2019 sona ererken şirketlerimizi etkileyecek gelişmeler ve riskler

Serbest Kürsü
Serbest Kürsü

Serdar Yurdakul - Örgütsel Gelişim Danışmanı - IKEDA Danışmanlık

Bir süredir ekonomimiz dolayısıyla şirketlerimiz üzerinde içsel ve dışsal değişim baskıları artmaya devam ediyor. Şirketler bir vakum içinde yaşamıyorlar, onları ülke denilen bir üst sistemin ve onun da içinde yer aldığı dünya sisteminin bir parçası olarak görmemiz gerek. Otuz, kırk sene öncesine kadar ülkemiz dışa oldukça kapalı bir sistem görünümündeydi. Uygulanan ekonomi politikaları gereği şirketlerimizin faaliyetleri ağırlıklı olarak iç piyasaya yönelikti. 80’lerde yaşanan liberalizasyon süreci, 90’larda başlayan gümrük birliği anlaşmaları ve akabinde küreselleşme rüzgârlarının etkisiyle ekonomik sistemimiz dış etkilere açık bir hale geldi. Şirketlerimiz artık dış piyasalardaki gelişmelerden daha çok etkileniyorlar. Amerika veya Çin’de yaşanan bir olumsuz gelişme güçlü duruşa sahip olmayan ülkelerin dış dünyadaki rekabetçi konumlarını etkiliyor. Buraya kadar anlattıklarım bilinen şeylerin hikâyesi. Bundan sonra ne olacak? Değişimi okuyabiliyor muyuz? Yaklaşık 10 sene önce başlayan Arap Baharı diye isimlendirilen, aslında bazı ülkelerdeki iç sorunların kaşınmasının sonucunda ortaya çıkan sıcak gelişmeler bugün sınırlarımıza dayandı. Yine bir süredir merkez egemen ülkelerin çevrelerinde yer alan birçok ülkede toplumsal hareketler başladı. Niye böyle bir çalkalanma başladı okuyabiliyor muyuz? Bütün bunlar neden yaşanıyor? Niye dünya aniden bir çatışma dönemine girdi? Değişimi ne tetikliyor? Buraya kadar sorduğum sorulara verilecek cevaplar şirketlerimizin stratejilerini şüphesiz etkileyecek. Kendi görüşlerimi kısaca aşağıdaki satırlarda özetleyeceğim:

1) Dünya tarihinde değişimi şimdiye kadar ağırlıklı olarak teknoloji tetikledi. Bugün Batıdaki gelişmelere baktığımızda maalesef ülkemizde çoğu kimsenin haberinin bile olmadığı alanlarda çok hızlı gelişmeler var. Yapay zekâ ve robot teknolojisinin hızlı bir şekilde üretimi dönüştürmesi sonucunda vasıfsız emeğe ihtiyaç gittikçe düşüyor. Bu saatten sonra çevresel ülkelerin bu birikimi kısa sürede sağlayıp lider ülkelerle rekabet edebilmeleri sadece teorik olarak mümkün çünkü bilim birikimli olarak ilerler, siz arada bir dersi atladıysanız alfabeyi sökmekte çok zorlanırsınız. Teknolojik gelişmeler artık bu ülkelerin bütçelerini zorluyor. Bütçe zorlanınca insanlara iş kuramıyorsunuz. İşsizliğin yüksek olduğu toplumlarda da sosyal huzur eninde sonunda bozuluyor. Hele birde bu ülkeler kıvılcıma hassas vasıfsız genç bir nüfusa sahipse. Bu gelişmeleri birinci tetikleyici olarak görüyorum.

2) Önemli diğer konuya gelirsek; Dünyada bugün büyük bir deprem yaşanıyor. Bu deprem bildiğimiz deprem değil. Batıda yer alan egemen merkez ülkelerde dikkat çeken ekonomik yavaşlama ve ABD’nin gerileyen askeri hegemonyası nedeniyle süper güçlerin bilek güreşlerinden kaynaklanan deprem. Bir ülke, en güçlü benim bütün pazarlar benim iddiasında. (iphone’un Çinli rakibine uygulanan baskıyı hatırlayın) Diğer bir ülke, “Benim bir buçuk milyar nüfusum var, var mısın benimle bilek güreşine?” diye masaya geliyor. Devlerin güreşi deprem yaratır. Onların yarattığı sarsıntılar bizim gibi “hassas” ülkelerin ekonomilerini ve doğal olarak şirketlerini de etkiler çünkü çimentoları zayıf. Sarsıntısız dönemlerde ancak ayakta kalabiliyorlar.

Özetle, her tarihsel sistemin ortaya çıkışının ardından, kuralları konur, normları yerleşir ve uzun süre normal fonksiyonunu yerine getirirler. Sonunda da sistemler ve ülkeler kaçınılmaz biçimde yapısal bir krize girerler. Bu süreçleri sosyologlar döngüsel veya lineer modellerle açıklıyorlar. Feodalizmden, merkantilizme ve daha sonra kapitalizme geçerken büyük depremler yaşandı ve şimdi yine benzer bir sürece girdik. Botu devirmeden bu sallantılara dayanabilen ülke ve şirketleri var olmaya devam edecekler, aksi takdirde dünya TV’lerinde sıcak haberlerin konusu olacaklar.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar