18 °C

Toplum sağlığı için çalışmak heyecan veriyor

SABAH YÜRÜYÜŞLERİ / Yasemin SALİH

Toplum sağlığı için çalışmak heyecan veriyor

Yasemin SALİH

Şık bir plaza ortamı, kapalı kapıların ardındaki yönetici odaları, jilet gibi görünen kurumsal kıyafetler... Bir CEO’nun hayatının sıradan parçaları bunlar. Mars Sportif CEO’su Bahar Uçanlar’ın hayatında bunlar da var ama asıl işi kondüsyon aletleri, pilates topları, ağırlıklar ve kaslı vücutlarıyla müşterilere “Çalış senin de olur” mesajı veren spor koçlarıyla dolu dev salonlarda nabız tutmak. Daha çok insanı spora yönlendirmek için projeler geliştirmek. Bunda başarılı da olmuş ki zincirin kulüp sayısı 1.5 yılda 58’den 84’e yükselmiş. Sadece iyi bir eğitim ve kişisel gelişime yapılmış doğru yatırımlar değil Bahar Uçanlar’ı bugünlere getiren; kendi deyimiyle “hayatın getirdiği tesadüflere açık” karakterinin de başarısında etkisi büyük. Lise yıllarından bu yana sporla iç içe yaşayan, şimdi ise herkesin hayatına sporu katmayı sorumluluk olarak gören Uçanlar ile sadece kendi hikâyesini değil Türkiye’nin nasıl daha fit hâle gelebileceğini de masaya yatırdık…

- Bu işin temeli ne? Örneğin nasıl bir aileydi sizinki?

Ailemin beni şekillendiren bir yanı var. Annem Kıbrıslı, piyano dersleri alarak büyümüş. Babam ise Akçakoca’nın bir köyünde büyüyen bir delikanlı. İkisini buluşturan ise Ankara Siyasal olmuş. Mülkiye’de tanışıp evlenmişler. Ben 4 yaşındayken İstanbul’a gelmişiz. Ben kendimi daha çok İstanbullu sayarım. Çevremi şekillendiren ise daha çok lise dönemim oldu. Alman Lisesi’ne gittim, 8 yıl aynı sıraları paylaştığım arkadaşlarımın hayatımdaki yeri farklıdır. Hâlâ çok yakınımdadırlar. Arkasından Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nü bitirdim.

- Gençlik hayallerinizde ne vardı?

Bankacı olmak istiyordum çocukken. Babamdan etkileniyordum çünkü. İlkokul 5. sınıfta babamla bankaya gider orada test çözerdim, o ortamda olmak çok mutlu ederdi beni ve bir gün bankacı olmayı hayal ederdim. Ancak üniversitede fikrim değişti, MBA yaparken bankacı olmamaya karar vermiştim. Üniversiteden sonra Monitör Danışmanlık’ta çalışıyordum, Londra ofisinde bir pozisyon açılmıştı, tam gidecektim ki eşimle tanıştım. O Amerika’ya taşınıyordu, Bir yıl sonra birlikte Michigan Üniversitesi’ne MBA yapmaya gittik. ABD’de Pepsi Co.’ya girdim, 3 yıl pazarlama ekibini yönettim.

- Böyle bir noktada bırakıp Türkiye’ye dönmenizin nedeni neydi?

O sırada 2. çocuğuma hamile kalmıştım ve hayat yalnız başınıza hiç da kolay değildi. Yakınınızda bir destek sisteminizin olması önemli. O sıralarda yakın arkadaşlarımız Türkiye’ye döndü ve bize çok iyi şeyler anlatıyorlardı. Bir süre sonra bizi ziyarete geldiler, birlikte tatil planladık ama çocukları bırakabileceğimiz kimse yoktu. Annem geldi Türkiye’den. “Böyle hayat mı geçer” dedik. Bir anda karar aldık, öyle ki 8 Şubat’ta Amerika’da işten ayrıldım, ertesi gün uçağa binip Türkiye’ye geldik. Hemen bir iş görüşmesi yaptım ve 18 Şubat’ta Kraft’ta işe başladım. Harika bir dönemdi. Hamileliğimi fıstıklı dondurmayla geçirdim (elbette etkileri ağır oldu.) Doğumdan 3 ay sonra işe döndüm .Bu kez Turkcell’den teklif geldi. Genç Turkcell’i yönettim uzun yıllar. Sonra da WPP ve Kantar çıktı karşıma. Oraya geçtim ama benim yapıma çok uygun değildi bu iş. Daha durağandı. Mars’tan teklif gelince buraya geçtim 2016’da.

- Daha hareketli iş ortamlarını mı seviyorsunuz?

Ben enerjisi yüksek bir insanım. Yönetmekten, detaylara hakimiyet ten hoşlanıyorum. İşin bana uygun olmadığını düşündüğüm dönemde Mars’ın kurucularından Muzaff er Yıldırım ulaştı bana. Genel müdürlük teklif etti. Bu kez de spor işinin bir sektör olarak algılanmaması beni düşündürdü. Geleneksel bir eğitimden geçen biri için alışılmadık bir alan ancak ortaklarla görüşüp vizyonlarını dinleyince potansiyeline inandım, etkilendim. Sonunda kabul ettim.

- Türkiye gibi spor kültürünün yerleşmediği bir ülkede bu işi büyütmeye çalışmak akıntıda kürek çekmek gibi değil mi?

Öyle elbette, Türkiye’de spor salonu penetrasyonu yüzde 2.4. Avrupa’da yüzde 12-20 aralığında. Daha gidecek çok yolumuz var ve işin heyecan verici tarafı da bu zaten. Türkiye’yi daha fit hâle getirmeye çalışıyoruz. Sağlıklı bir toplum için bunun gerekli olduğunu düşünüyoruz. Bir anlamda sosyal sorumluluk temelli bir iş modeli de diyebiliriz. 1.5 yıl önce işe başladığımda 58 kulüp vardı, sayı şu anda 84’e yükseldi.

- Tesadüflere inanır mısınız?

Bunun da ötesinde, hayatta tesadüflere kucak açmak gerektiğine inanırım. “Her şeyin hayırlısı” sözüne çok inanırım. Kötü sandığım olaylar bana muhteşem kapılar açtı bugüne kadar. İşaretlere bakarım, onların anlamı olduğunu düşünürüm. Açık fikirli olmak gerek, ben de kendimi açık tutmaya çalışıyorum. Hırs mutlaka var bende de, algım ve harekete geçme kabiliyetim yüksektir. Yalnız başkasının gazına gelmem, içten yanmalıyım. Bana güvenilmesi motive eder.

En sevdiğim işimde çalışıyorum

- İşin sosyal tarafının olması sizi motive eden bir durum mu? Kârlılık, büyüme gibi daha net veriler üzerinden yürümüyor mu kurumsal dünya?

Kendi adıma hep bir anlam peşinde koştum diyebilirim. Lisede kendimi sivil toplum kuruluşlarında çalışırken hayal ederdim. Yaptığım işin bir anlamı, hedefi olması motive ediyor beni. Bir de büyüyen bir yapıda olunca heyecanlanıyorsunuz. İşin istihdam boyutu da var. Türkiye için yeni bir sektör bu. Her kulüple birlikte 25 kişiye iş imkânı sunuyorsunuz. Kendimi insanların yaşamlarından sorumlu hissediyorum. Elbette yapı olarak sonuç odaklıyım ama şu anda bugüne kadarki kariyerimde en sevdiğim işimde çalıştığımı söyleyebilirim.

"Üyelerin yüzde 75'i ilk kez spor yapıyor"

- Spor kulübü penetrasyonu yüzde 2.4 dediniz. Peki bu nasıl bir profil?

Mac Fit’teki müşterilerimiz B-C1 grubunda ve yüzde 85’i 35 yaş altında. Daha çok üniversite öğrencisinden orta düzey yöneticiye kadar uzanan bir yelpazede. Mac’lerdeki müşteriler ise 35-45 yaş arası ağırlıkta, daha üst düzey yöneticiler. Yüzde 65 erkek, yüzde 35 kadın müşterilerimiz. Üyelerin yüzde 75’i hayatında ilk kez bir spor kulübüne geldiğini söylüyor. Biz bu insanların hayatına sporu sokuyoruz, bu ciddi sorumluluk.

- Sizce düzenli sporun sadece fiziki görünüme mi etkisi var?

Kesinlikle değil. Bana göre en büyük ve asıl etkisini psikolojik olarak gösteriyor. Öncelikle fit görünmek psikolojik olarak bize iyi hissettiriyor. Hayat zaten çok zor. Araştırmalara göre düzenli spor yapmak birçok ilaçtan daha etkili bir antidepresan. Türkiye antidepresan kullanım oranı yüksek ülkelerden. Sporu daha çok özendirerek topluma böyle bir fayda da sağlamak istiyoruz. Şu anda 85. kulübü açmaya hazırlanıyoruz. Bunu 2.5 kat daha artırabiliriz. Bu işin gittiği yer koruyucu sağlığın bir parçası hâine gelmesi. Gelişmiş ülkelerde spor kulüplerinin en büyük müşterisi sigorta şirketleri. Spor üyeliği olanlara prim indirimi yapılıyor Avrupa’da. Türkiye’de ilgi giderek artıyor. Örneğin Adana’da çok başarılı bir kulübümüz var.

"Fonksiyonel sporlara yöneldim"

- Spor sizin işiniz, peki hayatınızda ne kadar yeri var?

Spor hayatımda hep vardı zaten. Bazen aksamalar olsa da hep spor yaptım. Lisede koşucuydum, voleybol oynadım. Üniversitede azaldı ama Amerika’ya gidince yine sıkı bir spor dönemi başladı çünkü herkes spor yapıyor orada. 6 gün spor yapıyordum; 2 yıl boyunca haftanın 2 günü pilates yaptım. Türkiye’ye döndükten sonra özel eğitmenlerle çalışmaya başladım. Şu anda pilatesten çok spor koçlarıyla boks yapıyorum. Mars’ta çalışmaya başladıktan sonra ağırlıklı olarak fonksiyonel sporlar yapıyorum. Yoga ve spinning de var hayatımda.

"Çikolataya hayır demem"

- Peki beslenme ? Bu kadar spor yaparken bir yandan da beslenmenize dikkat ediyor musunuz?

Annemden dolayı Akdeniz mutfağı ağırlıklı besleniyorum. Zeytinyağı ve sebze ağırlıklı bir yemek alışkanlığımız var. Pilav ve makarna pek yemem. Ekmek ve tuzu dengeli tüketirim ama tatlıya çok düşkünüm. Çikolataya hayır diyemiyorum. Bir dönem ketojenik beslendim. Testler yaptırdım ve vücudumun karbonhidratı çok zor tolere ettiği ortaya çıktı.

"Zayıflama 'boğaz'la ilgili bir şey"

- Kulüp müşterilerinin şikâyetleri oluyor mu? Kilo veremiyorum diye geliyorlar mı?

Burada biz insanların hayatlarına sağlık katmaya çalışıyoruz. Bunun için de doğru sanılan yanlışları anlatmayı önemsiyoruz. Öncelikle bir gerçek var; kilo kaybı mutfaktan, yani sizin boğazınızdan geçer. Verdiğiniz kilonun yüzde 70’ini yediklerinize dikkat etmenize, yüzde 30’unu sporunuza borçlusunuzdur. Aynı şeyleri yiyip sadece spor yaparak fazla kilo veremezsiniz.

"Kadın eğitmenler artıyor"

- Spor salonları bir istihdam alanı, dediniz. Yeni yetenekler bulmakta zorlanıyor musunuz?

Son zamanlarda gençler bu sektörü ciddi iş alanı olarak görmeye başladı. Biz de bu alanda bir okul gibiyiz. Akademimiz var. Spor akademileri ve daha önce bu alanda çalışmış gençleri işe alırken 26 gün bu okulda eğitim aldırıyoruz. Bin 300 eğitmenimiz var. Bu eğitimin sonunda sınavda başarılı olan gençler Mars’ta işe başlıyor. Sporu, onu çok seven insanların işi hâline getiriyoruz. Çünkü onlara kariyer fırsatı veriyoruz. İşin iyi tarafı kadın çalışan oranının giderek artması. Mars’ta yönetici kadrosuna bakıldığında yüzde 60 kadın oranı var. Sahada da bu oranı artırmaya çalışıyoruz. Ben geldiğimde kulüplerde kadın oranı yüzde 10’du, şimdi 30’a çıkardık. Genç kızların kariyer olarak bu alana ilgisi artıyor. Spor kulüpleri kurumsallaştıkça kadın çalışan oranı da artacaktır. Bizim de hedefimiz bu.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap