1993
Şu meşhur reel faiz konusu nereden, ne zaman çıktı, niye reel faiz olmalı konusunu pek sorgulamasak da ana akımın ısrarlı acı reçete ortodoks politikaları öneri seti dâhilindeki başlıklardan ve kabullerden biridir. Oysa epistemoloji bize sorgulamayı emreder. Bilimin kuralı sorgulamaktır, iktisat bilimse şayet onun için de bu geçerlidir. Reel faiz konusunda bir epistemolojik kopuşa hazırsak devam edelim.
Taylor Kuralı aslında reel faiz şart demiyor. Merkez bankaları kararlarının takdir yerine önceden belirlenmiş kurallara bağlı sistematik verilmesini savunuyor. Burada 1987–1992 arası Fed’in başarılı olduğu dönemin bu şekilde kurala uygun olduğunu söylüyor.
Taylor ve Friedman kuralı
Bunu nerede söylüyor? 1993 yılındaki makalesinde, kaynakça isteyenler için: “Taylor, John B. (1993). "Discretion versus Policy Rules in Practice." Carnegie-Rochester Conference Series on Public Policy, 39, 195–214.”
Merkez bankaları enflasyon yükselince ve ekonomi fazla ısınırsa faizi arttırmalı, resesyon olunca düşürmeli, der ve kural setini doğal (nötr) faiz oranı, nominal faiz oranı, gerçekleşen ve hedef enflasyon ile çıktı açığı üzerine bir formülle kurar. Taylor reel faiz oranını %2 olarak kabul etmiştir. Niye %2 konusu tartışmalı çünkü doğal (nötr) faiz oranı hesaplanmaya çalışılabilir ama gözlemlenemez. Yani kesin bir sayı değil tahmindir.
Keza %2 enflasyon hedefinin neye göre belirlendiği de meçhuldür. Friedman Kuralı örneğin optimal enflasyon oranının reel faize eşit olması gerektiği söyler. Nitekim bizdeki %5 enflasyon hedefine de böyle bakmak lazım. Zaten pandemi çıkışında %2 yerine hedefin %4 olarak revize edilmesi çok tartışıldı.
Şimdi puzzle parçalarını bileştirelim. Friedman neoliberal parasalcı görüşte, para arzının enflasyon yarattığını iddia eden kişi. 1970’te yayımlanan “The Optimum Quantity of Money” ile kuralını koymuş. Ancak 70’ler petrol şoklarının yaşandığı ve arz ile birlikte stagflasyonlu yıllar. ABD hazinesinin de bugünkü rekor borçlanmasının başladığı dönem. 1980–81 Volcker Adımı rekor faiz ve 1986 sonrası normale dönüş.
Kural bazlı iktisat
Hala puzzle net değilse daha somut yazalım. 1970’lerde finansal mimari değişti. Neoliberalizm hızlandı, ABD hazinesi borçlandı, bugünkü yönetilemez faiz yükünü ve Trump’ın agresifliğini belki daha net anlatır. 1981’de ilk kez “gelişmekte olan piyasalar” kavramı kullanılmaya başladı ve 1986’da ABD ekonomisi rayına döndü ve 1991’de SSCB dağıldı, küreselleşme başladı. 1989 Washington Konsensüs ortaya çıktığında, ilk Körfez Krizi ile birlikte ABD’de bankacılık krizi başladı, 1991’de savaşla zirveye çıktı.
1993’de Taylor Kuralını yazdı. Savaşlar ve faiz arasındaki döngüyü isteyenler günümüze kadar uzatabilir. Ancak Taylor Körfez Krizini ve iki Almanya’nın birleşmesini dikkate alarak reel faiz kuralını kesin şart olarak öne sürmemiştir. Bu tarz arz ve enerji şokları gibi durumlarda esnek kararlar alınabilmesi gerektiğini söylemiştir.
İşte ana akım neoklasik ortodoks neoliberal görüştekilerin, bizde pandemi ve Rusya– Ukrayna Savaşı sonrası yaşanan arz ve enerji şoklarında gözden kaçırdığı yer tam burasıdır. Yani iddia ettikleri Taylor Kuralı’nın bizzat kendisinin söylediği, arz ve enerji şoklarında izlenmesi gereken kural bazlıdan esnemesi gereken para politikası. Acaba bilmiyorlar mıydı, yoksa biliyorlardı da esnemek mi istemediler?
İyi aile çocuğu
Kemal ve Cemal kardeşler (Kemal Sunal) ebeveynleri ölünce başkaları tarafından evlat edinirler. 1978 yapımı Osman Seden yönetmenliğindeki filmde yıllar sonra Kemal bankacı, Cemal mafya gangsteri olmuştur. Bankada geçen sahnelerde mevduat faizi o yılki enflasyonun altındadır. İşin ilginci 1971–1980 arasında tüm yıllarda mevduat ve gösterge tahvil faiz ortalamaları aynı dönem yıllarının enflasyonunun altındadır.
Yani evet, negatif reel faizli tam 10 yıllık bir dönem var dostlar. Olmayan ise o yıllarda ve o yıllara bilim dışı, deney yapılıyor, bilime dönülmeli diyen ana akım neoklasik ortodoks iktisatçı ve yorumcular. Acaba nedeni Taylor Kuralı (1993) henüz keşfedilmemişti, ondan mıdır? Yoksa kural bazlı iktisat mı yoktu o zamanlar?
Özetle; Sezen Aksu “Şimdi Bana Kaybolan Yıllarımı Verseler” (1977) belki de İyi Aile Çocuğu filmi çekilmeyecek, gerçek ortaya çıkmayacaktı.