sanatını değil, ayrıca bilimin diğer konularını farklı yerlerden gelen verilerle ve üretilmiş eserleri göreceksiniz. Bu aslında bilim sanat teknolojinin bir araya geldiği çok güzel bir karma…

MERT FIRAT: Bu aslında, bu bakış açısıyla yeni bir düşünme biçimi; klasik anlamda hiçbir müzenin sunmadığı bir his yaratıyoruz. İzleyici içine girebiliyor. Tiyatroda, sahnede mümkün mertebe hep seyirciyi edilgen olmaktan etken olmaya doğru çekmeye çalışıyoruz. “Artık edilgen olma, ekranın başında durma kalk, içine gir, parçası ol” diyoruz. Bu müzede de durum böyle. Sen de bir sanat eserinin parçası olabilirsin, üreticisi, katkı koyanı olabilirsin… Ölçeği değiştirilmiş gerçeklik teknolojisinin (Extended Reality) disiplinler arası ve seyirciyi içine alan bir özelliği var.

Peki nasıl bir katkı sağlayabiliriz ki? Eserin içine nasıl giriyoruz?

M.F: Şöyle anlatayım: Van Gogh’un ya da Leonardo’nun bir tablosuna bakabilir onunla ilgili datalara ya da resimlere ulaşabilirsiniz. Girersiniz Google’a, bakarsınız, ulaşırsınız. Bu mümkün. Ama farklı bir okuma sağlamak bambaşka bir şey. Bir NASA verisinden, ya da CERN’de oluşmuş bir veriden hareketle eserlere katkı sağlamak, hali hazırda var olan sanat anlayışına bambaşka bir yön veriyor.

Bir türlü kafası teknolojik gelişmelere basmayan biri olarak, daha detaylı anlatmanızı isteyeceğim… Dijitalleşmenin sanata nasıl bir katkısı oluyor bu anlamda?

M.F: Kripto teknolojiler şimdi herkesin kullanımına açıldı. Biz kripto deyince sadece para borsalarını anlıyoruz; ama kripto dediğimiz şey aslında bir yazılım metodu. Bu, sanatta da çok entegre bir yere gelmeye başladı. Blok zincir, kripto sayesinde artık ticarete, sanata, yaşama başka türlü bakış acımız var. Bilgiyi kullanmaya başka türlü bakış acımız var. Artık küratörler çağındayız. Yani var olan bir eseri, var olan bir bilgiyi, neyle nasıl karıştırıp nasıl yerleştirdiğinizle ilgili her şey. İşte seyircinin kazanacağı şey de farklı bir bakış açısı…

MUZAFFER YILDIRIM: Bunu sağlamak şüphesiz hikayenin en değerli tarafı… Ama bir de bunun uygulanması var. Biz en iyi şekilde uygulanması için en üst düzey teknolojiyi kullandık. Ve Türkiye’de ilk kalıcı, sabit dijital müzeyi yarattık. Dijital müze deyince hep şu algılanıyor: Pandemide gezdiğimiz, hani online müze. Onu karıştırmamak lazım. Louvre’a gidin, ya da online olarak bakın. Mona Lisa’yı uzaktan, belli bir açıdan görürsünüz. Bütün hikaye odur. Burada Mona Lisa tablosunun çatlakları var, izi var. Fırça izlerinin içindesin. Yani Mona Lisa’nın gözlerinin tam ortasında 10 metre mesafede durabilirsin. Çok acayip bir durum var. Evet, belgesellerini izledik, resimlerini gördük, hikayelerini okuduk. Ama şimdi içine gireceğiz ve Leonardo’nun ne acayip bir adam olduğunu hep beraber göreceğiz. Aslında ben öyle “Türkiye’de ilk tarzında” konuşmalardan hoşlanmıyorum. Ama ülkemizde ses ve ışık görüntüsünün bu kalitede olduğu, bu denli büyük bir mekânda kalıcı olarak sergilendiği bir müze yok. Teknoloji olarak dünyada çok ilerde bir yerde. 35 sinema salonunun son teknolojik salonun görüntü kalitesini tek bir yerde göreceksiniz.

F.A: Müzikal anlamda da çok önemli bir işbirliği var. Geçen sene Oscar alan ‘Nomad’ filminin müziklerini yapan Ludovico Einaudi, Mercan Dede ile birlikte bu eserin müziğini oluşturdu. Leonardo da İtalyan ve müziklerde bir İtalyan kompozitöre ait. Lokal bir sanatçının da emeği var. Bu birliktelik çok mu çok enterasan bir tat verdi sergiye…

YILDA 500 OYUN OYNUYORUZ

Böyle bir dönemde, dijital bir müzeye yatırım yapmak da bir risk değil mi? Nedir bunun ardındaki motivasyon?

M.Y: Valla bunun arkasındaki motivasyon nedir bilmiyorum. Hatta Dasdas’ın arkasındaki motivasyon ne ben onu da bilmiyorum. (Gülüyor) Biz DasDas’ı açtığımızda beri kaç oyun sergiledik, kaç tiyatrocu oynadı ve kaç insan seyretti inanın bilmiyorum. Yılda 500 oyun sergiliyoruz. Para kaybediyoruz ama 500 tane tiyatrocu oynuyor hem para kazanıyor hem oyun sergiliyorlar. Motivasyon derseniz, onların para kazanması, varlık göstermesi bir motivasyon. Benim çocuklarım ve torunlarıma tiyatro kalması başka bir motivasyon.

M.F: Kurduğumz müzenin pek çok farklı disiplindeki sanatçıya katkısı olacak. Sadece ‘Ouchhh’ ekibinin değil… Onların kucak açtığı pek çok farklı gruba kucak açacak. Tıpkı burada Koray’ın (Candemir) Didem’in (Balçın) ya da Harun’un (Tekin) farklı müzisyenlere alan açması gibi…

Farklı tiyatrocuları DasDas Akademi’nin sahneye çıkartması gibi. Yani yetiştirecek geliştirecek yeni arkadaşlara sahne olacak, yeni insanlara okul olacak… Burada amacımız yeni bir kültür yaratmak. 5. yılımızda DasDas diye anılıyoruz; mesela ne tam benim ismim ne Muzaffer Bey’in ne de Harun’un ismi ön planda… Kültür yaratmaktan kastım bu işte. Bir kültüre yatırım yapıyoruz biz. O yatırımında olumlu dönüşlerini alıyoruz.

YAPTIĞIMIZ SANAT SİYASET ÜSTÜ

Bir sanatçı olarak gündemden nasıl etkileniyorsunuz?

M.F: Sanatçı gündemi takip eden fakat gündemin ötesinde düşünen kişidir. Yani tarihsellikle ilişkilenmez... Bununla ilgili bir şey anlatmak istiyorsa ilişkilenir. Biz maalesef ya da iyi ki dönemin çok ilerisine bakıyoruz. Tabii ki kafamızı yoruyoruz, içselleştiriyoruz. Eğer gerekiyorsa, tepkimizi veriyoruz. Ama bizim yaptığımız sanat, biraz siyasetler üstü. Ve ileriye bakıyoruz. Yani şimdiyi değil, ‘önümüzdeki 10, 15 hatta 50 yılı nasıl değiştiririz’e kafa yoruyoruz. Bence ‘Ouchhh’ gibi bir kurumun Türkiye’de iş yapma hevesini sağlamak burada ülkemize hizmet. Çünkü böyle bir milli takımı, böyle bir süper star ekibi sadece yurtdışında görürsek, bu bizim ayıbımız olur. Ama buraya doğru getirip burada da milli bir değer oluşturabilecek kuvvetleri var edebilirsek bu bizim için ileriye bir yatırım demek oluyor. Galiba bizim motivasyonumuz da bu.

M.Y: Bizim işimiz, biz tiyatromuzu yapalım sanatımızı yapalım… DasDas ile ilgili söylüyorum. Biz sadece “daha çok oyun sergileyelim daha çok insan gitsin” derdindeyiz. Evet, yatırım yaptığımız için dolar ve Euro’nun çıkışları tabii ki bizi de etkiliyor. Ama ben bildim bileli, hayatım boyunca her hafta bir gündem oluyor ülkemde. Ben 9 defa büyük kriz gördüm. Ve şunu da gördüm; girişimcilik ve sürat açısından çok öndeyiz dünyada. Her anlamda çabuk öğreniyoruz, çabuk yaşıyoruz ve asla pes etmiyoruz. Koşullar ne olursa olsun, gündem ne olursa olsun geleceğe koşturan muazzam bir ülkemiz, insanlarımız var.