2025 kırılmaların yılıydı, 2026 dönüşümün eşiği
BİLGE KEYKUBAT/Tarım ve Gıda Yazarı
Ziraat Mühendisi
Dünya sahnesine yalnızca çatışmaların ve diplomatik gerilimlerin yılı olarak değil; aynı zamanda ticaret düzeninin, enerji politikalarının ve iklim gerçekliğinin yeniden yazıldığı bir dönem olarak kaydoldu. Savaşlar durmadı ama yer yer ateşkesler, yer yer yeni cepheler gördük. Küresel ticaret yeniden silah haline gelirken, yapay zekâdan kritik mineral politikalarına kadar uzanan geniş bir eksende güç dengeleri sessizce yer değiştirdi. İlk kez bir Amerikalı Papa seçildi. Bu durumun Vatikan diplomasisi, Latin Amerika veya küresel muhafazakarlık üzerindeki olası etkileri çok derin.
Yılın başında ABD’de yönetimin değişmesi ve Donald Trump’ın yeniden göreve gelmesi, küresel ekonomiye damgasını vurdu. Ticaret savaşlarının fitili yeniden ateşlendi; Çin, Meksika ve Kanada ile gümrük gerilimleri yalnızca rakamlara değil, tedarik zincirlerinin nabzına da yansıdı. Aynı dönemde ABD Venezuela hattında yükselen tansiyon, Karayipler ve Pasifik’te yürütülen operasyonlarla birlikte bölgesel kırılganlığı artırdı.
Ortadoğu’da ise İsrail Hamas çatışması ateşkesle yavaşlasa da, bölgenin derin fay hatlarını görünür kılmaya devam etti. İran’ın nükleer programı üzerinden tırmanan gerilim ve askeri hamleler, küresel güvenlik ajandasını yeniden sertleştirdi. Rusya Ukrayna savaşı ise hâlâ çözülemeyen bir yara olarak dünya gündemindeki yerini korudu; Hindistan Pakistan hattındaki sürtüşmeler ve Güney Kafkasya’daki gerginlikler tabloyu daha karmaşık hale getirdi. Kamboçya ve Tayland arasındaki çatışma bölgeyi gerdi.
2025 yalnızca siyasi değil, toplumsal bir hareketlilik yılıydı. Asya, Afrika ve Latin Amerika’da genç kuşakların düşük yaşam standartlarına, sansüre ve yolsuzluğa karşı yükselen sesleri; dünyanın geleceğinin sokaktan laboratuvara, tarladan dijital ağlara yayılan bir mücadeleyle şekilleneceğini hatırlattı. Sudan’daki iç savaşın yarattığı insani dram ise uluslararası vicdan için ağır bir sınav oldu.
Diğer yandan teknoloji, ekonominin ve siyasetin görünmez aktörü haline geldi. Yapay zekâ artık üretimden medyaya, güvenlikten tarıma kadar her alanda oyunun kuralını değiştiren bir güç.
Çin, kritik mineraller ve nadir toprak elementlerinde attığı stratejik adımlarla tedarik zincirlerini yeniden tanımlarken; enerji dönüşümünün yeni anahtar kavramı olarak “yeşil hidrojen” yükseldi.
Fransa'daki Louvre Müzesi'nde yaşanan ve ileride filmlere konu olacağını düşündüren soygun, yıla damgasını vuran olaylardan biriydi. Ve elbette iklim. Seller, dolu, fırtınalar, kuraklık ve yangınlar, Kaliforniya’daki Eaton yangını bunların çarpıcı örneklerinden biri bize doğanın artık sabrının sonuna yaklaştığını açıkça gösterdi.
2026: Belirsizlikten fırsata doğru bir yol arayışı
2026’ya girerken dünya, bir eşikte duruyor. Küresel ekonomi hâlâ mali risklerin gölgesinde, merkez bankalarının gevşeme politikaları geçici bir nefes mi, yoksa yeni bir kırılmanın habercisi mi henüz net değil. Ticaret savaşlarının olası “ateşkesi” piyasaları kısa süreli rahatlatabilir ancak üretim ve tüketim dengelerinde kalıcı bir değişimin sinyalleri çoktan veriliyor.
Trump’ın gümrük vergilerine yönelik çalışmalarının ve bunun tüketiciye yansıyan bedelinin, piyasaları ve siyasi tartışmaları yeniden hareketlendirmesi bekleniyor.
ABD’nin çok taraflı küresel sağlık işbirliğinden çekilmesi ve 2026 da küresel sağlık sisteminin daha az kaynakla çalışmak zorunda kalacağı kesinleşen bir durum.
2025’in son dönemlerinde yaşanan ABD ve Çin ile ticaret savaşı ateşkesi ne gibi gelişmelere yol açacağı gözlemlenecek. Tüm bu gelişmelerin küresel ekonomiye etkisi önemli. İngiliz hükümetinin ABD ile Avrupa arasında bir denge kurmaya çalışmasının devam edip etmeyeceği merak konusu. Kritik mineraller ve nadir toprak elementleri artık yalnızca enerji dönüşümünün değil, jeopolitik rekabetin kalbi olmaya devam edecek.
Avrupa, Asya ve Körfez ülkelerinin, enerji dönüşümü için gerekli olan kobalt, bakır ve diğer mineralleri güvence altına almak için gösterdikleri çabalar nedeniyle önümüzdeki yıl maden kaynaklarından dolayı Afrika’nın yeniden şekillenmesi gündeme gelecek. Bu durum endüstriyel tedarik zincirlerinin yeniden şekillenmesine, genç işsizliğine ve ekonomik dalgalanmalara neden olabilir.
Çin, yeşil hidrojende ve elektrikli araçlarda hızla liderlik konsolide ederken; bir yandan da düşük büyüme ve deflasyon tuzağıyla mücadele ediyor. Özellikle Çin; elektrikli araçların geleneksel benzinli araçlarla fiyat açısından ciddi bir şekilde rekabet edebileceğini gösteriyor ve Çin küresel temiz enerji liderliğini avantaja çevirmek için ciddi adımlar atmaya hazırlanıyor.
Elektrodevlet kavramı (elektrik-odaklı enerji jeopolitiği gibi) ortaya çıktı. Enerji piyasaları yeni gündemlerle yeniden şekillenecek gibi. Ortadoğu’da barış girişimleri “algı yönetimi”nin ötesine geçebilecek mi? Hindistan–Pakistan ve Kafkasya’daki gerilimler bölgesel çatlakları büyütecek mi? Latin Amerika’nın siyasi dalgalanmaları toplumsal kırılganlığı derinleştirecek mi? Bu soruların yanıtları yalnızca diplomasi masalarında değil, sokaktaki gençlerin taleplerinde de saklı.
Merak edilen diğer bir konu; Bangladeş ve Nepal de gençlik önderliğinde gerçekleşen hareketlerin tüm dünyaya yayılması olacak mı olmayacak mı?
Geçtiğimiz yıl dünyada hukukun üstünlüğü bir sınavdan geçti ve Gazze’deki çatışmaya verilen cevap ile Ukrayna’ya verilen cevabın aynı olmaması temel insan hakları ve insanı ilkelerden uzaklaşıldığını gösterdi. Trump yönetiminin tehdidi altında Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin İsrail'e yönelik kararının kanıtını sağlamak için yola çıkan Küresel Güney’deki ülkelerden oluşan ve yeni bir ittifak olan ve Filistin destekçisi dokuz ülke (Belize, Bolivya, Kolombiya, Küba, Honduras, Malezya, Namibya, Senegal ve Güney Afrika) Hollanda'nın idari başkenti Lahey'de Ocak 2025’te yapılan toplantıda Lahey Grubu'nu kurdu. Bu ittifakın hem ticari hem ekonomik hem de savaş suçlarına karşı neler yapabileceği 2026 içinde gözlemlenecek.
Dünya; Rusya-Ukrayna savaşının 2026 yılında da hala en önemli konular arasında başlarda olmaya devam edeceğinin merakı içinde.
Ve bütün bu tablonun merkezinde iklim ve su duruyor. 2026, yalnızca ekonomik hesapların değil; yaşamın, üretimin ve gıda güvenliğinin geleceğini belirleyecek bir iklim eşiği olacak.
Umudu nerede aramalıyız?
Bunca belirsizliğe rağmen dünya yalnızca krizlerle tanımlanmıyor. Temiz enerji yatırımları hızlanıyor, yarışın olumsuz etkilerine rağmen, asıl fayda yapay zekâyı bir tehditten çok akıllı bir üretim aracı olarak şekillenmeye başlıyor, toplumlar adalet ve şeffaflık talebini daha yüksek sesle dile getiriyor. Tarımdan sanayiye, finanstan kültüre kadar her alanda daha dayanıklı, daha adil, daha sürdürülebilir modeller için güçlü bir arayış var.
2026’nın bize öğreteceği belki de şu olacak: güç, sadece silahlarda, rezervlerde ya da büyüme oranlarında değil; işbirliğinde, bilgide, doğayla uyumlu bir gelecek kurma iradesinde.
Ve insanlık bu iradeyi göstermeye hazırsa, kriz yılları birer dönüm noktasına dönüşebilir.