3 Temmuz’da enflasyon açıklanacak, milyonlarca emeklinin cebine yansımayacak
3 Temmuz’da haziran ayı enflasyon verisi açıklanacak. Böylece SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı emeklileri ile memur ve memur emeklilerinin altı aylık enflasyon farkları belli olacak.
Kamuoyunda buna çoğu zaman “emekliye zam” deniliyor. Ancak doğru ifade “zam” değil, enflasyon farkıdır.
Çünkü zam, kişinin satın alma gücünü artıran ilave bir artıştır. Enflasyon farkı ise geçmiş altı ayda fiyatlar arttığı için kaybedilen satın alma gücünü telafi etmeye yöneliktir. Yani daha fazla ürün alabilmek için değil, aynı ürünü yeniden alabilmek için verilen bir farktır.
Ancak temmuz ayında milyonlarca emekli açısından daha büyük bir sorun ortaya çıkacak. Enflasyon farkı açıklanacak, emekli aylıklarına kâğıt üzerinde yansıyacak; fakat yaklaşık 4,7 milyon emeklinin cebine aynı şekilde yansımayacak. Bugün en düşük emekli aylığı 20 bin liraya tamamlanıyor. Ayrıca dul ve yetim aylığı alanlar, hisseleri oranında bu tutarın da altında aylık alabiliyor. Bu nedenle sorun yalnızca 20 bin lira alan emeklileri değil, dul ve yetim aylığı alan milyonlarca hak sahibini de ilgilendiriyor.
Buradaki temel mesele kök aylık ile tamamlanan aylık arasındaki farktır
2019 yılına kadar Türkiye’de “kök aylık” ya da “tamamlanan aylık” tartışması bu kadar gündemde değildi. Bir kişi çalışma hayatı boyunca hangi prime esas kazanç üzerinden çalışmışsa, adına ne kadar prim yatırılmışsa emekli aylığı da buna göre belirlenirdi. Açıklanan enflasyon farkı da doğrudan bu aylığa yansırdı. Ancak yıllar içinde emekli aylıkları o kadar geriledi ki, en düşük emekli aylıklarının belirli bir tutara tamamlanması uygulaması başladı. İlk olarak bin lira olarak başlayan en düşük emekli aylığı, bugün 20 bin liraya kadar yükseltildi.
Sorun da tam burada ortaya çıkıyor
Temmuz ayında SSK ve Bağ-Kur emeklileri için yaklaşık yüzde 18 civarında altı aylık enflasyon farkı oluşması bekleniyor. Ancak bu oran doğrudan 20 bin liralık tamamlanan aylığa uygulanmıyor. Enflasyon farkı önce emeklinin kök aylığına uygulanıyor. Eğer kişinin kök aylığı enflasyon farkı eklendikten sonra hâlâ 20 bin liranın altında kalıyorsa, bu kişi yine 20 bin lira almaya devam ediyor.
Yani emeklinin aylığı sistemde artmış görünüyor; fakat cebine giren para değişmiyor.
Örneğin kök aylığı 16 bin lira olan bir emekliye yüzde 18 enflasyon farkı uygulandığında kök aylığı 18 bin 880 liraya yükselir. Ancak bu tutar hâlâ 20 bin liranın altında kaldığı için emekli yine 20 bin lira alır. Bu kişi açısından enflasyon farkı vardır, ancak bu fark temmuz ayında cebine yansımaz.
En düşük emekli aylığının artırılabilmesi için ayrıca yasal düzenleme yapılması gerekiyor. Bu tutar otomatik olarak artmıyor.
Temmuz takvimi de bu nedenle önem taşıyor. Emekli aylıkları 17 Temmuz’dan itibaren ödenmeye başlanıyor. Bu nedenle en düşük emekli aylığını artıracak yasal düzenlemenin temmuz ödemelerine yetişmesi oldukça zor görünüyor.
Büyük olasılıkla milyonlarca emekli temmuz ayında yine 20 bin lira almaya devam edecek. Yasal düzenlemenin ağustos ayında yapılması halinde ise yeni en düşük emekli aylığı uygulanacak ve temmuz ayında alınamayan fark geriye dönük olarak ödenecek. Ancak asıl üzerinde durulması gereken konu bu değildir. Bir ülkede her altı ayda bir “En düşük emekli aylığı kaç lira olacak?” sorusu tartışılıyorsa, aslında ortalama emekli aylıklarının yeterliliği tartışılamıyor demektir.
Aynı şekilde çalışma hayatında sürekli asgari ücret konuşuluyor, ortalama ücretler ve çalışanların satın alma gücü konuşulmuyorsa, bu da gelir dağılımı ve refah düzeyi açısından önemli bir göstergedir. Gelişmiş sosyal güvenlik sistemlerinde tartışılan konu en düşük emekli aylığı değil, emeklilerin yaşam standartlarını koruyacak ortalama aylık düzeyidir. Benzer şekilde güçlü ekonomilerde asıl gündem asgari ücret değil, çalışanların ortalama ücret seviyeleri ve refah artışıdır.
Türkiye’nin de her ocak ve temmuz ayında en düşük emekli aylığını konuşan bir sistemden çıkıp, emeklilerin ödedikleri primlerle hak ettikleri aylıkları ve bu aylıkların yaşam standartlarını ne ölçüde koruduğunu tartışan bir yapıya geçmesi gerekiyor. Aksi halde her altı ayda bir enflasyon farkı açıklanacak, yasal düzenleme beklenecek ve milyonlarca emekli aynı soruyu sormaya devam edecek: “Enflasyon farkı belli oldu, peki neden cebime yansımadı?”