22 °C

Arıcılığın hiperaktif patronu

21 yaşında Rize’den İstanbul’a bal satmak için gelen Honeyci markasının sahibi Ahmet Bağran Aksoy, hobisini işe dönüştürenlerden. Son dönemde mesleğin itibar kaybettiğini ve göğsünü gere gere “balcıyım” diyemediğini söylese de vazgeçmeye niyeti yok.

Arıcılığın hiperaktif patronu

YASEMİN SALİH

Kendini “doğuştan balcı” olarak tanımlıyor Ahmet Bağran Aksoy. "Balla ilgili bir hikâyem yok çünkü tüm hayatım bal” diyor. Farklı bir enerjisi var Rize doğumlu işadamının. Hiperaktif olduğu kesin; kendine ve işine hayranlık derecesinde güvendiğini her sözü, tavrıyla ortaya koyuyor. Çılgın, bağımsız, hesapsız, öngörülemeyen algısı yaratmak onu mutlu ediyor. Belki de bu yüzden kendine arıları seçmiş uğraş alanı olarak. Ancak arı gibi bir an bile boş durmayan bir canlı onun hızına yetişebilir belki.

Şeker ve tatlı ürünlere ateş püsküren Prof. Dr. Canan Karatay, son dönemde en çok tepki gösterdiği kişilerden. Karatay'ın balı da aynı kefeye koyması, bir arı hayranı olan Aksoy'u isyan ettiriyor. Arıların dünyanın geçmişi, geleceği olduğu fikriyle mesleğine sarıldığını söyleyen Honeyci Bal’ın kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Bağran Aksoy, Türkiye’nin en spekülatif sektörlerinden birinde faaliyet gösterdiğinin farkında. Sahteler ve gerçeklerin kılıç kuşandığı balcılık işinde “doğrusu benim” demenin ne kadar zor olduğunu anlatan Aksoy’dan 54 yıllık hikâyesini dinledik.

İstanbul, Uzakdoğu sporları, pilotluk, üniversite ve müzik başlangıçlar listesindekilerden bazıları. Onu dinlerken bu kadar çok hobi biriktirmenin, her birine bu denli tutkulu olmanın Aksoy’a has aşırılıklardan olduğunu düşünmeden edemiyorsunuz.

- Elle tutulacak kadar yoğun bir enerjiniz var, sanki siz burada otururken enerjiniz başka yerde. Yorulmuyor musunuz?

Her zaman böyleydim ben. Hep yeni bir şeyler aradım. Hep kendimi aşmaya çalıştım. Başıma buyruk yaşadım ve hislerimle hareket ettim. Bu beni yormaz.

Arılar ve altıgen petek bir mucize

- Rize’den çıkış hikâyeniz de böyle mi başladı?

Sayılır. Orada doğdum, büyüdüm. Altı kardeşin dördüncüsüyüm. Kalabalık bir aileyiz ama daha bireysel yaklaştım hep hayata. Yolumu kendim çizdim. 21 yaşında İstanbul’a geldim. Burada bildiğim işi, balcılığı yapmayı aklıma koymuştum. Ancak bal piyasası çok farklıymış. Sahte ürünler çok fazla. Piyasada güven yok. Şu anda da Türkiye’de en fazla 15-20 bal eksperi var. Bir balın gerçek olup olmadığı ancak laboratuvar ortamında anlaşılabildiği için yaptığımız işi iyi anlatmak zorundayız. Bu da kolay değil.

- Başka bir iş yapma şansını kullanabilirdiniz?

Yapamazdım. Arılar, arı ürünleri, kovandaki yaşam benim hobilerim. Ben hobimi işime dönüştürmeyi seçtim. Zor bir yol ama çok disiplinli bir insanım. İşimi ciddi yaparım ve disiplinsizliğe gelemem. İnatçıyım, aklıma koyduğumu yaparım ve yaptım da. Artık Katar’dan emirler özel uzakla elemanlarını gönderip bal alıyorlar benden.

- “Keşkeleriniz” var mı?

Hayır kesinlikle yok. Bal mucizevi bir olay. Balla değil hile şaka bile yapılmaz. Onu üreten varlık o kadar özel ki. Altıgen peteğin bütün kültürlerde karşılık bulan bir hikmeti var. Ben bu işe sanat olarak bakıyorum. Bir bal arısı verimli bir alan bulduğunda oradaki her bitkiden bir parça alır. Analiz eder. Yolunu kaybetmeden kilometrelerce uçup kovana gelir ve yeni arılara oradaki deneyimini bir tür dansla aktarır. Bu bir tür kodlamadır. Ben bu sisteme hayranım ama ben kendime göğsümü gere gere “balcıyım” diyemiyorum. Çünkü işimiz artık itibarını kaybetti. 85’ten bu yana Eta Bal olarak faaliyet gösteriyoruz. Sonra markalaşmanın önemini gördük ve Honeyci’yi çıkardık. İyi ki yapmışız.

- İşkolik misiniz?

Sanmam, eğlenceye düşkün bir işadamıyım. 33 yıldır ticaret yapıyorum, eğlenmediğim tek bir gün yoktur. İnsan eğlenebilmeli; işiyle, kendisiyle, çevresiyle, hobileriyle, sorunlarıyla her şeyle. Eğlenmeyi başarırsanız zorlukların üstesinden geliyorsunuz.

- Bu yüzden mi çok farklı ilgi alanlarına yöneldiniz?

Bence çalışan herkesin en az bir hobisi olmalı. Ben çok fazla alana merak sardım. İlkokuldan sonra hava harp okuluna gitmek istedim. Eğitime devam etme nedenim buydu. Ancak oraya giremeyince eğitime küstüm. Pilot olmak, uçmak içimde kaldı. İstanbul’a gelince uçuş eğitimleri almaya başladım. 18 yıldır lisanslı pilotum. Akrobasi uçuşu yapacak kadar.

Üniversite mezunu olacağım!

- Şimdi aklınızda ne var, yeni uğraşınız nedir?

Şimdi üniversite okumaya taktım kafamı. Okan Üniversitesi’nde Yeni Medya okuyorum, hem de burslu olarak. Çok başarılı ve disiplinli bir öğrenciyim üstelik. Üniversitenin çiftliğe yakın olması da benim için avantaj. Kurtköy’deki çiftlikte kurtlarım, ördeklerim, kazlarımla yaşıyorum. Ofisim de Kadıköy’de. Haftada dört gün okula gidiyorum.

Özgürlük için çok emek verdim

- Bu yoğun yaşamın merkezinde ne var? Asıl peşinde olduğunuz nedir?

Özgürlük. Her insan akil bir şekilde özgürlüğünü yaşamalı bence. Elbette özgürlüğü sorumsuzlukla karıştırmamalı. Ben özgürlüğüm için çok zaman ve para harcadım. 16 yıl evli kaldım örneğin; bu bir emektir, zamandır. Özgürlüğümden kesinlikle ödün vermek istemem.

- Bütün bu hobiler ve iş hayatına nasıl zaman yettiriyorsunuz?

Bu motivasyonu Uzakdoğu sporları eğitimi sırasında edindim sanırım. Orada size sadece dövüşmeyi değil, müthiş bir zaman planlaması ve disiplin öğretiyorlar. İyi bir zaman planlaması yaparsanız, hırsızlık ve namussuzluk dışında her şeye yetişebilirsiniz.

Balı aç karnına tüketin!

- Kendini "doğuştan balcı" diye tanımlayan biri olarak sizden balla ilgili öğütler alalım... Gerçek balı anlamanın tek yolu laboratuvar testleri. Onu da herkes yaptıramaz. Bu nedenle denetlenen, markalı ürünleri seçin. Balı mideniz boşken yiyin. Sabah aç karnına çok faydalıdır. Kalkar kalkmazi iki yemek kaşığı kadar bal yiyin. Çünkü size doğanın mirasını getirir. Aynı şekilde yatmadan önce de yine aç karnına bir yemek kaşığı bal atın ağzınıza. Geceki tamir sürecine katkısı vardır. Cildinize de çok iyi gelir bal. Haftada üç kez krem yerine ham bal sürün yüzünüze. 15 dakika bekletin ve ılık suyla yıkayın. 15 gün sonra farkı göreceğinizi iddia ediyorum. Bir de balı yoğurtla yiyin.

Musa Eroğlu hikmeti!

- Birkaç enstrüman çalıyorsunuz sanırım, nasıl başladı?

Adana’dan Antalya’ya eğitim uçuşu yapıyordum. Gavur dağlarında uçağın motoru bozuldu. Aklıma nereden geldiyse Musa Eroğlu’nun “Yolun sonu görünüyor” türküsünü söylemeye başladım. İnince de "Bir hikmet var bu işte" deyip bağlama dersleri aldım. O türküyü çaldım. Asıl tutkum bateri. 7 yıldır çalıyorum. Gruplarda çalmak istiyorum.

Karate zihni boşaltıyor

- Uzakdoğu sporlarına merak nereden geliyor?

Zihninizi boşaltıyorsunuz. Vücudunuzu zorluklara hazırlıyorsunuz. 22 yaşında karate ile başladım Uzakdoğu sporlarına. Sonra diğerleriyle devam ettim. Dört yıl aikido yaptım. Karatede siyah kuşağım. Her antrenmanda en az 150 kere mindere çakılıyor ama gözünüzde büyütmüyorsunuz. Omuzunuzu veya bileğinizi kırıyorsunuz. İyileşince de hemen tekrar salona koşuyorsunuz. Bu, farklı bir yaşam biçimi.

İncirlik'e acil iniş yaptım

- Uçmak tehlikeli gelmiyor mu?

Arada tehlikeler atlatıyorsunuz tabi. Örneğin az önce anlattığım motor durması olayında zar zor İncirlik Hava Üssü'nden izin alıp iniş yapmıştık. İnmemizle Amerikan askeri araçlarının çevremizi sarması bir oldu. Çok zoruma gitti doğrusu, kendi ülkemde böyle ajan gibi etrafımın sarılması. Olay anlaşılınca sakinleştiler, bir şeye ihtiyacım var mı diye sordular.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap