Devir, dinleyen lider devri

Vodafone Türkiye CEO’su Engin Aksoy’un hayatında “iyi ki”ler çok. Spor yapıyor, farklı alanlarda biyografiler okuyarak zihnini dinç tutuyor. Dönüşen dünyada bir koç ile hala öğrenmeye devam ediyor. 20 yıl öncesinin her şeyi bilen lider devrinin bittiğini söyleyen Aksoy, “Dinleyen lider dönemindeyiz” diyor.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Yasemin SALİH

Öğrendik ki diş hekimliği okurken kendinizi CEO olarak bulmuşsunuz. Nasıl evrildi bu yolculuk?

İstanbul doğumluyum ama Kemaliye kökenliyim. Babam deniz subayı, gençliğim Gölcük’te geçti. O nedenle kendimi İstanbulludan çok Gölcüklü hissederim. 17 yıl Gölcük’te geçirdikten sonra İstanbul’a geldik. Başarılı bir öğrenciydim. 1989’da Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’ne girdim. Ancak dersleri görünce fark ettim ki bu iş el becerisi gerektiriyor. Bildiğiniz bir sanat yapıyorsunuz. “Ben bunu yapamam” dedim. Ticarete de hep merakım vardı. İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü’ne girdim. Öğrenciyken harçlığa destek olsun diye Darüzziyafe Vakfı’nın restoranında kasaya bakıyordum. Devlet düzeyinde ağırlama, üst düzey yabancı konukların geldiği bir mekan olduğundan benim için unutulmaz bir deneyimdi.

Kariyerinizde satış kökenli olduğunuz görülüyor, bu bilinçli bir tercih miydi?

Aslında yolum öyle çizildi diyebilirim ama ben de bu durumdan şikayetçi değildim. Okulu bitirince Coca Cola’ya girdim. İstanbul’un en önemli lokasyonlarında bütün bakkal ve marketleri, satış noktalarını tanımış oldum. Satış işinin en önemli kazanımlarından biri bu bence. Şu anda Türkiye’nin 81 ilinde, en ücra noktalarda bile tanıdığım, kapısını çalacağım insanlar var. Coca Cola’da çalışırken yurtdışında mastır yapmak istedim. İngiltere’ye giderek pazarlama yüksek lisansı yaptım. 1996’da dönünce Michelin’e girdim. Türkiye’nin yarısının satış operasyonu bana bağlıydı. Eşim de aynı şirkette çalışıyordu, bu nedenle birimiz ayrılalım dedik. Nike, Türkiye’de yeni operasyon kuruyordu. Ben de Türkiye’deki ilk çalışanı oldum. 2006’da Nike Hollanda’ya geçtim. Futbol kategorisinde EMEA Bölgesi’nin satış ekibini yönettim. Futbolu çok sevdiğim için benim açımdan çok zevkli bir dönem oldu. Ancak bir dönem sonra servis tarafını da deneyimlemek istedim. Beni Nike’a yerleştiren beyin avcısıyla temas kurdum. Yılbaşı dönemiydi, Türkiye’ye gelmiştim. O tatilde Vodafone ile birkaç görüşme yaptım. Satış Direktörü olarak da Türkiye’ye döndüm.

CEO’lar yalnız olur derler. Siz yoğun iş hayatıyla özel hayat dengesini nasıl kuruyorsunuz?

Ben özel hayatla işi çok ayıramıyorum aslında. Benim için 7/24 iş var gibi bir durum ama bunun nedeni işimden de büyük keyif almam. İşe gelmek de benim için zor değil, keyifli. Hayatımın bir parçası. Fırsat bulduğum her anda yakın çevreme de zaman ayırıyorum. “Saat 18’e kadar iş, sonrasını kendime ayırıyorum” diye bir şey yok. Bana göre 24 saatimi de kendime ayırıyorum. Bu nedenle kendimi şanslı görüyorum. Ama o şansı da insanın kendisinin yaratabileceğini düşünüyorum. Hani derler ya “Ya sevdiğin işi yapacaksın ya da yaptığın işi seveceksin” diye. Ben her zaman yaptığım işten çok keyif aldım.

Peki, zihninizi nasıl dinlendiriyorsunuz? Bir yerde dinlenmeye ihtiyacınız olmuyor mu?

Elbette aktif dinlenmeyi önemsiyorum. Bunun için işten tamamen kopuk, farklı alanlarda okumayı seviyorum. Öyle kişisel gelişim kitapları okumuyorum. Genellikle tarih, biyografi okumayı çok seviyorum. Beni dinlendiriyor. İpek Çalışlar’ın, Taha Akyol’un, Şevket Süreyya Aydemir’in Atatürk biyografilerinden çok etkilendim. İshak Alaton’un Lüzumsuz Adam’ını da çok seviyorum. Biyografi okumanın dışında arkadaşlarımla sohbet etmek de zihnimi dinlendiriyor. Bir de seyahat etmeyi çok severim. Pandemide azalsa da seyahat etmek, farklı yerleri görmek bana iyi geliyor.

Sizi tanıyanlar, “Nasıl bu kadar ince kalabiliyor” diye merak ediyorlar…

Formumu koruyorum. Haftada 4,5 gün yürürüm. Yalnız yürümeyi seviyorum. Yürürken podcast’ler dinliyorum. Haftada iki kez de fitness yapıyorum. Spor yaparken de zihnim dinleniyor. Bana her anlamda iyi geliyor.

Peki beslenme?

Beslenmeme de dikkat ederim. Her gün mutlaka tartıya çıkarım mesela. Son iki yıldır iki öğün besleniyorum. Akşam yemeği ile kahvaltı arasına 16 saat koyuyorum. İnanılmaz farkını gördüm.

Aynı zamanda bir babasınız da… Şöyle bir dünyaya baktığınızda sizi en çok neler endişelendiriyor?

Tüm dünyada giderek arttığını gördüğüm fırsat eşitsizliği beni çok endişelendiriyor. En üst ile en alt arasındaki gelir farkı azalacağına artıyor. Bu çok adaletsiz bir durum. Bunun vereceği zararı azaltmak için teknolojinin rolünün çok önemli olduğuna inanıyorum. Bu nedenle bizim gibi teknoloji şirketlerinin topluma karşı sorumlu olduğunu düşünüyorum. Pandemi döneminde eğitim sistemini düşünün; nasıl bir fark oluştu çocuk ve gençler arasında. Eğer her eve internet girmiş olsaydı son iki yılda eğitim çok daha eşit yayılırdı. Oysa eğitimde fark açıldı. Dünyanın her yerinde böyle oldu. Bu endişe verici.

Geleceğimiz açısından beni korkutuyor. Bakın size teknolojinin yarattığı fırsat eşitliğine bir örnek vereyim; Vodafone’un bir süredir gerçekleştirdiği gençlere yönelik müzik yarışması vardır. Pandemide projeyi online yaptık. Türkiye’nin her yerinden katılım oldu. Aynı şekilde Beşiktaş Kulübü ile ‘Geleceğin Kara Kartalları’ diye bir proje yaptık. Önceden çocukların mutlaka İstanbul’a tesise gelmesi gerekiyordu. Şimdi dijitale taşıyınca çocuk video ile seçmelere katıldı. 11 genç Beşiktaş’ın altyapısına seçildi. Biz Vodafone Türkiye olarak köy okullarına teknoloji götürüyoruz. 30 köy okuluna gittik. 6 bin çocuğa teknoloji eğitimi verdik.

Şirketlerin sorumluluğu var dediniz. Bu, son dönemin kurumsal dönüşüm sürecinin önemli ayaklarından sayılıyor. Sizin sorumlu dönüşüm felsefeniz nedir?

Kesinlikle dönüşümde şirketlerin sorumluluk yaklaşımı çok önemli. Bakın, beni en çok endişelendiren, dünyanın da gündeminde olan iklim değişikliği konusu. Hepimizi korkutuyor. Burada artık ülkeler ya da bireylerle ilgili tedbirler yeterli değil. Kurumların sorumluluğu iki ayaklı üstelik. Hem kendi ayak izlerini azaltmalı, sıfırlamalı; hem de toplumda bu yönde bilinç, farkındalık yaratmalı. İşte bu noktada yine teknoloji çok öne çıkıyor. Örneğin biz Vodafone olarak her kuruma ihtiyaca göre, terzi işi teknolojik çözümler geliştirip sunuyoruz. Ben bir teknoloji şirketinin CEO’su olarak dönüşüme öncü olmak istiyorum. Pandemi hepimize iklimin, gezegenin önemini yarattığımız hasarın büyüklüğünü gösterdi.

Burada yeni nesil liderlikten de sıkça bahsediliyor. Bu dönüşümde kendinize nasıl bir rol biçiyorsunuz?

Benim rolüm, dönüşümü sağlayacak ekiplerin önünü açmak, yetki vermek. Elbette liderlik de değişiyor. 20 yıl öncesi, yöneticilerin her şeyi bildiği dönemdi. Şimdi ise liderlerin, yöneticilerin sürekli öğrenmeleri gerekiyor. Örneğin ben de geçen yaz dijital pazarlama eğitimi aldım. Bir başka örnek; Vodafone’da Future Ready ekibi var. İşleri; çalışanlardan bildirimler alarak gelecekte nasıl bir iş ortamında çalışacağımızı şekillendirmek. Ben bile önümüzdeki dönemde nasıl çalışacağımızı bilmiyorum. Su akıyor, buna direnemezsiniz. Değişimi geciktirebilirsiniz ama ilerlemesini engelleyemezsiniz. Biz; öncü olalım istiyoruz. Adaptasyon zaten mecburen bir gün gerçekleşecek.

Engin Aksoy’un bu süreçte danıştığı, destek aldığı bir mekanizma var mı?

Evet var. Dediğim gibi her şeyi bilen değil; dinleyen, öğrenen liderlerin dönemindeyiz. Benim de bir koçum var. Dört yıldır birlikte çalışıyoruz. İtalyan bir mentör. Farklı sektörlerden kişilere koçluk yapıyor. Onun dışında çok değer verdiğim arkadaşlarım, yakınımda insanlar var. Onlardan da koçluk alıyorum.

KIZIMDAN ÇOK ŞEY ÖĞRENİYORUM

Nasıl bir babasınız? Kızınızla ilişkiniz nasıl?

Kızım 17 yaşında. Yaşı itibarıyla sürekli eleştiren biri. Beni de yaptığımız işleri de sürekli eleştiriyor. Örneğin “Tanıtım filmi 20 saniye olmaz, kimse izlemez ki, en çok 8 saniye yapın” diyor. Her şeyi takip ediyor. Yaşam tarzımı da eleştiriyor. “Bu akşam ne yapıyorsun” diyor. Söylediğimde de “Çık şuraya git, kendin için şunu yap, neden evdesin” diye yönlendirmek istiyor. Onlar daha kendine dönük bir nesil. Ondan da çok şey öğreniyorum.

YÜZDE 100 YENİLENEBİLİR ENERJİ KULLANIYORUZ

İklim krizi konusunda Vodafone neler yapıyor?

Burada tavrımız net. 2024’e kadar karbon emisyonunu sıfıra indirme taahhüdümüz var. Şu anda Vodafone Türkiye, yüzde 100 yenilenebilir enerji ile faaliyet gösteriyor. İstanbul Esenyurt ve Adana’daki teknoloji merkezlerimiz güneş enerjisi ile çalışıyor. Bu yıl üç merkez daha eklenecek. Öte yandan şebeke atıklarının yüzde 95’i yeniden kullanılıyor. Elektronik atık toplama projelerimiz var.

KADININ GÜÇLENMESİNİ ÖNEMSİYORUZ!

Vodafone sosyal etki projeleriyle de dikkat çekti bu dönemde. Kadınlarla ilgili projelere öncelik verdiğinizi görüyoruz. Neler elde edildi?

Şu anda münhasır olarak 1000, yarı münhasır olarak da 2000 mağazamız var. Tüm ekosistem ile 55 bin kişilik bir kadrodan bahsediyoruz. 81 ile yayılmış bu ağ, sosyal projelerimizin etkisini artırma açısından büyük güç oluşturuyor. Çoğu projede çalışanlarımız bizi yönlendiriyor. Çünkü Türkiye’nin her yerindeki ihtiyaçları bire bir yerinde tespit ediyoruz. Kadının her anlamda güçlenmesini önemsiyoruz. Ekonomik hayata katılımlarını artırmak için teknoloji çok önemli dedik. Dijital Okuryazarlık projeleri başlattık. 5 bin kadına ulaştık. Hedefimiz 12 bin kadına bu eğitimleri götürmek. Bu kadınların arasında Vodafone’da işe başlayanlar var. Ayrıca “Ben de Varım” programı kapsamında kadına şiddet ve cinsiyet ayrımcılığına yönelik projelerimiz var. Kırmızı Işık, Kırmızı Çizgi projeleri hem dilde hem de eylemde kadına şiddetin önüne geçmeyi hedefliyor.