250'nci yaş gününde ABD kurumsal meşruiyet sorunu

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

BARIŞ SAZAK
Yönetim Danışmanı

ABD bağımsızlığının 250. yılını kutlarken, kurumsal bağlamda çift başlılık söz konusu. Kongre'nin 10 yıl önce partiler üstü bir çerçevede kurduğu “America250” komisyonuna bağış yapmak isteyenlere, Beyaz Saray'ın kurduğu “Freedom 250” banka hesap bilgileri verilmiş. Washington'da yaşanan bu ikilik, kâğıt üstünde bir bütçe anlaşmazlığı gibi görünse de dünyanın farklı başkentlerinde giderek yaygınlaşan bir eğilime işaret etmekte.

ABD Kongresi 2016 yılında, ülkenin 250. yıl dönümü­nü kutlamak üzere Ameri­ca250 adıyla bilinen bir komisyon kurdu. Obama imzasıyla, yönetim kurulunda hem Cumhuriyetçi hem Demokrat isimlerin yer aldığı ko­misyon, bilinçli olarak partiler üs­tü bir kimlikle tasarlandı. Amaç, ülkenin kuruluş anlatısını herhan­gi bir siyasi kampanyanın parça­sı hâline getirmeden, on yıl süren bir hazırlık takvimine yaymaktı. Bu on yıl boyunca yerel etkinlikler­den ulusal konserlere, eğitim prog­ramlarından gezici sergilere kadar geniş bir portföy inşa eden kuru­mun başkanlığını, Obama dönemi Hazine Bakanı Rosie Rios üstlenir­ken; kurul üyeleri arasında her iki partiden eyalet yöneticileri, tarih­çiler ve iş dünyası temsilcileri bu­lunmaktaydı.

Başkan Trump ikinci dönemin­de göreve başladıktan birkaç gün sonra farklı bir yol izledi. Başkan­lık kararıyla Beyaz Saray bünyesin­de konuyla ilgili bir çalışma grubu kuruldu ve geçen aralık ayında ka­mu-özel ortaklığıyla Freedom 250 adlı yapı tesis edildi. Freedom 250, National Park Foundation'ın ta­mamına sahip olduğu bir limited şirket olarak kuruldu. Kurumun tek çalışanı, Trump'ın ilk döne­minde Dışişleri Bakanlığı'nda gö­rev yapmış iş insanı Keith Krach. Yönetimde Trump'ın 2024 kam­panyasının danışmanlarından Ch­ris LaCivita gibi isimler bulunuyor. Demokratların iddiasına göre bu kuruluş, Trump yönetiminin Ame­rica250'yi kendine yakın isimler­le doldurma girişimlerinin başarı­sız kalmasının ardından, alterna­tif olarak devreye sokuldu. Kongre denetiminden bağımsız, doğrudan yürütmenin kontrolünde bir yapı elbette bilinçli bir kurumsal tercih.

America250 kendi programını Washington dışına, eyalet ve şehir düzeyindeki etkinliklere yaymayı tercih ederken, Freedom 250 baş­kentte görünürlüğü yüksek etkin­liklere odaklanmış durumda. Bu iş bölümü resmi bir anlaşmadan zi­yade, gücün fiilen nerede toplandı­ğının bir yansıması.

Usulsüzlük iddiası

Temsilciler Meclisi Doğal Kay­naklar Komitesi'nde Demokrat kadronun hazırladığı ve "Kibirden Çılgınlığa" (From Vanity to Insa­nity) başlığını taşıyan ra­por, iki kurum arasındaki gerilimi sıradan bir büt­çe anlaşmazlığının ötesi­ne taşımakta. Rapora göre, America250'ye bağış yapmak is­teyen bazı kişilere kendilerinden habersiz şekilde Freedom 250'nin banka hesap numaraları verilmiş. Demokratlar bu durumu tele-do­landırıcılık ve hayır amaçlı bağış toplama usulsüzlüğü kapsamında değerlendiriyor.

Geçen yıl kabul edilen bütçe pa­ketiyle 250. yıl kutlamalarına 150 milyon dolar ayrılmıştı. Ameri­ca250 bunun 100 milyon doları­nı almayı beklerken, Hükümetten yalnızca 25 milyon dolar aktarıl­dığı ortaya çıktı. Buna karşılık Na­tional Park Foundation'a, Free­dom 250'yi desteklemek üzere 68 milyon dolar yönlendirildi Freedom 250'nin limited şirke­ti statüsü, federal kurumlara uy­gulanan ihale, muhasebe ve şeffaf­lık kurallarının dışında kalması­nı sağlarken, ortaya demokratların tabiriyle mali yönden bir kara kutu çıkarmakta.

Elde somut örnekler de var. America250'nin "Freedom Tru­cks" projesi için aldığı federal hibenin Freedom 250'ye devre­dilmesi, isim benzerliği yüzün­den bazı sanatçı ve sponsorla­rın hangi kuruma bağış yaptığını dahi ayırt edememesine yol aç­mış. Boeing, Palantir, United Air­lines gibi şirketlerin iki kuruma birden sponsor olması da bu be­lirsizliği derinleştiriyor. Rapor ayrıca kuruluşun eski DOGE ça­lışanlarını istihdam ettiğini, si­yasi amaçlarla veri topladığını ve CEO Krach'ın Davos'ta yaban­cı yetkililerden doğrudan bağış talep ettiğini iddia ediyor. Free­dom 250 sözcüsü Danielle Alva­rez, iddiaları partizan bir karala­ma olarak nitelendirip reddetti ve America250'nin on yılda so­mut bir sonuç ortaya koyamadı­ğını savundu.

Tarihsel arka plan

Ulusal kutlamaların siyasi güç tarafından şekillendirilmesi yeni değil. Sovyetler Birliği'nde dev­rimin yıl dönümleri, tek parti ay­gıtının kendisini meşrulaştırdı­ğı merkezi ritüellere dönüştürül­müştü. Kızıl Meydan'daki geçit törenleri, devletin ideolojik anla­tısıyla iktidarın kişisel otorite­sini aynı görün­tüde birleştiri­yordu. Monarşi­lerde de taç giyme yıl dönümleri ben­zer biçimde sarayın propaganda takvimine ek­lemlenmişti. Ama bu tarihsel ör­neklerde ortada rakip, alternatif bir kurum yoktu. Devletin kendisi zaten tek bir merkezdi. Bugünkü modellerde partiler üstü bir ku­rum önceden zaten var. Yeni olan, bu kurumu kapatmak yerine ikin­cil, sadakat temelli bir kurum in­şa etmek. Bu, otoriter rejimlerin klasik tekelci yönteminden fark­lı, çoğulcu sistemlerin içine sızan daha inceltilmiş bir strateji.

Benzer bir eğilim Brezilya ve Polonya örneklerinde de görül­müştü; Bolsonaro döneminde ka­mu iletişim bütçesinin devlet ku­rumlarından çok, hükümete yakın dijital kanallara kaydığı, Polon­ya'da ise PiS iktidarı sırasında ka­mu yayıncılığının ve kültür fonla­rının parti çizgisine yakın vakıfla­ra aktarıldığı raporlanmıştı. Her iki örnekte de iktidar değişikliğiy­le birlikte bu yapıların bir kısmı tasfiye edildi ya da yeniden düzen­lendi. Bu da alternatif kurum mo­delinin kalıcılığının, büyük ölçüde seçim sonuçlarına ve yargının ba­ğımsızlığını koruyup koruyama­dığına bağlı olduğunu gösteriyor.

Küresel kalıp

Bu hikâyeyi yalnızca bir Washin­gton entrikası olarak okumak ek­sik olur. Son on yılın siyaset bilimi literatürü, güçlü liderlerin iktida­ra geldiklerinde bipartizan ya da bağımsız kurumları doğrudan lağ­vetmek yerine, onların yanına pa­ralel bir yapı kurmayı tercih ettiği­ni gösteriyor. Liderci bir partinin yasama çoğunluğuyla birleşmesi, yürütmenin gücünü hızla merkezi­leştirmesinin önünü açan en güçlü göstergelerden biri. Hem dünyada hem Washington'da yaşanan da bu örüntüyle uyumlu bir vaka.

Benzer bir mantık Macaris­tan’da Orban dönemiyle birlikte "Ulusal İşbirliği Sistemi (NER)" ile sivil inisiyatiflerde alternatif platformların desteklenmesiyle işletildi. Bu eğilime Hindistan da örnek teşkil etmekte. 2020'den bu yana Yabancı Katkı Düzenleme Yasası (FCRA) üzerinden 19 bin­den fazla sivil toplum kuruluşunun lisansı, yurt dışı kaynaklı fon akta­rımı gerekçesiyle iptal edildi. Bu­nun karşılığında "Make in India" çizgisine yakın yerli kuruluşlar güçlendirildi. Burada amaç bağış toplamaktan ziyade bağımsız ya­pıyı önce güvenilmezlik zeminine oturtup, sonra sadakat temelli al­ternatifi büyütmek. Nitekim Hin­distan hükümeti bu süreci ulusal güvenlik ve ekonomik kalkınma­nın korunması gerekçesiyle savun­makta. Tıpkı Freedom 250 sözcü­sünün eski kurumu "başarısız" ilan etmesi gibi. Rusya'da da benzer bir eğilim, "yabancı ajan" mevzuatı ve devlet destekli vakıflar aracılığıy­la yıllardır işletiliyor. Hiç şüphe­siz eski yapıları tamamen bağımsız olarak nitelendirmek de çocuksu bir varsayım. Buradaki amacım da­ha çok benzer eğilimleri ortaya çı­karmak.

ABD örneğini farklı kılan, bu ka­lıbın demokratik kurumların nis­peten hâlâ güçlü olduğu bir ülkede, bir kongre raporuyla belgelenmiş olması. Yani süreç hâlâ görünür, hâlâ tartışılabilir durumda.

Bu görünürlük, sistemin sağlı­ğına da­ir önem­li bir ipu­cu veriyor. Bir demok­raside pa­ralel kurum modelinin varlığı tek başı­na çöküşün kanıtı değil. Amerikan siste­minde muhalefetin bir ko­mite raporu üretebilmesi, basının bu raporu geniş biçimde işleyebil­mesi ve kurumların birbirini ka­muoyu önünde yalanlayabilmesi, alternatif yapının en azından şef­faflık baskısı altında kalmaya de­vam ettiğini göstermekte. Bu bas­kının bir siyasi sonuca, yeniden yapılanma ya da yargısal sürece dönüşüp dönüşmeyeceği ise bü­yük ölçüde önümüzdeki ara seçim sonuçlarına bağlı olacak.

Tocqueville, “Amerika'da De­mokrasi” eserinde Amerikalıla­rı merkezi iktidarın despotizmin­den koruyan şeyin anayasa değil, birbirinden bağımsız binlerce gö­nüllü dernek olduğunu yazmıştı. Ancak günün sonunda demokrasi­nin en temel aracı seçimlerin erte­lenmeden tekrarlanması, toplum­sal katmanların farklı anayasal ku­rumlarda temsil edilmesi. Bu her şeye rağmen sistemin ana sigor­tası. Sürekli kişi ve parti bazında yenilenen kontrol ve denge meka­nizmaları (bağımsız yargı, serbest basın, çok taraflı denetim) ne ka­dar güçlüyse, iktidarın rant devşir­me kapasitesi o kadar sınırlı kalır. ABD'nin tarihsel olarak kapsayıcı kurumların en gelişmiş örneği sa­yılması da bu yüzden.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.132,06 -0,28 %
Dolar 47,8984 0,03 %
Euro 55,5025 0,18 %
Euro/Dolar 1,1578 0,07 %
Altın (GR) 6.722,34 0,71 %
Altın (ONS) 4.416,45 0,92 %
Brent 89,4360 2,54 %