27 °C

'Hayatı kalabalık seviyorum'

Alman Vaillant’ın ilk Türk CEO’su Alper Avdel, yaşam felsefesini “kolektif hayatın artıları” üzerine inşa etmiş biri. “En büyük ‘iyi ki’lerimden biri böyle bir aileye sahip olmak” diyen ODTÜ mezunu yönetici, yaşadığı sitede geniş akraba çevresiyle kendilerine adeta bir köy kurduklarını söylüyor.

'Hayatı kalabalık seviyorum'

YASEMİN SALİH

Alper Avdel, Vaillant’ın Türkiye’deki ilklerinden biri. 2001 yılında girdiği Demirdöküm’de yöneticiyken şirketin Vaillant’a satılmasıyla bir anda “CEO adayları” potasına giren Avdel, bu sonucu kariyerinin ilk günlerinde sezdiğini belirtiyor. ODTÜ Uluslararası İlişkiler mezunu olan 43 yaşındaki yönetici, görevi devraldığı 1 Nisan 2017’de yine de “acaba bu bir şaka mı” diye sorgulamadan edememiş. Çünkü gelenekçi yapılarıyla tanınan Almanya’daki patronlar, bugüne kadar Türkiye operasyonunu yerli bir yöneticiye bırakmamışlar.

Avdel ile kariyeri kadar geniş aile çevresiyle kurduğu, güvenli kolektif hayatını da konuştuk. Emirgan’daki Sabah Yürüyüşümüzde, Avdel’in tam bir spor, özellikle de yoga tutkunu olduğunu öğrendik.

- Hayatı nasıl tanımlarsınız, yaşamak dediğiniz nasıl olmalı?

Kalabalık. Ben de öyle yaşıyorum. Bulunduğumuz siteyi adeta köyümüz haline getirdik. Akrabalar, kardeşler, kuzenler, yakın dostlar vs. Selanik göçmeni Bursalı bir ailenin oğluyum. İki kardeşiz. Teyzeler, halalar hep birlikteyiz. Bunun faydalarını çok gördüm. İstediğiniz anda sizi yargılamadan dinleyecek beş psikolog anında hazır. Örneğin spor yapacaksınız hooop, kendi grubunuzu kuruyorsunuz. Uzun süredir bir arada olduğum, güvendiğim insanlarla birlikte yaşamayı seviyorum. Eşimle de böyle bir ilişkim var. Üniversitedeyken tanıştık. 1995’ten bu yana hiç ayrılmadık. Birlikte burs alarak Amerika’ya gittik. Orada iki yıl burslu yaşadık. Sonra ben askerlik için bir yıl erken geldim, bitince de evlendik.

'Akıntıya karşı yüzmeyi severim'

- Uzun vadeli bakıyorum diyorsunuz hayata...

Öyleyim biraz. Kısa ve kolay mutluluklardansa zor ve uzun ömürlü olanları tercih ediyorum. Bunun için akıntıya karşı yüzerim. Zaten genellikle çoğunluğun tercih ettiği akışın tersine giderim. Finansçıyken üretime yönelmem de bunun göstergesi.

- Kariyeriniz de mi böyle oldu?

Öyle denilebilir. Ben İnegöl doğumluyum. Babam doktor, oraya görevli gitmiş, sakinliğini çok sevmişler ve kalmaya karar vermişler. Askerlikten sonra İnegöl OSB’de faaliyet gösteren Demirdöküm’den iş teklifi aldım. Bunu bir işaret olarak kabul ettim. Eşimin Ankara’da çok iyi bir şirkette işi vardı, Bursa’ya gelmek istemedi. Daha önce de Bosch’a başvurmuş ama olumlu yanıt alamamıştı. Bosch'un insan kaynaklarını aradım, karşıma müdür çıktı. Ona, “Sizin yüzünüzden eşimle bir araya gelemiyorum” dedim. Meğer onun da benzer problemi varmış, bir hafta sonra eşime Bosch’tan teklif geldi. Yedi yıl Bursa’da yaşadık. Sonra Vaillant, Demirdöküm’ü satın alınca İstanbul’a geldik. İstanbul aşığı biri olarak buna çok sevindim ve size bahsettiğim komün yaşamı kurdum. İyi ki öyle yapmışım.

'İyi ki eşimle evlenmişim'

- Hayatınızda “iyi ki”ler çok mudur?

Epey var. Örneğin “iyi ki böyle bir aileye doğmuşum” diyorum. İki kardeşiz, benden 15 yaş küçük bir kız kardeşim var. Başta garipsemiştim ama şimdi “iyi ki var” diyorum. İyi ki ODTÜ’de okumuşum, iyi ki Amerika’ya gitmişim. Her ikisinden de çok şey öğrendim. İyi ki Demirdöküm’de çalışmışım, iyi ki eşimle evlenmişim. İyi ki Vaillant Demirdöküm’ü satın almış. Böyle bir şirkette çalıştığım için çok şanslı olduğumu düşünüyorum.

- 16 yıl aynı şirkette çalışmak kolay değil, aklınızın çelindiği olmadı mı?

Oldu elbette ama iyi ki kabul etmemişim. Ben ikizler burcuyum. İkizler hızlı adapte olurlar. Burcumun çabuk karar değiştirme özelliğini pozitife çevirebilenlerdenim. Yönetici kadromuzun büyük bölümünün de ikizler burcu olduğunu fark ettim. Şanslı olduğum noktalardan biri de çok doğru yöneticilerle çalışmam.

- Kendinizi ne zamandır CEO pozisyonunda görüyordunuz, bugünün geleceğini biliyor muydunuz bir şekilde?

İnegöl’e tesadüf eseri ilk gittiğimde bunu sezmiştim. İşaretler bunu gösteriyordu, öyle yordum. CEO olarak demeyelim ama üst düzey bir pozisyon olacağını seziyordum. Vaillant satın alınca da sezgilerimden daha emin oldum. Çünkü Polonyalı, Hintli, Alman CEO’larla çalıştım. Gördüm ki hep en iyiyi seçiyorlar. “Hak eden alacak” diye inandım. CFO olacağım belliydi ama CEO'luk o kadar da değil. Şirket bu süreçte büyüdü. Geçen yıl hem sektör hem de Vaillant büyüdü. Pazar lideri olduk. Yenilikler yaptık.

- Genellikle sezgilerinize güvenir misiniz?

Evet, güvenirim. Her kararı kağıt üzerindeki verilere göre vermiyorsunuz. Hazırlık, doğru insanlardan danışmanlık almak, sezileriniz ve kendi gücünüz gibi parametreleri var bu işin.

- Yakın çevrenizde bekliyor muydu bu başarıyı?

Büyük oğlum, “CEO olunca hayatımızda ne değişecek” diye sordu. “Çok anlamlı bir değişim olmayacak ama ailemiz büyüdü” dedim. “Benim sorumlu olduğum insanlar arttı. Artık bin 700 kişilik bir aileyiz” diye anlattım.

'Önce açık çek verir sonra puan düşürürüm'

- Alper Avder’in dostlar kulübünde kimler var?

Çocukluk arkadaşlarım, uzun yıllar birlikte çalıştığım iş arkadaşlarım, ilkokul öğretmenim ve fikir alışverişinde bulunduğum, şu anda iş hayatında çok başarılı yerlerde olan birkaç kişi. Elbette akrabalarım da.

- Kolay güvenir misiniz?

Güven çok önemli ama ben zor güvenen insanlardan değilim. Biriyle tanıştığımda açık çek veririm, sonra puan düşürürüm. Özelde de iş yaşamımda da ilişkilerin uzun vadeli olması gerektiğine inanırım. Sağlam olsun, uzun vadeli faydalar getirsin herkese. Kısacası demleme çay severim, sallama değil.

'Trekking gruplarına katılacağım

- Kalabalık bir hayatı sevdiğinizi söylediniz. Bazen de iç yolculuk yapma ihtiyacı duymaz mısınız? Kafanızı dinlemek istediğinizde ne yaparsınız?

Kalabalık içinde mutlu oluyorum. Bana rahat geliyor. Ailenin içinde de bir icra kurulu var çünkü. Doktora gitmeniz gerektiğinde bile birileri sizi oraya taşıyor. Büyük bir sevgi çemberi var. Bence kolektif hayatın artıları çok fazla. Kendimi dinlemek istediğimde ise genellikle yazarım. Bir envanter yaparım. Mutluluklarımı, yanlışlarımı, doğrularımı sütun sütun yazarım. Bunun dengesini kurmak önemli. Benim de kendime ayırdığım günde bir, bazen de iki saatim olur. Sabahları 8 ila 10 arası, kendi kendimle kalırım. Dinginleşirim. Yani 160 km hızla güne dalmam. Bir de eşimle seyahatlerim var. Şimdi Arjantin ve Peru’ya gitmek, trekking gruplarına katılmak istiyorum.

- Çocuklarınızla ilişkiniz nasıl?

İkisinin ayrı ayrı zevkleri var ve bunları benimle ayrı ayrı yaşamak istediklerini gözlemledim. Örneğin büyük oğlum İskender kebap çok sever. Onunla İskender günümüz var. Sadece ikimiz gidiyoruz. Küçük oğlum da daha anaokulunda, dansı çok seviyor. Birlikte dans ediyoruz. Birlikte balık pişiriyoruz. Kireçburnu’nda bir balıkçımız var. Haftasonları sabah erken saatte balıkçıya gidiyoruz, balıkları seçiyoruz. Sonra pazara gidip sebzelerimizi alıyoruz. Bu sayede esnafla yakınlaştılar. Pazarlık yapmayı öğrettim onlara. Çok eğlenceli geliyor. Alışverişi yaptıktan sonra balık köftesi ve krep yapıyoruz. Büyük oğlum çok iyi krep yapar.

'Mutsuz evliliği olanlar bir hayali kovalıyor'

- Çevrenizdekiler size neleri danışır?

Yatırım kararlarını. Ev alma ya da eğitim tercihleri sırasında bana danışırlar. Bir de evliliklerinden mutsuz olduklarında fikrimi almak isterler. Onlara derim ki, “yakın çevrenizdeki 10 evlililiği anlatın”. Bir analiz yaparız birlikte. Çünkü gördüm ki insanlar evliliklerinden mutsuz olduklarında bir hayali kovalıyorlar. Oysa gerçek başkadır.

'Almanya bizden hızlı adaptasyonu öğreniyor'

- Sizce Almanya neden sizi tercih etti?

Bana “ekibi ailen gibi yönetiyorsun” diyorlar. Başırı odaklı, zor hedefl er koyan ama tezcanlı biri olarak görüyorlar. Biz Türkler yüzde 80 yeterlilik görmüşsek harekete geçiyoruz. Kalan yüzde 20’sini işler yürürken hallederiz diye bakıyoruz. Almanya bize “daha organize, planlı ve detaycı olun” diyor. Onlar da bizden hızlı adaptasyonu öğreniyor.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap