28 °C

'Batık çok, serbest piyasa birbirini batıran şirketler demek değil'

Kuruyemiş sektöründe kapasite artışına değil, Ar-Ge projelerine destek verilmesi gerektiğini dile getiren TÜKSİAD Başkanı Karaman, "Birbirini bitiren firmaların açılmasına ‘serbest piyasa’ denmemeli. Bu sistem yanlış. Bu sistemle kaynaklarımızı heba ediyoruz" dedi.

'Batık çok, serbest piyasa birbirini batıran şirketler demek değil'

Seren GÖKÇE- Ferit B. Parlak

Kuruyemiş Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜKSİAD) Başkanı Hüsamettin Karaman, ABD ve AB ülkelerinin geniş arazilerde devlet desteğiyle kuruyemiş üretimine başladıklarını söyleyerek, Türk üreticilerin rekabet edebilmek için butik ürünlere dönerek markalaşmak zorunda olduğunu belirtti.

6.5 milyar dolarlık üretime ulaşan kuruyemiş sektörünün ‘konsolidasyon’ ve ‘markalaşma’ sayesinde büyüyebileceğini ifade eden Karaman, sektördeki kapasite fazlasına da dikkat çekerek, “Birbirini bitiren firmaların açılmasına ‘serbest piyasa’ denmemeli. Bu sistem yanlış. Bu sistemle kaynaklarımızı heba ediyoruz, başarabilecek olanlarımızı da bitiriyoruz” dedi. Karaman Ankara Temsilcimiz Ferit Parlak’ın sorularını yanıtladı.

► 10 senede ne kadar yol alındı?

Çok. Bildiğiniz gibi TÜKSİAD’ı 2008 yılında kurduk. Onuncu yıldönümleri ‘Bronz Yıl’ olarak isimlendirilir. Bronzun sert, dayanıklı, hava ile temas ettiğinde kolay kolay çürümeyen bir alaşım olması, 10. yıl ile birlikte giderek daha güçlü ve yıkılması zor bir yapıya doğru gidildiğini ifade eder. ‘Bronz’ yılın hakkını veren bir yapıya ulaşmış olduğumuzu mutlulukla söyleyebilirim. O dönem, üç stratejik tercihte bulunmuştuk.

Birincisi, merkez olarak Ankara’yı seçerek kamu ile olan ilişkilerimizi yakın sürdürmeyi amaçladık. İkincisi ve daha önemlisi, üye seçiminde niceliğe değil niteliğe önem vermeye karar verdik. Böylece, tamamı sanayici olan, belli bir ölçeğin üzerinde ve uluslararası kalite standartlarında üretim yapan üye yapımız ile seçkin bir sivil toplum kuruluşu olarak sektörü temsil gücümüzü artırmış olduk. Son olarak da yönetim kurulu başkanlarının en fazla 2 dönem görev yapması kuralını koyarak, faaliyetlerimizi dinamik şekilde sürdürmeyi amaçladık. Bu tercihlerimizin ne kadar doğru olduğunu bugün çok daha iyi anlıyoruz. 3 milyar dolar iç pazar büyüklüğüne ve 3.5 milyar dolar dış ticaret hacmine sahip olan Türk kuruyemiş sektörünü temsil eden tek sivil toplum kuruluşu olarak kamu kurumlarımızın bize teveccüh gösterdiklerini görüyoruz.

Butiğe dönmek zorundayız

►Sektörde Türkiye başta olmak üzere Asya ülkelerinin rolü büyük. Ama ABD ve AB ülkeleri de üretime başladı. Pazarımız daralır mı?

Türkiye’nin payı çok büyük. Fındık, kayısı, üzüm gibi ürünlerde dünya lideriyiz. Söylediğiniz gibi ABD ve AB ülkeleri de üretmeye başladı. Türk ürünlerinin lezzetini ve kalitesini yakalamaları imkansız olmasına rağmen çok bilinçliler. Üreticisini desteklemek için ne gerekiyorsa yapıyorlar. Örneğin ABD. Fındık, ceviz ve bademde ciddi ilerleme kaydettiler. Bilinçli ilerliyorlar dedim ya, mesela bizim genel kurullarımızı siz nasıl DÜNYA gazetesi olarak gelip takip ediyorsunuz, sizin gibi Amerikan Büyükelçiliği de gelip, üreticileri ve ihracatçıları için takip ediyor.

Başka bir ülke gelmiyor, biz de gitmiyoruz. Ama onlar geliyorlar. Çok büyük arazileri var. Islah ediyor sanayiciye veriyor.

► Nasıl rekabet edeceğiz?

Butiğe dönmek zorundayız. Farklı olmalıyız. Yani bin odalı otel satışını uygulayamayız. Bizim kuruyemişimiz çok farklı ve lezzetli. Bu nedenle TÜKSİAD olarak da çalışmalara başladık. Kuruyemişte bir logo oluşturacağız. Bu logoyu Ekonomi Bakanlığı’na onaylatacağız. Bronz, gümüş ve altın logolar kullanılacak. Özel bir denetim firması ile çalışıp, ürünlerimizi, paketleri onlara denetlettireceğiz. TÜKSİ- AD da bunun içinde olacak, kalibrasyonu o sağlayacak. Bakacak niteliklere ve “Siz bu logoyu kullanabilirsiniz” diyecek.

►Hammadde satarken, markalı son ürüne geçişi de sağlar mı bu yöntem?

Amaç o zaten. Biz kuruyemişte şu anda ham madde tedarikçisiyiz. Gelişmiş ülkelerin bisküvisinde kullanılmak üzere üzüm üreten, gelişmiş ülkelerin şarap yapması için üzüm üreten, kek yapması için buğday üreten, çikolata yapması için fındık üreten, zeytinyağı yapması için zeytin üreten bir ülkeyiz. Biz tedarikçiyiz. Bu tedarikçilikten çıkmamız gerekiyor.

►Sektördeki daralmayı da buna bağlayabilir miyiz?

2015 ve 2016 yıllarında sektörümüzde yaşadığımız daralma 2017 yılının ilk yarısında da devam etti maalesef. Ben böylesi dönemleri kendimize dönüp bakmak, firmalarımızı, sektörümüzü, topyekûn olarak ekonomimizi değerlendirmek ve geleceğe dönük doğru politikalar geliştirmek için bir fırsat olarak görmemiz gerektiği düşüncesindeyim. Öncelikle yapmamız gereken, siyasi gündemin asıl odaklanmamız gereken konuların önüne geçmesine izin vermemektir. Öncelikle, kesinlikle umutsuz olmadığımı belirtmek isterim. Ben bu yılın ikinci yarısında, özellikle ağustos ayında başlayan yeni sezonumuzla birlikte bir toparlanma yaşayacağımızı ve pazarda hareketlenme olacağını öngörüyorum.

Marka oluşturamıyoruz

►Makine üretiminde de geliştik. Makine sattığımız gelişmemiş ülkelerde de sektörel gelişmeler var. Buna nasıl bakıyorsunuz?

Dünya standartlarında makine üretimine başladık. İyi de pazarlıyoruz. Ama biz makinelerimizi ürünün formülü ile birlikte satıyoruz. Mesela leblebi makinesi satarken, leblebi mesleğini de öğretiyoruz. Biz malımızın kıymetini bilmiyoruz. Dünyaca ünlü çorbalar var bize özgü. Ama şu anda Türkiye’de bile hazır çorba, yabancı bir marka ile satılıyor. Marka oluşturamıyoruz. Değerlerimizi de, ‘marka’ oluşturup bize satmaları için başkalarına öğretiyoruz.

► Tanıtım gruplarının kapatılması, markalaşma çalışmalarına sekte vurur mu?

Biz yönetimde 17 kişiyiz. Bu toplantıya gelirken tüm masrafl arı cebimizden karşıladık. Başkanlarımız da dahil bütün giderlerimizi kendimiz karşıladık. Hiçbir yerden bir desek almadık. Şunu anlatmaya çalışıyorum. Türkiye tanıtım grupları bir fuara gidiyor, yönetim kurulu olarak reyonda oturuyor. Böyle tanıtım grubu mu olur? Profesyonel firmalara verirsin içinden bir kişi gider sadece başında denetler. Tanıtım gruplarının farklı çalıştırılması gerekiyordu. Ülkenin kaynakları bize emanet. Bütün insanların emeği var burada. Kapatılmamalıydı ama dönüşümden geçmeliydi.

Şimdi California ceviz grubuna soruyorum, “Türkiye'de nasıl çalışıyorsunuz?” diye. Diyor ki, “5 tane diyetisyenle anlaşıyoruz. 2 tane üniversite ile işbirliği yapıyoruz. 3 tane sivil toplum kuruluşu ile bağlantılarımız oluyor. Bu liste karşıdan geliyor ihaleye giriyoruz. Birçok dili, sektörü, firmaları ve dünya piyasalarını bilen 1 kişi de fuarlarda duruyor” Tanıtım grubu böyle çalışır.

Kapasite artışı değil, AR-GE desteklenmeli

►“Markalarımızı koruyamıyoruz.” Demiştiniz. Ne yapmak lazım?

Mesala Simit Sarayı markası korunması lazım. Ama biz ne yapıyoruz onu korumak yerine, başında simit olan yüzlerce marka çıkmasına izin veriyoruz.

►Serbest piyasada bu doğal değil mi?

Her köşe başında birbirini bitiren kuruluşlar açmaya serbest piyasa diyorsan, bu serbest piyasa değil. Mühim olan ekonominin ve verimli kaynakların korunması. Bu sistem yanlış. Bu sayede kapasite fazlaları oluştu. Hammadde üretimi yok, fabrika üretimi çok. Kuruyemiş sektöründe de, Türkiye’de de en büyük sıkıntı bu. Batışı bu sağlıyor. Kasabada otel varken, yeterliyken, gittik ikinci üçüncü oteli yaptık. O yapınca, ben de yaptım, başkası da yaptı. Şimdi kasabanın otelleri yüzde 10 kapasite ile çalışıyor.

Bu kaynak ısrafıdır. İlk düşüneni de batırmaktır. Bu durumda fiyatlar kırılmaya başlıyor, tabi kendi parasıyla değil banka kredisi ile fiyat kırıyor. Sonra yurtdışı kaynaklar kullanmaya başlıyoruz ve o borçla birbirimizi batırıyoruz. Gelişmemizi negatif etkiliyoruz. Türkiye’nin geriye doğru gitmesinin sebebi bu zaten. Kaynaklarımızı israf ediyoruz. Bu nedenle kuruyemiş sektörüne yönelik kapasite artışı desteklerinin durdurulması, bunun yerine ürün geliştirme, yenilikçilik ve Ar-Ge projelerine destek verilmesi gerektiğini burada bir daha dile getirmek isterim.

Bu kadar soruna rağmen ayakta kalabilmek

Tarım ürünlerindeki yüksek fi yatları, ‘yeni normal’ olarak görüp, “Alışmalıyız…” diyenler var… Kimine göre iklim koşulları ve doğal afetler… Kimine göre kötü niyetli tüccarlar… Kimine göre yanlış politikalar… Kimine göre üretimde maliyet artışı… Kimine göre üretimden uzaklaştırılma… Kimine göre verimsizlik… Kimine göre bilinçsizlik… Hepsinde gerçeklik payı var.

Diğer bir sorun ise tüm dünyada tarım ürünlerine yönelik rekolte tahminleri yapılır. O tahminlere göre fi yat ve gelecek yıl hazırlıkları şekillendirilir. Bizde ise bırakın rekolte tahminini, tüm sektörlerde olduğu gibi hasattan sonra ne kadar üretim olduğunu dahi bilmiyoruz. Tarımsal sanayiyi etkileyen diğer sorunları TÜKSİAD Başkanı Hüsamettin Karaman anlattı.

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.