2026 yılında kredi politikası
Kredi büyümesinin milli gelir, cari açık ve enflasyon üzerinde önemli etkileri var. Olması gerekenden yüksek kredi büyümesi ekonomik aktiviteyi canlandırırken cari açığı ve enflasyonu yükseltiyor.
2008 yılındaki küresel kriz sonrasında dış kaynağın bol olduğu dönemde hızlı kredi büyümesi sayesinde Türkiye çift haneli büyüme oranları yakalamıştı. Bunun sonucu olarak yıllık 80 milyar dolara yaklaşan cari açık ile karşılaşan ekonomi yönetimi cari açığı sürdürülebilir seviyelere çekebilmek için alternatif politikalar üretmeye başladı.
Çünkü kredi büyümesini düşürmek için faiz yükseltildiğinde daha fazla dış kaynağı ülkeye çekiyor, bu da hem TL’nin değerlenmesine hem de finansal koşulların daha fazla gevşemesine neden oluyordu. Bu çerçevede makroihtiyati tedbirler gündeme geldi. Bir başka deyişle, kredi büyümesini kredinin fiyatı olan faiz üzerinden değil de arz üzerinden kısıtlama politikaları devreye girdi. İlk etapta zorunlu karşılık politikaları yolu ile kredi arzı kontrol edilmeye çalışıldı. Benim de arasında olduğum ekonomistlerin yaptığı çalışmanın sonuçları bu tür makroihtiyati politikaların kredi büyümesini yavaşlattığını gösteriyor.
Zaman içerisinde kredi büyümesini kontrol etmek amacıyla alternatif politikalar üretildi. Mevcut durumda hem TL hem de döviz kredilerinin arzını kontrol amaçlı sıkı bir makroihtiyati çerçeve uygulanıyor.
Mevcut kredi büyüme dinamikleri
Toplam kredilerin, kur etkisinden arındırılmış, yıllık büyüme hızı %30’un biraz üzerindedir. Yıllık enflasyonun %31 seviyelerinde olduğu düşünülürse 2025 yılında reel kredi büyümesinin sıfıra yakın olduğu söylenebilir. Kur etkisinden arındırılmış ticari kredi büyümesi %28 seviyelerindeyken tüketici kredisi büyüme hızı %43 seviyelerindedir. Enflasyon ile karşılaştırdığımızda ticari kredilerin reel olarak daraldığı, tüketici kredilerinin ise reel olarak %12 arttığı söylenebilir.
Geçtiğimiz yıla göre reel kredi büyümesi olmasa da son yıllarda kredilerin milli gelire oranı giderek düşüyor. Kredilerin milli gelire oranı 2020 yılında %70 iken, 2022 yılında %49, 2024 yılında %36’ya düşmüş. Bu durum kredilerin gelire göre küçüldüğünü, bir başka deyişle gelirin borca göre daha hızlı artığını gösteriyor. Bu gelişme borçluluğun düşmesi açısından olumlu algılanabilir. Fakat finansal sistemin büyüklüğü ve büyüme kompozisyonunu destekleme açısından gelişmenin olumlu olmadığı söylenebilir. Bu köşede daha önce kaleme aldığımız “Kredi Kompozisyonu 10 Yılda Nasıl Değişti” başlıklı yazımızda kredilerin sektörel dağılımını incelemiştik. O yazıda gösterdiğimiz üzere konut kredilerinin toplam krediler içindeki payı 2015 yılında %9,8 iken 2025 yılının başında %3,2’ye gerilemiş. Bu durumun konut sahipliğini desteklemediği ortada. Bu örnekte de görüldüğü üzere kredi daralmasının önemli ekonomik ve toplumsal etkileri var.
TL’nin istikrarlı seyrettiği dönemlerde döviz kredisi kullanmak cazip hale geliyor. 2025 yılında %36 seviyesine çıkan yıllık döviz kredisi büyümesi son dönemde makroihtiyati politikaların etkisi ile %12,7’ye geriledi. Bizim 2026’ya dair ilk senaryomuzda döviz kredilerinde bir miktar yavaşlama öngördük ve yıllık %8,3’lük bir artış varsaydık. Sepet kurun yıllık %22,5 arttığı ve krediler/GSYİH oranının sabit kaldığı durumda TL kredi artış hızı %10, toplam kredi artışı %18.5 olarak gerçekleşiyor. Bu senaryoda krediler/GSYİH kısıtı nedeniyle TL kredi artış hızının oldukça yavaş olduğu ve toplam kredilerin reel olarak daraldığı gözleniyor. Bu senaryoda TL kredilerin büyüme hızını artırabiliriz, bu durumda da döviz kredilerinde daralma söz konusu oluyor. Bir başka deyişle, kredi/GSYİH oranının sabit tutarsak ya da düşürürsek ciddi bir kredi daralmasına ihtiyaç var.
Alternatif olarak toplam kredilerin reel olarak sınırlı miktarda arttığı 2025’e benzer bir senaryo düşünebiliriz. Yine döviz kredilerinde %8,3’lük, sepet kurda %22,5’lik yıllık artış varsayalım. Toplam kredilerin %25 arttığı senaryoda TL kredi artış hızı %21’e yükseliyor ve kredilerin milli gelire oranı iki puan artarak %38,5’e yükseliyor. Sonuç olarak; kredi/ GSYİH oranındaki düşüşte daha fazla alan kalmadığını, 2026 yılında bir miktar artış yaşanabileceğini düşünüyoruz. Yılın ilk yarısında mevcut kredi kısıtlarının devam edeceğini, yılın ikinci yarısında ise kredi kısıtlarının hedefli olarak TL krediler lehine bir miktar gevşetilebileceğini değerlendiriyoruz.