“Otto, bu arada Türkiye’de ne iş yapıyorsun?”

TURKMALL Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Hans Otto Nagel, Türkiye’deki macerasından bazı kilometre taşlarını Dünya + okurları için anlatıyor.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

 Bu hafta “anekdot”larıyla sayfamıza renk katan isim, 25 yıldır Türkiye ve farklı coğrafyalarda alışveriş ve yaşam merkezlerinin geliştirilmesi ve yönetimini üstlenen TURKMALL Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Hans Otto Nagel. IKEA franchise’ının yanı sıra, METRO AG, TESCO, INDITEX, CINEMAXX, MEDIA-MARKT, BAUHAUS gibi ünlü perakende zincirlerini Türkiye’ye getirmekle kalmayıp bu markalar için 6 milyon m2’den fazla ticari alan inşa eden Nagel, -kendini tanıttığı ismiyle, “Otto”- Türkiye’deki macerasından bazı kilometre taşlarını Dünya + okurları için anlatıyor.

● Türkiye’ye geliş hikâyenizle başlayalım mı?

En başa dönersek, Türkiye’ye gelmemi sağlayan Atina’da yaşayan bir Yunan arkadaşımdı. 1990 yılının Paskalya tatilinde neden İstanbul’a gitmiyoruz dedi. Ben de tamam, iyi bir fikir dedim. İstanbul’da iki gün boyunca taksiyle birçok tarihi yeri gezdim. Otele geri döndüğümde Yunan arkadaşlarım ne yapmayı planladığımı sordular. Ben de bu ülkedeki en büyük alışveriş merkezi geliştiricisi olmayı düşündüğümü söyledim. Bu tarihe kadar Almanya’da büyük bir alışveriş merkezi ve 1987’den beri Yunanistan’da Continent, Carrefour ve Praktiker’le orta ölçekli alışveriş merkezleri inşa etmiştim. Buradan gelen deneyimle “en büyük AVM Türkiye’de olacak” dedim. Bana deli dediler. Bu Türkiye’ye olan büyük aşkımın başlangıcıydı. Potansiyeli görmüştüm.

1990-1992 yılları arasında düzenli olarak Türkiye’ye geldim. 1992’de Acıbadem’de güzel bir arazi buldum. Bu arazi İş Bankası Emeklilik Fonu’na aitti. İstanbul’daki banka yetkilileri beni Ankara’ya yönlendirdiler. Havaalanından İş Bankası Genel Müdürlüğüne giderken şu yazıları gördüm: otopark, otogar. Benim tam ön adım Hans Otto, Yunanistan’da Hans ismini kullanıyorum, ama kendi kendime dedim ki burada Otto ismini kullanmalıyım, otopark, otogardan akılda daha kolay kalır.

Bankada görüşeceğim kişi o yıllarda genel müdür yardımcısı olan Ersin Özince idi. Ona Acıbadem’deki araziyi almak istediğimi söyledim. İş Bankası oraya konut projesi yapmak istiyordu. Özince bana Türk ortağımın kim olduğunu sordu. Türk ortağım yok, kendim yapacağım dedim. Şaşırdı. Ona şunu söyledim, eğer Türk ortağım olursa bana her gün şu lafl arı edecektir: “Otto, Türkiye’de her şey farklıdır.” Bense bu lafl arı duymak istemiyordum. Portekiz, İtalya ve Yunanistan’da da bunları duymuştum. Bana baktı ve adımı sordu. Ben de Otto dedim. O gün Otto isminin doğuşu oldu. Hemen Bilkent Üniversitesi’ni aradı. Görüştüğü kişi Ali Kantur idi, Tepe Grup’un genel müdürüydü. Burada çılgın bir adam var, alışveriş merkezi yapmaktan bahsediyor dedi. Ali Bey “Bekleyin, geliyorum” dedi. Kısa bir süre sonra geldi. Bana ne iş yaptığımı sordu. Alışveriş merkezleri yapıyorum dedim. O zaman sadece havaalanına yakın Galleria vardı. Onlara ne yapacağımı anlattım. Ali Bey, “Tamam, varım” dedi. Bir parça kâğıt aldım. Otto bunu yapacak, Ali bunu yapacak şeklinde yazdım, bir yapılacaklar listesiydi. İmzalamaya gerek yok dedim, Özince bizim için birer kopyasını çıkardı. 9 yıllık bir işbirliğinin ve Tepe Nautilus AVM’nin temelleri böyle atıldı.

Bauhaus’u Türkiye’ye getiren kız arkadaş…

● Bauhaus’u Türkiye’ye nasıl getirdiniz?

Yeni arayışlara girmiştim ama bu süreçte finansman sağlayacak insanlara ihtiyacım vardı. Çünkü o zamanlar bugünkü gibi uzun vadeli finansman opsiyonları yoktu.

Metro grubuyla temasa geçtim, Yunanistan’da birlikte çalıştığım Praktiker ile görüştüm. Sonra da Bauhaus’un sahibi Heinz Baus ile görüştüm. Bu arada Carrefour ve Continent ile de görüşüyordum. Yunanistan’da onlarla çalışıyordum, burada da onlara rehberlik ettim. Yıl 1993’tü. Carrefour İçerenköy’de ilk hipermarketini açıyordu. Onlara dedim ki yanınıza bir Do-It-Yourself mağaza lazım. Sonra Heinz Baus’u arayıp size Türkiye’de ihtiyacım var dedim. Geleceğini bildirdi. “Seni Atina’dan alırız” dedi, Cannes’dan özel uçağıyla geliyordu. “Yok, yok beni Selanik’ten alın” dedim çünkü ona Carrefour için inşa ettiğim iki yeni binayı göstermek istiyordum. Gelmek istemedi, üsteleyince kabul etti. Ancak havaalanında bir karmaşa oldu. Sivil havacılık bölümüne gittiğimde Cannes’dan gelen bir uçak olmadığını söylediler. Tam taksiye binip ofisimize doğru yola çıktığımda pistlerden birinde küçük bir uçak fark ettim. Randevumuz saat 11:00’daydı ve saat 11:15 olmuştu. Heinz Baus sivil havacılık bölümünün önünde beni bekliyordu. Bana baktı ve “Ben geri gidiyorum” dedi. Ona durumu açıklamaya çalıştım. Ama cevap vermedi, arkasını döndü. O anda kız arkadaşı “Heinz bana İstanbul’u gezdireceğine söz vermiştin” dedi. “Peki, İstanbul’a gidiyoruz” dedi Heinz durumdan hoşnut olmayan bir ses tonuyla. Bu Bauhaus’un İstanbul’a geliş hikâyesinin başıdır. Bir kız arkadaşın zorlaması ile...

Bu söylediklerinizi lütfen e-posta ile gönderin

● Alışveriş merkezlerinin inşaatı ile ilgili enteresan bir anınız var mı?

İnşaatı ile ilgili olmasa da enteresan bir anım var. THY ile Berlin’den İstanbul’a uçuyordum. Business class mevkideydim ama saat geç olduğu için uçak boştu. Hostes Alman olduğumu bildiği için Almanca konuşuyordu. Bana İstanbul’a tatile mi gidiyorsunuz dedi. Hayır dedim, orada çalışıyorum. Hımm dedi, ne iş yapıyorsunuz? Alışveriş merkezleri inşa ediyorum dedim. Her hafta sonu Marmara Forum’a gidiyorum dedi. Ben yaptım, dedim. İnanılmaz dedi, büyük ve çok bakımlı tuvaletleri var, üstelik dakikalarca aramak zorunda kalmıyorsunuz. Kartımı ona uzattım ve lütfen bana bu söylediklerinizi e-posta olarak gönderin dedim. Mimar ve mühendislerimizin her toplantıda suyunu çıkarıyorum tuvaletler konusunda. Tuvaletlerin en iyi malzemelerden, büyük ve kolay bulunabilir olması konusunda onlara baskı yapıyorum. Toplantılarda sürekli sırıtıyorlar, şu aklıevvel adama bakın, sürekli tuvaletlerden bahsediyor diye. Şimdi birisi çıkmış, tuvaletlerimizin çok iyi ve doğru yerlerde olduğunu söylüyordu. Ama maalesef e-posta göndermedi.

“Otto, IKEA bizim işimiz değil”

● IKEA maceranızı dinleyebilir miyiz?

IKEA Türkiye ile ilgilenmiyordu. Kanadalı Yahudi bir arkadaşımın İsrail’deki IKEA franchise’ı ile samimiyeti vardı. Bu iki kişi sayesinde IKEA’nın gündemine Türkiye’yi soktuk. Ancak bir ilerleme sağlayamadık. Daha sonra IKEA Türkiye’de yer bakmaya başladı. Avusturyalı genel müdür adayı Klaus Müller bana Türkiye’de IKEA’yı konumlandıracak bir arazi sordu. Tabii ki bulabiliriz dedim, ancak ben de onlara neden ortaklık yapmıyorsunuz dedim. Finansmanı bulabilir misin dedi, bulabilirim dedim. Westdeutsche Landesbank’ın Türkiye’deki genel müdürüne IKEA’nın buradaki ortağı olursam, bana finansman sağlayabilir misiniz dedim. Yarın sabah dedi. Ondan aldığım teminat mektubunu IKEA’nın Brüksel’deki uluslararası yönetim ofisine gönderdim. Yönetim Kurulu Başkanı “Bana bu adamı getirin!” demiş. Bunun üzerine bana yeşil ışık yaktılar, artık oyunun içindeydim. Bunun üzerine Ali Kantur’u aradım, tarih 2002 Kasım sonu. Ali’ye durumu anlattım. Ancak kendisi gruptan ayrılıyordu, bu nedenle dümeni başka yere kırdım. Maya Grubu’ndan Nuri Özsüer’in eşi beni aramıştı, ünlü Japon zinciri MUJI’yi getirmek istiyordu. MUJI’yi tanımıyorum, ama size IKEA’yı getirebilirim dedim. Kocasına konuşmamızı aktarmış, Nuri Bey aradı, Otto IKEA bizim işimiz değil dedi, fakat iki hafta sonra arayıp tamam hazırız dedi. Mart 2003’te Brüksel’de IKEA ile işbirliği anlaşmasını imzaladık. Yüzde 25 hisse talep ettim, genel müdür birkaç hafta sonra beni aradı, Hans Otto senden hisseni geri almam lazım dedi, sana sadece yüzde 10 verebiliyorum dedi. Ben olmaz dedim, ancak illaki düşürmemi istiyorsan 15’e anlaşabiliriz. Peki, ben senden ne alacağım diye sordum. Onun karşılığında Romanya ve Bulgaristan’ın franchise ortaklığını bana verdi.

Sohbetlerimizde “işin” yeri yoktu

● Rahmetli Mustafa Koç ile yakın bir dostluğunuz vardı.

Mustafa ile 1994’te Ankara’da Bilkent Üniversitesi’nde tanıştık. Bizi Ali Kantur tanıştırdı. Mustafa’nın Almancası mükemmeldi. Sohbet ettikçe ikimizin de ortak bir hobisi olduğunu keşfettik, golf. Ben Yunan milli takımının oyuncusuydum, o da bu Alman, Yunan takımında ne yapıyor diye merak etti. Sohbetlerimizde hiç iş konuşmazdık. 1998’de Türk-Yunan Dostluk Golf Turnuvası’nı düzenlemeye başladım. 2003’te, turnuvayı Korfu’da düzenleyeceğimiz sene, hazırlıkları konuşmak üzere Mustafa ile ofisinde bir araya gelmiştik. Konya, Gaziantep, Adana vb. illerdeki gelişmelerimiz nedeniyle Turkmall ve ben bütün gazetelerdeydik bir süredir. Tam toplantımızın ortasında Mustafa bana döndü ve şunu sordu: “Otto, bu arada Türkiye’de ne iş yapıyorsun?” Buna yıllarca birlikte güldük. Mustafa bunu bana sorduğunda 10 yıldır tanışıyorduk.

Bu şirketleri Türkiye’ye Elif getirdi

● Peki ya Metro’nun Türkiye’ye gelişi…

Yunanistan’da Praktiker’in danışma kurulunda görev yapıyordum. Metro Group yönetim kurulu üyesi Dr. Karches beni kurula davet etmişti. Ancak bir süre sonra bu görevden ayrılmayı tercih ettim. Üç yıl sonra beni aradı ve “Nagel, Atina’nın kuzeyinde 8. Praktiker’i açmam lazım!” dedi. Onun için çalışan birçok iyi adam olduğunu, onların halledebileceğini söyledim. “Hayır, benim sana ihtiyacım var” dedi. Ben de bir şartım olduğunu ve Real, Praktiker ve Media Markt’ı İstanbul’da görmek istediğimi söyledim. Bana “unut bunları” dedi ama yine de İstanbul’a bir günlüğüne uçmayı kabul etti. İstanbul’a geldik. Ayasofya’nın önünde ona tarih ve felsefe anlatırken yanımıza rehber bir hanım geldi, adını hiçbir zaman unutamam, Türk hanımlarında en sevdiğim isimdir: Elif. “Tarih bildiğinizin farkındayım, ancak görevi devralabilir miyim?” dedi. Tamam dedim, ben şu restorana gidiyorum, siz de geziniz bitince oraya gelirsiniz. 1,5 saat sonra geldiler. Dr. Karches bana baktı ve “Tamam, Türkiye’de iş yapacağız.” dedi. Elif’e baktım, maalesef onu bir daha görmedim. Şimdi gerçeği biliyorsunuz, bu şirketleri Türkiye’ye ben getirmedim, Elif getirdi. 6 ay sonra Almanya’da iş birliği sözleşmemizi imzaladık.