Murat Kolbaşı: Hayalim Amerika’yı karavanla gezmek

Murat Kolbaşı ismini duyunca aklımıza önce Arzum ve Türk Kahvesi’ni dünyaya tanıtmak konusundaki çabası geliyor. Peki, Kolbaşı’nın koyu bir Galatasaray taraftarı olmanın yanı sıra, kayak, su kayağı, tenis ve satranç merakını biliyor muydunuz? Peki Amerika’yı karavanla gezme hayalini…

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Fatoş BOZKURT

Arzum Yönetim Kurulu Başkanı Murat Kolbaşı’yla ne zaman bir araya gelsek genellikle konumuz Arzum’un gelecek hedefleri ve Türk Kahvesi’nin Türk lokumu kadar bilinmesi, talep görmesi için yaptığı çalışmalar olur. Ancak bu kez Kolbaşı ile iş dışı konuları konuştuk.

“Bilekleri kessek, sarı kırmızı akar desek yanlış olmaz” diyecek kadar aileden koyu Galatasaraylı olduğunu söyleyen Kolbaşı, maçlara da kuzenleriyle beraber gidiyor. Kolbaşı’nın iki oğlu var. Tahmin edileceği gibi futbol, onların da ilgi alanları.

Oğullarının ergenlik döneminde ailece tatile gitmeye özellikle dikkat ettiğini belirten Kolbaşı, bugünlerde iş ve tatili birleştirebileceği seyahatleri tercih ettiğinin altını çiziyor. Ancak Kolbaşı’nın bir hayali var; Amerika kıtasını bir uçtan bir uca karavanla gezmek. Kolbaşı, “Rotam belli. Ama bunu ne zaman yapacağım şu anda bilemiyorum” diyor.

Güne genellikle nasıl başlarsınız? Pandemide bu alışkanlıklarınızda bir değişim oldu mu?

Çok erken kalkarım. Özellikle yürüyüş ve hafif koşmayı severim. Uzun yürüyüşler yaparım. Bu yürüyüşler sırasında da bir şeyler dinlerim. Bu bazen müzik oluyor bazen de eğitici olabilecek biyografi sesli notları. Sektörle ilgili bazı bilgilendirmeler veya tarihle -özellikle de Türkiye tarihi, Osmanlı, Asya’daki ülkelerin geçmişi- ilgili konuları dinlemeye meraklıyım. Yürürken bunu da yapıyorum. Bazı sabahlar bir saat bazen hafta sonları iki saatlik yürüyüşlerim oluyor. Zaman zaman da Belgrad Ormanı’na gidip gölün etrafında 6,12 veya 18 kilometrelik yürüyüşler yapıyorum. Pandemide de benzer rutini sürdürmeye gayret ettim.

Sizin spor merakınız yürüyüşle sınırlı değil bildiğimiz kadarıyla. İyi bir Galatasaraylı olduğunuzu biliyoruz. Bu takımı seçme hikâyenizi paylaşır mısınız?

Derler ya hani, “Aileden Galatasaraylı”… Biz öyleyiz. Dayım Galatasaray Lisesi mezunu. Zaten onun oğlu gibi gösterilerek Galatasaray Kulübüne de üye oldum. Dolayısıyla üye numaram da bayağı eskidir. Dayım da çok eski bir üyedir. Hayatta çok şükür ve onun sayesinde Galatasaraylılık başlamış oldu. Ama bunun yanında da babam, amcalarım, amca çocuklarım hatta şimdi oğullarım… Hepimiz Galatasaraylıyız ve ben hem Galatasaray Kulübü hem de Divan kurulu üyesiyim. “Bilekleri kessek sarı kırmızı akar” desek yanlış olmaz.

Basketbol maçlarına da meraklı olduğunuzu biliyoruz. Orada hangi takımı tutuyorsunuz?

Ben sadece futbolla ilgili değilim. Galatasaray’ı tüm branşlarda destekliyoruz. Dolayısıyla baskette de Galatasaraylıyız ve maçlarına gidiyoruz. Aynı zamanda Galatasaray kadın futbol takımının da sponsoruyuz. Bir yerde Galatasaray varsa o sporda, o alanda daima Galatasaraylıyız. Bu, hiç değişmiyor. Çok şükür babadan oğula bütün nesiller bizde böyle gidiyor. İnşallah böyle de devam ederiz.

Maçlarda bir toteminiz var mı?

Ben koyu bir Galatasaraylıyım ama öyle fanatik boyutunda değilim. O yüzden totemim yok. Ben iyi oynayanın kazanmasını doğru bulan biriyim. Yani centilmence oynayıp hak edip kazanmak açıkçası benim tutkum. Daha çok kuzenlerle beraber maça gideriz. Hâlâ da bu alışkanlığımız devam ediyor.

Futbol ve yürüyüş dışında başka hangi sporlarla ilgileniyorsunuz?

İyi bir kayakçıyım. Yazın da su kayağı yaparım. İmkân bulursam tenis oynarım, fena değilimdir. Zaman zaman da pinpon... Gençlik dönemimden kalan bir şey bu spora yatkınlık. Zaten çocuklarım da sporu çok seviyor. Hatta her ikisi de Milli sporcu oldu. Satranç oynarız ama son zamanlarda en çok ne yapıyorum derseniz bol bol yürüyorum.

Birlikte satranç oynadığınızı söylediniz. Nasıl başladı satranç merakı?

Satrancı başlangıçta çocuklarım uzun vadeli, stratejik düşünmeyi öğrensinler diye istedim. İlk defa kış döneminde, sömestr tatilinde, Antalya’daki Türkiye Satranç Federasyonu’nun organizasyonuna götürdük. Orada hiç beklemediğim bir organizasyon vardı. Binin üzerinde çocuk 6-7-8 gün süren turnuvalarda müthiş bir enerjiyle, günde 2 maç yapıyordu. Ben hiç böyle bir organizasyon olacağını düşünmemiştim. Biz Antalya’da daha çok yemek yeriz, bir şeyler yaparız diye düşünürken, dolu dolu geçen bir haftayı aşan organizasyonda, yapılan turnuvalarda ilginç anılarımız oldu. Oğullarım uzun süren maçlara katıldı. İki-iki buçuk saat onları bekledik. İkisi de milli oldu. Türkiye dışında Yunanistan, İtalya, Gürcistan’da Türkiye’yi temsil ettiler. Bu, hakikaten anne ve baba olarak bizim için gurur vericiydi.

Satranç dışında ortak ilgi alanlarınız var mı onlarla?

Bence var. Eşimin klasik müzik ve konserlere merakı vardır. Zaman zaman bu tip yerlere onlar da gitmek isterler. Futbol özellikle ilgi alanları. Sporla yetiştiler. Büyük oğlum New York Üniversitesi Spor Management’tan mezun oldu. Şimdi de Hull City’de çalışmaya başlayacak. Geleceklerine kendileri karar verip sevdikleri işleri yapmaları gerçekten çok önemli. Küçük oğlumun daha 1 senesi var. O da İtalya Milano’da kendi seçtiği üniversitede, istediği bir bölümde okuyor. Kendi kararlarını uygularlarsa daha çok mutlu olacakları düşünüyorum.

Tatilde tercihiniz ev mi, otel mi, tekne mi oluyor? Neden?

Tatilde tercihim ev olmaz. Ben çok evcimen bir insan değilim. Normalde de eve çok geç gelir sabah da çok erken evden çıkarım. Benim kendi teknem yok ama 18 yıldan beri Bozburunlu bir ailenin guletini kiralayıp bütün aileyi oraya topluyoruz. Bu, 18 yıldır değişmeyen bir ritüel bizim için. Dolayısıyla seyahatlerimde zaman zaman tekne de oluyor, farklı seçenekler varsa onu da tercih ediyorum. Ama ağırlıklı olarak otellerde kalıyoruz.

Pandemi nedeniyle kamp ve karavan tatili yapanların sayısı arttı. Sizin benzer bir tercihiniz veya deneyiminiz oldu mu?

Çocukluğumda Ambarlı’da kamping yerleri vardı, oralara giderdik. Daha sonra bu seyahatler oradaki kiralık evlere döndü. Pandemi döneminde karavanla tatil veya kamp yapmadım. Ama özellikle ABD’nin içerisinde bir uçtan bir uca karavanla seyahat etmeyi istiyorum. Çünkü bunu yapan bir iki arkadaşım oldu, çok da keyif aldılar. Amerika Birleşik Devletleri içerisinde bundan önce arabayla çok seyahat ettim ama karavan seyahati yapmayı da hayal ediyorum. Rotam da belli; batıdan doğuya geleceğim. Ama bunu ne zaman yapacağım şu anda bilemiyorum.

KİTAPTAN ETKİLENİP, ARABASINI DEĞİŞTİRDİ

Biyografi, marka yaratma gibi birçok konuda kitap okuyan Murat Kolbaşı, bugünlerde Nike’ın hikâyesini okuyor. Bugüne kadar kendisini en çok etkileyen, hatta o kitaptan dolayı o marka araba almasına neden olan a Lee Lacocca’nun efsanevi bir şekilde Chrysler’i Voyager marka arabayla ayağa kaldırışı hikayesi olduğunu söylüyor. Aynı şekilde Ford’daki Mustang hikâyesinin de müthiş olduğunu anlatan Kolbaşı “Dolayısıyla Lee Lacocca benim için önemli bir figür. Kitaplarını birkaç kere okudum. Biyografisini çok okudum. Lee Lacocca bende bir iz bıraktı.