2020 yılında ekonominin karnesi ve piyasa görüşümüz

Serhat GÜRLEYEN
Serhat GÜRLEYEN GENİŞ AÇI sgurleyen@isyatirim.com.tr

Yeni yıla girerken genelde geçmiş yılın karnesi ve gelecek yılın tahminleri paylaşılır. Piyasaların tatile girmesini fırsat olarak görüp bu haftayı geçen senenin değerlendirmesine ayıracağız. Haftaya 2021 yılı tahminleri ile devam edeceğiz

2020 yılında en çok tartışılan konu salgın sonrasında dünya ekonomisinin ne hızla toparlanacağı sorusuydu. İyimser kamp V şeklinde bir toparlanma öngörüyordu. Kötümser kamp U şeklinde uzun yıllar sürecek bir yavaş büyüme dönemi öngörüyordu.

Geriye dönüp baktığımızda U veya V değil K şeklinde bir toparlanma görüyoruz. Dünya ekonomisinin iki ana motoru ABD ve Çin K harfinin yükselen bacağını, Avrupa ise gerileyen bacağını temsil ediyor. Diğer ülkeler ABD, Çin ve Avrupa ile ekonomik entegrasyonuna göre küresel toparlanmadan payına düşeni alıyor.

Avrupa Birliğine üyelik sürecinden uzaklaşmasına ve Avrupa ile zaman zaman gerginlik yaşamasın rağmen Türkiye sanayisi Avrupa ekonomisi ile büyük ölçüde entegre olmuş durumda. Bu nedenle Asya ve Güney Amerika’daki ülkelere göre dezavantajlı bir durumda pandemi şokuyla karşılaştık.

Ancak uygulanan döngü karşıtı politikalar sayesinde küresel salgın sonrasında en hızlı toparlanan ülkeler arasında yer aldık. Türkiye üçüncü çeyrekte en hızlı büyüyen G20 ülkesi oldu. Muhtemelen, 2020 yılını pozitif büyüme ile tamamlayan Çin dışındaki tek G20 ülkesi olacağız.

Döngü karşıtı genişleyici maliye ve para politikaları ve finansal baskılama Türkiye ekonomisinin V şeklide bir büyüme ile durgunluktan çıkmasında etkili oldu. Türkiye yüzde 1 yakın GSYIH artışı ile 2020 yılını görece yüksek bir büyüme notu alarak bitirdi. Büyüme cephesinde ayrışma ve ucuz değerlendirmeler nedeniyle hisse senetleri için yıl boyunca pozitif görüş verdik.

Üstelik bu büyüme kamu maliyesinde sınırlı bir bozulma ile yapıldı. Yaptığımız karşılaştırma Türkiye’nin 6 yüzde puan civarında kamu borcunun milli gelire oranındaki artış ile en güçlü kamu borç dinamiklerine sahip olan ülkeler arasında yer aldığını gösteriyor.

Bu beklentiyle eurobond piyasası için yıl boyunca pozitif görüş verdik. ABD tahvil faizlerindeki artış öngörümüz nedeniyle son iki haftadır uzun vadeli tahvillerden uzak duruyoruz.

Gelelim resmin karanlık yüzüne. Bu hızlı toparlanmanın maalesef ödemeler dengesi, döviz kuru ve enflasyon cephesinde ağır sonuçları oldu. Uygulanan genişleyici politikalar ve finansal baskılama cari açığın patlamasına, sermaye çıkışının hızlanmasına ve net hata noksan kaleminden büyük çıkışlar olmasına neden oldu. Mart - ekim döneminden ödemeler dengesinde 50 milyar dolara yakın döviz kaybettik. 2020 yılı karnesinde ödemeler dengesinden kırık not aldığımızı kabul etmeliyiz.

Resmi rakamlarda görülmese de bu rezerv kaybının döviz kuru üzerinde ağır sonuçları oldu. Türk Lirası sene içinde dolara karşı yüzde 30 civarında değer kaybettikten sonra ekonomi yönetiminde yapılan değişiklikler ve yüksek faiz artışı ile seneyi yüzde 20’ye yakın kayıpla kapattı. Döviz kuru cephesinde bütünlemeye kalarak geçer not aldık diyebiliriz. İlk on aydaki yanlış politikalar 2021 yılına yüksek faizle başlamamıza neden oldu.

Bu nedenle yılın son üç haftasına kadar Türk Lirası için olumsuz görüş verdik. Son üç haftadır yeni yönetim ve faiz artışı ile birlikte Türk Lirası için pozitif görüş vermeye başladık.

Enflasyon ve döviz kuru paranın iki yüzü gibidir. İlki paranızın yurtiçindeki alım gücünü diğeri yurtdışındaki alım gücünü ölçer. Türk Lirası'nın dolara karşı yüzde 20 değer kaybettiği bir dönemde kaçınılmaz olarak enflasyon yükseldi. 2020 yılını yüzde 14’ün üzerinde bir tüketici enflasyonu ile bitireceğiz. Enflasyon cephesinde kırık not almaya devam ediyoruz. Ancak bu konuda pandemiyi suçlamıyoruz. Türkiye son 7 yıldır enflasyon dersinden kırık not alıyor. 2021 yılı enflasyonla savaşmak için zorlu bir yıl olacak.

Türk Lirası’nın değer kaybı ve enflasyondaki yükseliş nedeniyle devlet iç borçlanma senetlerinde yıl boyunca uzak durduk. Yeni yönetim ile birlikte orta vade için pozitif görüş vermeye başladık. Asgari ücretteki yüzde 22 artışın enflasyonist etkisi nedeniyle uzun vadeli tahvillerden uzak durmaya devam ediyoruz.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar