2026’da bizi neler bekliyor?
Dünya ekonomisinin ve siyasetinin yeni bir döneme girdiği artık gözle görülür bir hale geldi. 2000’li yılların başında başlayan tek kutuplu dünya düzeni artık son buluyor.
ABD artık dünyanın tek süper gücü değil. Fakat artık dünya süper gücünün karşısında İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra olduğu gibi tek bir süper güç yok. Artık çok kutuplu bir dünya düzeni var. O dönemde gelişmekte olan ülke ekonomileri çok zayıfken şimdi birçok gelişmekte olan ülkenin ekonomisi çok daha güçlü ve dünya ekonomik düzenine eklemlenmiş vaziyette.
Yeni dünya düzenini şekillendiren gelişmelerden bir tanesi de otomasyon, elektrikli otomobil teknolojileri ve yapay zeka. Bu yeni teknolojilerin kullandığı hammaddeler ve ihtiyaç duyduğu insan kaynağı yine uluslararası ticari ilişkileri şekillendirir hale geldi. Başkan Trump göreve geldiği ilk dönemlerde Çin’e karşı çok daha hasmane bir tavır sergilerken Çin’in elindeki nadir metaller kartını masaya koyması ile birlikte Başkan Trump’ın Çin’e karşı dış politikası yumuşadı.
Başkan Trump göreve gelmeden önce Rusya ve Ukrayna arasındaki savaşı bir gecede bitireceğini iddia etti. Oysa bu iddia gerçeklerden oldukça uzak. Bu iki ülke arasındaki savaşı iki tarafında da kaybetmeye tahammülü yok. Böyle bir durumda adil bir barış ihtimali zor görünürken savaşın uzama ihtimali artıyor.
Avrupa birlik içi sorunlar ve politik belirsizlikler ile uğraşırken diğer taraftan Avrupa malları için Çin rekabeti giderek daha fazla keskinleşiyor. Almanya’nın lokomotif sektörlerinden olan otomobil sektöründe üretimin 2019 yılına göre %25 düşmüş olması durumun vahametini gösteriyor. ABD’nin AB’yi askeri alanda yalnız bırakması AB için ayrı bir sorun haline geldi.
Bu gelişmelere ek olarak ABD’nin Tayvan üzerinden Çin ile karşı karşıya gelmesi zaman meselesi olarak görülüyor. ABD’nin Venezüella kıyılarına yaptığı askeri yığınak bu bölgede ayrı bir jeopolitik fay hattı oluştuğuna işaret ediyor. Orta Doğu’daki jeopolitik gelişmelerin Türkiye üzerindeki etkisi ise daha yüksek. Bu bölgedeki barış çabaları sürmekle birlikte Tarihsel olarak bu bölgede ilişiklerin kırılgan olduğu da bir gerçek.
Ekonomi ve finansal piyasalar
2025 yılı yukarıda bahsettiğimiz jeopolitik gelişmelere ve risklerdeki artışlara rağmen ekonomik büyüme açısından olumlu geçti diyebiliriz. Yüzde üç civarında büyüyen bir küresel ekonomimiz var.
MSCI küresel endeksi %20 artarken MSCI gelişmekte olan ülkeler endeksi %28,6 arttı. Buna karşılık 2024 yılı sonuna göre altının ons fiyatı %70,8 artış gösterdi. Madem dünya ekonomisi jeopolitik açıdan bu kadar sorunlu bir dönemde geçiyor ve gelecek dönem bir çok belirsizlik içeriyor tüketicilerin iyimserliği ve hisse fiyatlarındaki artış neye işaret ediyor? Bu kritik sorunun cevabı 2026 ve sonrasının da trendlerini belirleyecek.
Bize göre küresel ekonomi birden fazla şok ile karşı karşıya. Jeopolitik gelişmeler ekonomik aktivite açısından olumlu sayılmasa da teknolojik gelişmeler açısından ilginç bir dönemden geçiyoruz. Yapay zeka ve onun getireceği değişim ile şirketlerin daha karlı olacağı, bu şirkete sahip olanların hızla zenginleşeceği beklentisi var. Google ve OpenAI gibi şirketlerin şöhret basamaklarını hızla tırmanması diğer yatırımcıların iştahını kabartıyor.
Hanehalkları da bu fırsatları görüp yatırımlarını bu alana yönlendiriyorlar. Acaba yapay zeka vadettiği karlılıkları sağlayabilecek mi? Bu sorunun cevabı henüz netleşmedi. Fakat yapay zeka gibi teknolojilere yatırım yapanların belirsizliklere rağmen tüketime daha fazla katkı verdiği söyleyebilir.
Türkiye’yi ne bekliyor?
Dünyada bu gelişmeler yaşanırken Türkiye ekonomisini nasıl bir yıl bekliyor? Öncelikle sıkı para politikasının devam edeceğini yapılan iletişimlerden anlıyoruz. Fakat politika sıkılığının yılın ikinci yarısında, ilk yarısına göre, bir miktar azalacağını tahmin ediyoruz. Kamu maliyesinde 2026 yılında olumlu gelişmeler görmemiz mümkün. Büyüme güçlü seyretmekle birlikte sektörel ayrışmalar devam edecek.
Savunma sanayi ve çevresindeki sektörlerin 2026 büyümesine daha fazla katkı yapacağını düşünüyoruz. Ücret artışlarının sınırlı tutulması 2026 yılında talebi de baskılayacaktır. Kredi koşullarında bir gevşeme olmadığı sürece iç talebin 2025’e göre zayıf kalma ihtimali yüksek görüyoruz. Cari açık konusunda risk görünmüyor. Küresel ekonomik gelişmeler ise ihracata dayalı büyüme için 2026’nın çok uygun bir yıl olmadığına işaret ediyor.