42 markayı aynı çatı altına nasıl topladı?

Sadi Özdemir
Sadi Özdemir EKONOMİDE SAĞDUYU sadi.ozdemir@dunya.com

10 yıl önce tanıştığımızda Türkiye’nin Call Center (çağrı merkezi) Kralı unvanını hak ediyordu. Çünkü dev firmalar için ‘anahtar teslimi’ kurduğu çağrı merkezlerinde çalışanların sayısı o günlerde bile 30 binin üzerindeydi. Mod Tasarım Yönetim Kurulu Başkanı Ercan Sicim’den bahsediyorum. Sektöründeki birçok iş insanı, COVID-19 salgınının kötü günlerinde ‘salgın bitse de evden çalışma kalıcı olur, ofislere dönüş çok zor’ derken radikal bir adım attı ve Aralık 2020’de Seyrantepe’de 2.500 metrekarelik bir bina tutup ‘ofiste her şey’ projesini hayata geçirdi. Ofis tefriş projelerinde iş yapan bütün bileşenlerin en iddialı markalarını bu çatı altına davet etti. İlk günlerde 20 marka ‘ben varım’ derken, şu anda ikisi kendi markası olmak üzere 42 marka Ercan Sicim’in kurduğu ‘ofiste her şey’ çatısı altında iş yapıyor. Sicim’e, “Bu fikir sürdürülebilir mi” diye soruyorum. “Burada, Yıldız Entegre’den, Hafele’ye, Technopc’den, Mitsubishi’ye, 42 marka olduk. Mimarlar geliyor, projeleri için her şeyi buluyor ve anlaşıp uyguluyor. Markalar, kendilerine ait alanda kendi elemanlarını çalıştırıyor. Yakında bu binada 3.000 metrekareye çıkıyoruz ve bir tane de Ankara ya da İzmir’de açabiliriz” diyor. Daha çok start up girişimlerle özdeş gördüğümüz ‘paylaşımlı ofis’ modelini bir sektörün bileşenleri için uyarlamış ve inanılmaz bir sinerjiyle karşılaşmış.

AKUSTİKTE DEVRİM YAPAN ÜRÜNÜ İSRAİL İSTİYOR

Yıldız Teknik’te Endüstri Mühendisliği okurken mobilyacı babası Ali Sicim ile birlikte çalışan Ercan Sicim, askerden geldikten sonra 2000 yılında kendi işini kurup çağrı merkezleri ve açık ofislere özel üretimlere başladı. Bu alanda çok sayıda patent ve faydalı model geliştirdi. Eski günlerdeki gibi ‘icatlar, yeni ürünler var mı’ diye soruyorum. “COVID-19 Salgını sırasında normal, hibrid ya da evdeki ofislerde en önemli sorunun ‘akustik’ olduğu ortaya çıktı. Biz de bunun için bir materyal ve ürün geliştirdik. Mobilyaya, zemine, aydınlatmaya ya da tavana uygulayabiliyoruz. Çok büyük iki holdingimizin bu konudaki hibrid ofis ihtiyacının tek çözüm ortağı olduk. Bu ürünü 3 yıl önce geliştirmiştik, şimdi yerini buldu. Akustik markamız Fales, kendi başına 3 milyon lira ciroya ulaştı, 7 milyonluk siparişimiz var. 2022’de 15 milyon lira bekliyoruz. İsrail ve Gürcistan bayilik istedi” diyor. Malzemenin ‘gümüş iyonlu polyester elyaftan keçe’ olduğunu ve bu malzemeyi üreten makineyi de kendilerinin geliştirdiğini anlatıyor ve ekliyor, “Yakında akustik giydirilmiş mobilya üretimine de başlıyoruz.”

MARKA DEĞERİ NASIL SERMAYE OLDU?

Ercan Sicim’in, markalaşma konusunda da ilginç bir eyleme imza attığını öğreniyorum. “Bir markamız ve onun da ticarette önemli bir değeri olduğuna inanıyorduk ama Türkiye’de bu pek işe yaramıyordu. Arkadaşlarla oturduk ve ‘asıl sermayemiz markamız, bu konuda ne yapabiliriz’ diye tartıştık. Marka ve patent iş ortağımız Marpataş’ın çabalarıyla sonunda markamızın değerini mahkeme yolu ile tespit ettirdik. 2017’de Asliye Hukuk’ta dava ve bilirkişi yoluyla markamızın 4 milyon lira değere sahip olduğu kararlaştırıldı. Endüstriyel tasarım değerlerimizi aynı yolla tescilledik ve sermaye rasyomuz değişti. Sermayemiz 600 bin TL’ydi şu anda 10 milyon TL. Biz bu konuda içtihat oluşturmuşuz. Diğer markalar da bu yolu kullanıyor.”

Kur garantisi varken ‘enflasyona karşı koruma’ ne anlama geliyor?

En az 3 ay vadeli yatırılacak TL mevduata ‘kur ve altın garantisi’ verilmesinden sonra şimdi de yine TL mevduatı için ‘enflasyona karşı koruma’ sağlayacak yeni uygulamadan bahsediliyor. Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi Başkanı Prof. Dr. Göksel Aşan, bu konudaki ilk açıklamayı yapan isim oldu. Belki ‘kur garantisi varken buna ne gerek var’ diyebilirsiniz. Ancak, kurlar hareketli olduğunda tamamen gündemden çıkan bir konu var. Bazı dönemlerde kur durgunlaşır ve hem enflasyondan hem de faizden daha az getiri sağlayabilir. Örneğin, TL mevduatınızı kur garantili olarak 3 ay vadeli yatırdınız. Kurlar yakın zamanda zaten yeteri kadar yükselmişse önümüzdeki 3 ay boyunca dolar zayıflayabilir hatta TL değer kazanabilir. Bu durumda bankada yıllık yüzde 14-16 arası faizle 3 ay vadeli kur garantili hesap açtınız ve bu 3 ayda dolar yerinde saydı ya da TL karşısında enflasyondan daha az değer kazanabildi. Banka size yüzde 14 faizle hak ettiğiniz 3 aylık nemayı ödeyecek. Ancak aynı 3 aylık dönemde enflasyon yüzde 18 olduysa kendinizi kandırılmış hissedersiniz ve bir daha kur garantili TL mevduatta kalmak için isteksiz olabilirsiniz. Aynı senaryo altın için ve katılım bankalarındaki kar payı hesapları için de geçerli. Esas olarak tasarrufun telaşı ‘enflasyon karşısında erimemek’ olduğuna göre bu konuda da bir garanti verilmesi TL mevduata dönen ya da dönmeyi düşünen vatandaşa ‘paranı ister kur ister enflasyon garantili yatır. TL mevduatta kalırsan her halde ve şartta reel kayba uğramamanı garanti ediyorum’ denmiş olacak.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar