KKB Genel Müdürü Veysel Sunman: Basketbol çocukluğumu ifade ediyor

Yoğun regülasyonlu, disiplinli işinden kaçışı Hendek’teki 2 dönümlük bahçesinde buluyor Kredi Kayıt Bürosu (KKB) Genel Müdürü Veysel Sunman. 191 cm’lik boyuyla “en uzun bankacılar” listesinde olan Sunman için basketbol ise “Beyaz Gölge”den bu yana çocukluğunun ifadesi…

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Yasemin SALİH

Aile sizin için neyi ifade ediyor?

Güveni. Babam ve annem tarafından ailemiz çok kalabalık. Annem Trabzonlu, onlar dokuz kardeş. Babam ise Rizeli, onlar da 18 kardeş. Ben de dört kardeşin en büyüğüyüm. İstanbul’da doğdum, Adapazarı-İstanbul arasında büyüdüm. Bu kalabalık, müthiş bir güven veriyor. Babamın Güngören’de bakkalı vardı; 1964’ten bu yana bakkal olarak aynı yerde hizmet veriyor. Bereketli bir dükkandı. 58 yıldır o küçük dükkan hiç zarar etmedi. O nedenle hep bereketli ellerde hayatına devam etti. Bakkal demek veresiye demekti. Babam, “Bu insanlar komşularımız, paraları olsa verirler, isteyemeyiz” derdi. O bakkal beni de kardeşlerimi de okuttu.

Genelde en büyük oğul böyle işleri devralır, sizde böyle bir durum olmadı mı?

Ben istedim, babam istemedi. “Sen okuyacaksın” dedi. Doğrusunu isterseniz, bakkal işi bana çok cazip geliyordu. Hayalimde bugünkü ŞOK, BİM gibi zincirler kurmak vardı. Üç bakkal da açtık; Kardeşler Bakkaliyesi adını verdik. Günde 500 ekmek satardık. Çok kârlı bir işti. Ben üniversite sınavına girdim; Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni kazandım. Ama hiç gitmek istemiyorum; işi büyütelim istiyorum. Babam; “Vasiyetimdir, benim çocuklarım okusunlar, esnaflık yapmasınlar” dedi. Ben de okullarımı dereceyle bitiren iyi bir öğrenciydim.

Peki, neden gazetecilik? Akılda bakkallık varsa, işletme de olabilirdi?

O dönemde sayısal-sözel tercihler çok keskin değildi. Birinci tercihim atom mühendisliğiydi. İletişim altıncı tercihimdi. O zaman adı “Basın Yayın Yüksek Okulu” idi. Yakın arkadaşlarım orada okumak istiyorlardı. Ben de yazdım listeme ve kazandım. Spor muhabirliği yaptım, çok keyif alarak bölümü okudum.

Peki, spor muhabirliğinden bankacılığa nasıl bir geçiş oldu? Tamamen tesadüf eseri oldu. Sabah Gazetesi’nde staj yapıyordum. Mecidiyeköy’deki ofisteydik. Bir gün bir arkadaşım dedi ki; Pamukbank’a iş başvurusuna gidiyorum, gelir misin? Gittik. Ben o zamanlar uzun saçlı bir muhabirim. Bir odaya girdi; “Sana da form aldım, doldur” dedi. Doldurduk verdik. Bir süre sonra sınava çağırdılar. Bir süre sonra mülakata çağırdılar. Meğer birinci olmuşum. Ben saç-sakal karışık, tişörtümle mülakata gittim. Çünkü niyetim yoktu. Karşımda 6-7 genel müdür yardımcısı. Ertesi gün iş teklif ettiler. İlgilenmiyorum dedim. Sonra tekrar aradılar, bu kez şubede değil, genel müdürlükte analist olarak iş teklif ettiler. “Gazeteciliğe de uygun bir servis” diye ikna ettiler. Aklıma yattı. Ekonomi muhabirliği yaparım dedim. Bir yıl sonra askere gittim, dönünce istifa mektubu götürdüm. Aklımda gazetecilik var. Ama eski müdürüme yakalandım. İstifamı yırttı. 32 yıldır bankacılık yapıyorum.

“Keşke” diyor musunuz?

Hayatımda keşkelerim çok az. Bu yolculukta “keşke olmasaydı” diyebileceğim bir nokta yok. “Keşke daha çok çocuk yapsaydım, kızlarım olsaydı” diyorum sadece.

Bankacılık disiplinli bir iş, gazetecilik de öyledir ama daha özgürdür. Ayak uydurmakta sıkıntı çektiniz mi?

Bankacılık bence en disiplinli iş. Regülasyonları, denetimleri çok olan bir alan. Ama ben de yapı olarak öyle bir insanım. Bu nedenle zorlanmadım. Hata payı kaldırmayan bir sektör.

Burada işin içine zihin sağlığı giriyor. Hemen soralım, siz dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?

Benim için en başından bu yana en önemli şey; göründüğüm gibi olmaktı. Beni tanıyan; özel ya da iş hayatımda bana dokunan herkes benzer tarifler hakkımda. Bu, zihninizi rahatlatan bir şey. İstediğiniz gibi konuşabilme, davranma özgürlüğü veriyor. Ben, beni severim. Kendimle barışığımdır. Örneğin 190 cm’nin üzerinde boyumla ergenlik çağında çok zorlandım. Size bir sürü isim veriyorlar. Ben bundan gocunmazdım, boyumu seviyordum. Hata yapmak, farklı görünmek benim için sorun değil. Bu rahatlık işinize de yansıyor, özel hayatınıza da. Başınızı yastığa rahat koyuyorsunuz.

Bu lükse sahip olmak güzel bir şey ama mutlaka bunaldığınız zamanlar oluyordur, sizin kaçtığınız yerler var mı?

Elbette. Doğa, sığınağım böyle zamanlarda. Hendek’te bir evim var. İki dönümlük bahçe içinde. O arazide tarım yapıyorum. Sebzelerim, meyve ağaçlarım var. Yardımcı tutmadım. Her hafta sonu istisnasız giderim. Ağaçlara bakarım, toprakla ilgilenirim. Geri dönüşüme inanan biriyim. Eski tahtalardan bir şeyler inşa ederim. Dökülen yaprakları, kırılan dalları bir yerlerde kullanırım. İsrafa çok karşı biriyim. Elimizdeki tüm atıkların bir şeylerde yararlı olabileceğini düşünüyorum ve değerlendirmeye çalışıyorum. Bir başka kaçış noktam da basketbol.

Boy itibarıyla çok şaşırmadık! Ne zamandır oynuyorsunuz basketbol?

Basketbol çocukluğumu ifade ediyor. Benim jenerasyonum “Beyaz Gölge” filmiyle büyüdü. O zamanlar şimdiki gibi spor salonları, potalar yaygın değildi kent içinde. Demirciye gidip bir pota yaptırdım. Sadece çember aslında. Ortaokuldaydım. Bakkalımızın arkasındaki duvara taktırdık çemberi. Bütün o basketbol alanını çizdirdik. Top konusunda o kadar şanslı değildik. Plastik top, futbol topu ne bulursam onunla oynuyordum. Çok güzel yıllardı. Sonra liseye başlayınca okul takımında oynadım. Üniversite döneminde de devam ettim. Güngören’de amatör bir takımda oynadım. Şimdi de basketbol için mutlaka fırsat yaratırım. Ve ne zaman topu elime alsam, ortaokuldaki o hevesli çocuk geliyor aklıma. 80’lerin başına gidiyorum.

Belli ki dikkat ediyorsunuz, başka sporlar da yapıyor musunuz?

Metabolizmam hızlı. Gerçekten ama. Genetik olarak şanslıyım bence. Her şeyi yerim ama ölçülü tüketirim. Bir denge kurmaya çalışırım. İki gün et yemişsem sonraki günlerde sebzeyle dengelemeye çalışırım. Düzenli spor yapamıyorum ama sürekli hareket halindeyim. Bol bol yürürüm.

ERTELEMEK BANA GÖRE DEĞİL!

Hayatı erteleme! Bir şey istediğimde eğer şartlar imkan veriyorsa onu ertelemem. Ertelemek beni rahatsız eder. “Keşke şu kenti görseydim” dediğimde bunu hemen yapmak isterim. Yapabilme özgürlüğü beni ayakta tutar. O özgürlüğü hissedebilmek önemli. Kendimi baskılamam. Yarın yapamayabilirim çünkü. Pandemide bunu gördük. Emekli olduğumda farklı planlar yapıyordum. Küçük bir sırt çantası aradım. Sadece gidiş biletimi alacak; tek başıma yola çıkacaktım. Çantamın da özellikle çok küçük olmasını istedim ki eşya alamayayım. 2020’nin başında emeklilik kararımı bankaya bildirdim. Martta da ayrılacaktım ama pandemi tüm planları altüst etti. O sırada KKB’den gelen teklifle burada başladım.