'SEÇ'im bizim...
Dr.Sedat Karabulut secturkiye@yahoo.com Ağustos 2007 tarihinden bu güne kadar çeşitli iletişim kanallarında, Tuzla tersanelerinde yaşanan ölümlü iş kazaları ile ilgili onlarca haber yayınlandı. Ben de bu köşede, farklı tarihlerde konu ile ilgili üç yazı yazdım. Bu gün sizin ile paylaşacağım bazı rakamlar ile konunun aslında tek başına Tuzla olmadığını, ülkenin makro sosyo-ekonomik ve politik tercihleri ile ilgili bir durum olduğunu tarif etmeye çalışacağım. Rakamların dili... SSK verilerine göre, iş kazası nedeni ile 2006 yılı içinde hayatını kaybeden işçi sayıları aşağıdaki gibidir: - Sektörü bilinmeyen: 500 kişi - İnşaat: 397 kişi - Nakliyat: 165 kişi - Toptan ve perakende ticaret: 70 kişi ve liste uzayıp gidiyor... - Aynı kaynağa göre bir yıl içinde ülkemizde toplam 1592 kişi iş kazaları nedeni ile hayatını kaybetti. Bir başka değiş ile 2006 yılı içinde, her gün 4-5 kişi iş kazası nedeni ile öldü. OECD verilerine göre yürürlükteki mevzuatlar bakımından en sıkı ülkeler sıralamasında Türkiye en üst sıralardadır. 1995-2005 yılları arasında, ulusal mevzuatlarda değişiklik yapmak konusunda ise en alt sırada. Bu durumda iki önerme yapılabilir; birincisi on yıl içinde değişen dünya şartlarına ülke olarak kolaylıkla uyum sağlayan ekonomik, sosyal ve politik bir yapıya sahibiz ve yürürlükteki mevzuatlar bütün ihtiyaçlarımızı karşılıyor. İkincisi ise biz yürürlükteki mevzuatları zaten uygulamıyoruz... Dolayısı ile uygulayamadığımız şeyleri değiştirmeye de gerek duymuyoruz. Veya ülkemizde konuya taraf olan herkes, mevcut durumu kanıksamıştır ve gerçek bir değişimi yapmaya da kimsenin niyeti yoktur... Kök neden analizi... Ölümlü iş kazalarının kök neden analizini yapacak olursak, karşımıza çıkan liste aşağıdaki gibidir: - Kayıtdışı ekonomi. Çeşitli kaynaklar ülkemizde kayıtdışı ekonominin yüzde kırkların üzerinde olduğu konusunda mutabık. - Denetleme eksikliği. Kayıtlı işyerlerinin sayısı ile denetlemekten sorumlu iş müfettişi sayısı karşılaştırıldığında, ilk kontrolden sonra aynı iş yerini tekrar ziyaret etmek ancak 8-9 yıl sonra mümkün olabiliyor. - İşsizlik çok fazla. Ülkedeki gerçek işsiz sayısının dört milyondan fazla olduğu savunuluyor. Bir başka değişle, her hangi bir güvencesi olmadan çalışmaya hazır milyonlarca kişi var. - Kayıtlı olmanın yükünden kurtulmaya çalışan işveren doğal olarak taşeronlaşmaya çalışıyor. Asıl işverenden daha ucuza işçi çalıştıran birçok taşeron, yarı kayıtlı veya kurallara kısıtlı oranlarda uyan yapılar oluşturuyor. - Eğitim eksikliği. OECD verilerine göre, istihdam edilmiş çalışanların eğitim düzeyi sıralamasında sondan ikinci sıradayız. - Mevcut sistemde doğru sağlık, emniyet ve çevre (SEÇ) uygulamaları desteklenmiyor. Sonuç... Yukarıda saydığımız temel konularda gerçek iyileşmeler sağlanmadığı sürece, ölümlü kazlarda bir düşüş beklemek hayaldir. Mevcut şartlarda rakip olmaları beklenen kayıtdışı ekonomi ile kayıtlı ekonomi arasında, hastalıklı bir iş birliği meydana gelmiştir. Ülkemizin kalkınmasına olumlu katkısı umulan uluslar arası sermayenin, Türkiye ekonomisi kayıtlı hale gelmeden, servis ve finans sektörleri dışında orta-uzun vadeli sanayi yatırımı yapmasını beklemek de gerçekçi değildir. Görünen şu ki; konu ne olursa olsun, kayıt edemezsek, ölçemez ve değerlendirmeyiz. Ölçüp değerlendirmezsek de yönetemeyiz, yönetiyormuş gibi yaparız. Bence bu tercihler arasındaki 'SEÇ'im, Türkiye'nin en temel yol ayırımlarından birisidir.