15 °C

Hayatta herkesin bir limana ihtiyacı var

SABAH YÜRÜYÜŞLERİ / Yasemin SALİH

Hayatta herkesin bir limana ihtiyacı var

Yasemin SALİH

Artık start-up yarışmalarına alıştık. Yeni fikirleri bulup fonlamak hem fikrin sahibine hem de yeni ekonominin getirdiği fırsatları paraya dönüştürmek isteyenlere iyi geliyor. Bunların arasında tüm dünyada son birkaç yıldır öne çıkan “deep-tech” dalgası işi birkaç seviye öteye taşıdı. Deep-tech derken bilime, Ar-Ge’ye dayalı girişimlerden bahsediyoruz. İki yıl önce genç bir enerji ekonomisti olan Timur Topalgökçeli’nin Türkiye’ye getirdiği Hello Tomorrow da dünya çapında bilim temelli genç girişimleri keşfeden büyük bir organizasyon. Michael Bloomberg, Emmanuel Macron, Nasa eski Başkanı Dan Goldin gibi önemli isimler destekliyor. Türkiye’de “Geleceğe Merhaba Derneği”ni kuran Timur Topalgökçeli'nin gen haritasına bakıldığında gerçek bir “international” profil çıkıyor karşımıza. Anne tarafından İtalyan, Avusturyalı ve Çek; baba tarafından ise Karadeniz ve Adana karışımına sahip. Viyana’da doğup büyüyen Topalgökçeli’nin hikâyesinin temelinde bitmek bilmeyen merak yatıyor. Açık denizde yelken, dağlarda snowboard yapmaya düşkün olan 31 yaşındaki girişimciyle Fenerbahçe’deki İstanbul Yelken Kulübü’nde bir araya geldik.

- Henüz 31 yaşındasınız ama CV’nizi yazsam duble yol olur. Neyin peşindesiniz?

Bence yanıtların peşindeyim. Çocukluktan beri çok meraklı bir insanım. Bitmek bilmez sorularım vardı. Aslında bir yolculuktayım. Jules Verne gibi, sürekli hareket halindeyim. Bir anlam yaratmak istiyorum. Bu benim mantram. Bir anlamın arkasından gitmiyorsam çalışamam. En büyük şansım ise çok sevilerek büyütülmem ve keşif yapabileceğim tüm imkânlara sahip olmam.

- Bunda yurtdışında doğmuş olmanın bir etkisi var mı?

Bilemiyorum. Viyana’da doğdum ama yürümeyi İstanbul’da öğrendim. 5 yaşında Fransız okuluna gönderildim. Almanca, Fransızca, İngilizce ve Türkçe biliyorum. Rüyalarımı bile dört dilde görüyorum. Avusturya’dan dolayı dağlara, Türkiyeli kanımdan dolayı da denize çok düşkünüm.

- Bu meraklı çocuk büyüyünce ne olmayı hayal ediyordu?

Çocukluğumda tarih ve arkeolojiyle çok ilgiliydim ama asıl fiziğe çok meraklıydım. Sistemlerin nasıl çalıştığını çok merak ediyor ve bununla ilgili bir şeyler yapmak istiyordum. Zaman geçtikçe daha işletme, yönetim gibi şeyler ilgimi çekti. London School of Economics’e (LSE) burslu olarak kabul edildim.

- Fatih Birol'la Uluslararası Enerji Ajansı'nda çalıştınız. LSE’den enerjiye geçiş nasıl oldu?

Yenilenebilir enerji, fizik, kaynakların sürdürülebilirliği gibi konular ilgimi çekiyordu. Londra’da öğrenciyken enerji sistemleriyle ilgili araştırmalar yapmaya başladım. Bu sırada Muhammed Yunus’la birlikte Bangladeş’te çalışma fırsatım oldu. 21 yaşındaydım ve elektriksizliğin ne demek olduğunu gördüm. İnsanoğlunun yaşayabileceği en kötü şeyler listemi şöyle oluşturdum: Savaş ve hastalıklar, susuzluk, açlık ve elektriksizlik. Bu arada Uluslararası Enerji Ajansı’na girmek için Fatih Birol’a birçok kez başvurdum ve sürekli reddedildim. İnatçıyımdır, peşini bırakmadım ve sonunda başardım.

- Bu kadar emek verip neden bıraktınız?

Orası müthiş işler yapan bir kurum. Gerçekten küresel ısınma için samimi çalışan insanlar var ama devletler tarafında işler aynı samimiyetle yürümüyor. Hayal kırıklığı diyelim. O sıralarda Sandbox diye bir girişimcilik birliğine katıldım ve hayatım değişti. Orada bundan sonraki hayatımda yanıtını arayacağım soruya karar verdim.

- Hello Tomorrow bu sorunun yanıtını mı arıyor?

Sayılır. Dünyayı teknolojiyle ve yenilikçi iş modelleriyle kurtarmanın yolları var. Akıllı şehir sistemleri gibi. Hello Tomorrow’un kurucusuyla tanıştığımda hayalimdeki çıkış yolunun gençlerin bilime dayalı girişimleriyle olacağını gördüm. Zaten girişimcilik yarışmaları düzenliyorlardı, ben de enerji kategorisinin oluşturulmasında çalıştım. Bilim odaklı girişimcileri keşfetmek ve fonlamak üzere kafa yoran bir platform burası. "Deep-tech start-up" diyorlar bu sisteme. Bu ekosistemi Türkiye’de de inşa etmek istiyorum. Şu anda 11 ülkedeyiz. Türkiye’de 3 bin kişiye ulaştık. 15-20 kişilik akademisyen, 20 kişilik de yatırımcı ekibi var. 60’tan fazla Ar-Ge ve kuluçka merkeziyle sözleşme imzaladık. Hedefim Türkiye’deki bilim tabanlı girişimcileri NASA’ya kadar uzanan uluslararası inovasyon kitlesiyle entegre etmek.

"Anadolu müthiş bir potansiyel taşıyor"

İstanbul'a alışmakta zorlandınız mı?

Önceleri alışmakta zorlandım ama ben çok inatçı, kararlı ve bir o kadar da sıcakkanlı biriyimdir. Hayatta bazen böyle dönemler yaşamak gerek. Çok iyi bir kariyeri, çok yüksek bir maaşı bırakıp böyle bir işin içine girdim. Pişman mıyım? Hayır, değilim. Şimdi 9 kişilik bir ekip yönetiyorum. Çok yoğun çalışmak, alışma sürecinde işimi kolaylaştırdı. Bir yandan da kısa sürede Anadolu'yu gezdim. Çünkü Hello Tomorrow'u ilk etapta 6 ilde yapılandırmak istiyoruz. Anadolu müthiş potansiyel taşıyor.

"Küresel ısınma zirveleri samimi değil"

Sizce neden küresel ısınmayla ilgili bu kadar zirve yapılırken istenilen iyileşme gerçekleşmiyor?
Bu zirveler yeterince samimi değil. Fatih Birol’un ekibindeyken müthiş insanlarla çalıştım. Sarsıcı veriler sunan raporlar hazırladık, ancak devletlerin aynı fikirde olmadığını görüyorsunuz. Örneğin enerji sektörü gezegendeki mevcut enerji salımının yüzde 80’inden sorumlu. Gidişata dur demek için 5 yıl içinde sisteme yeni fosil yakıt eklemeyi bırakmamız lâzım. Kimsenin bununla ilgilendiği yok, ben orada işin perde arkasını gördüm ve bu beni hayalkırıklığına uğrattı. Zirvelerde insani kararlar alınmıyor.

"Ar-Ge tabanlı işleri fonlayacağız"

Genç yeteneklerin sorunu nedir sizce?

Bilim tabanlı ve üreten bir girişimciyseniz sizi tam anlamıyorlar. Melek yatırımcılar daha çok hızlı para getirecek fikirlerin peşinde. Kurduğumuz Geleceğe Merhaba Derneği bu gençleri bir araya getiriyor. Dünya çapında 30 bin üyesi var. Global yarışmalar düzenliyoruz. Türkiye’den başvuru sayısını 6’ya katladık. Bu yıl 120 başvuru aldık. Final 11 Aralık’ta, ardından 14-15 Aralık’ta Paris’te global zirve var. Şimdi bir fon kurmaya karar verdik.

"İç dünyanızla barışıksanız mutlu olursunuz"

Yurtdışında doğup büyüdükten sonra Türkiye'ye dönmek size neyi ifade ediyor?

Hayatta herkesin bir limana ihtiyacı var. Durup kendinize sorular sorabileceğiniz boşluklara ihtiyaç duyarsınız. Benim limanlarım ailem, iç dünyam, müzik (piyano ve gitar çalıyorum.) Eğer iç dünyanızla barışık değilseniz mutlu olamazsınız. Kendinizle barışık olmanız için doğru soruyu keşfetmeniz gerekiyor. Benim sorum ise; Hangi teknoloji tercihleriyle dünya daha iyi hâle gelir? Bu sorunun yanıtına odaklandım. Bu arada kendime de iyi bakıyorum. İyi yemek yemeyi ve iyi kahve içmeyi çok severim.

"En iyi anlaştığım insanlar denize ve dağlara tutkulu olanlar, çünkü basit yaşarlar"

- Bu kadar yoğun tempoda spora nasıl zaman yaratıyorsunuz?

Evet, çok yoğun çalışıyorum, günde 16 saat gibi bir mesaim var ortalama. Ancak spor hayatımın bir parçası, zaman ayırmak olarak görmüyorum onunla ilişkimi. Çocukluğumdan bu yana spor yapıyorum. Spor da limanlarımdan biri. Deniz ve dağ benim için olmazsa olmazlar. Babamla Türkiye’ye geldiğimiz dönemde yelken yapmaya başladım. Yelkenle açılmayı her zaman çok sevdim. Dağcılık ve snowboard da tutkunu olduğum sporlar. Onun dışında sürekli spor yapıyorum. Hatta hayatta en iyi anlaştığım insanlar deniz ve dağ tutkunlarıdır. Çünkü onlar doğal hayatı ve sadeliği seven, basit yaşayan insanlardır. Deniz gören çatı katlarında yaşamayı tercih ederim genellikle. Babam hep, “Kaptan köşklerindesin” derdi. Ama ben böyle seviyorum.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap