150 milyar euroluk soru: Türkiye SAFE'in neresinde?

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Hiç çekmedi krizlerden Av­rupa Birliği, son 7 yılda çektiği kadar. Pandemi mi der­siniz, enerji krizi mi dersiniz, Rus­ya-Ukrayna sava­şı mı, arz-talep bo­zulması mı, sa­vaşlar mı. Tüm bu değişimler ister is­temez Avrupa'nın güvenlik anlayışını da yeniden masa­ya yatırmasını zorunlu kıldı.

Özellikle Ukrayna savaşı son­rasında Avrupa ülkeleri, sa­vunma alanında dışa bağım­lılığın ne kadar büyük bir risk oluşturduğunu da iyice hisset­miş olmalılar ki, 2025 yılın­da SAFE (Security Action for Europe, Avrupa İçin Güven­lik Eylemi) isimli yeni bir fi­nansman mekanizmasını ha­yata geçirdiler. Yaklaşık 150 milyar euroluk bütçeye sahip olan SAFE, Avrupa savunma sanayisinin güçlendirilmesi­ni, ortak savunma projeleri­nin desteklenmesini ve kritik savunma teknolojilerinde Av­rupa'nın stratejik özerkliğinin artırılmasını hedefliyor.

Uzun yıllar boyunca Avru­pa ülkeleri savunma harca­malarını büyük ölçüde NA­TO şemsiyesi altında yürüttü. ABD'nin sağladığı güvenlik ga­rantileri sayesinde birçok Av­rupa ülkesi savunma yatırım­larını ikinci plana attı. Ancak bugün tablo değişmeye başla­dı. AB ülkelerinin toplam sa­vunma harcamaları son üç yıl­da tarihi seviyelere ulaştı. Av­rupa Komisyonu verilerine göre önümüzdeki yıllarda yüz milyarlarca Euroluk yeni sa­vunma yatırımı planlanıyor. SAFE programı da bu dönüşü­mün en önemli araçlarından biri. Bu kapsamda; hava sa­vunma sistemleri, füze tekno­lojileri, insansız hava araçları, siber güvenlik çözümleri, uy­du ve uzay teknolojileri, elekt­ronik harp sistemleri, kritik mühimmat üretimi gibi alan­larda büyük ölçekli yatırımlar yapılması öngörülüyor.

Türkiye neden dikkatle izlemeli?

Türkiye son yirmi yılda sa­vunma sanayiinde önemli bir dönüşüm gerçekleştirdi. 2002 yılında savunma ihtiyaçlarının yaklaşık yüz­de 20'si yerli üretimle karşı­lanırken bugün bu oran yüz­de 80'lerin üzerine çıkmış du­rumda. Türkiye artık sadece kendi ihtiyaçlarını karşılayan bir ülke değil, aynı zamanda dünyanın önde gelen savun­ma ihracatçılarından biri ha­line geldi.

Bayraktar TB2 ve AKINCI platformları, AN­KA ve AKSUNGUR sistemle­ri, HÜRJET ve KAAN proje­leri, MİLGEM savaş gemileri, ROKETSAN füze sistemleri, ASELSAN elektronik harp ve radar teknolojileri uluslarara­sı pazarlarda dikkat çekiyor. Bilmeyenler ve merak eden­ler için Stockholm Uluslara­rası Barış Araştırmaları Ens­titüsü (SIPRI) verilerinden de söz edeyim. Bu önemli kuruluş Türkiye’yi son yıllarda dünya­nın en hızlı büyüyen savunma ihracatçılarından biri olarak ilan etti. Tam da bu nedenle SAFE programının oluşturdu­ğu yeni pazarın Türkiye açı­sından dikkatle değerlendiril­mesi gerekiyor.

SAFE programının ilk ve en önemli fırsatı, Avrupa'nın artan savunma talebi. Avru­pa'nın kısa sürede ihtiyaç duy­duğu üretim kapasitesini yal­nızca kendi iç kaynaklarıyla oluşturması kolay görünmü­yor. Özellikle mühimmat, İHA sistemleri, elektronik bileşen­ler ve bazı kara sistemlerinde ciddi kapasite açığı bulunu­yor. Türkiye ise bu alanlarda hem üretim kapasitesine hem de rekabetçi maliyet avantajı­na sahip. Savunma şirketleri­miz ortak üretim projelerine katılabilir, Avrupa şirketleriy­le stratejik ortaklıklar kurabi­lir, alt yüklenici olarak tedarik zincirlerine dahil olabilir, kri­tik komponent üretiminde rol üstlenebilir. Özellikle Alman­ya, İtalya, İspanya ve Polon­ya gibi ülkelerde faaliyet gös­teren büyük savunma üretici­leriyle kurulacak iş birlikleri, Türk şirketlerinin Avrupa pa­zarındaki görünürlüğünü artı­rabilir.

Riskler ve belirsizlikler

Ancak SAFE programının Türkiye açısından bazı risk­ler taşıdığı da unutulmamalı. AB’nin son yıllardaki temel yaklaşımı, stratejik sektörler­de üretimi mümkün olduğun­ca Avrupa sınırları içerisinde tutmak yönünde şekilleniyor. Enerjide, yarı iletkenlerde ve kritik hammaddelerde oldu­ğu gibi savunma sanayiinde de Avrupa'da üret, Avrupa'dan satın al anlayışı giderek güç kazanıyor. Bu durum ilerleyen yıllarda; Avrupa dışı tedarik­çilere kısıtlamalar getirilmesi sonucunu doğurabilir.

Eğer Türkiye bu sürecin dı­şında kalırsa Avrupa'nın sa­vunma pazarında yeni bir gö­rünmez duvar oluşabilir.

Kapı kapanmadan masada olmalıyız

SAFE programı ilk bakışta bir savunma finansman mode­li gibi görünse de aslında Av­rupa'nın gelecekteki sanayi ve teknoloji haritasını şekillen­direcek stratejik bir adım. Sa­vunma sanayiinde elde edilen başarıların sürdürülebilme­si için Avrupa'daki yeni yapı­lanmalar yakından takip edil­meli, Türk şirketlerinin bu projelerde yer alabilmesi için diplomatik ve ticari girişimler hızlandırılmalıdır. Çünkü me­seleyi sadece savunma ekip­manı satmak değil, Avrupa'nın yeniden şekillenen güvenlik ve teknoloji ekosisteminde yer alabilmek olarak görmek durumundayız.

Unutmamak gerekir ki gele­ceğin rekabeti yalnızca ürün­ler arasında değil, ülkele­rin dahil olduğu ekonomik ve stratejik bloklar arasında ya­şanacaktır. Türkiye'nin bu ye­ni dönemde seyirci değil, oyu­nun kurucularından biri olma­sı gerekiyor.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.408,74 1,99 %
Dolar 47,9373 0,06 %
Euro 56,0189 1,02 %
Euro/Dolar 1,1677 0,87 %
Altın (GR) 6.807,53 1,03 %
Altın (ONS) 4.489,26 3,57 %
Brent 90,2795 0,13 %