“67” yazılır “altı-yedi” diye okunur: Z kuşağının enflasyonu ve hayat pahalılığı

“Bir anda brrt diye dö­nüyor iş, biliyorum adam bitiyor (aman Tan­rım). 6-7, otoyolda bastım geçtim (bip bip). Skrrt— (bip bip bip).” Doot-Doot, Skrilla

İngilizce “slop” sözcüğü, The Economist tarafından 2025 yılının kelimesi se­çildi. Z kuşağının gündelik dilinde hızla yayılan bu tür kavramlar, yalnızca kelime dağarcığı­nın değil, algı biçiminin de değiştiğini gösteriyor. Aynı bağlamda “67” ifade­si, genç kuşak için yapay zekâ kaynak­lı karmaşayı ve hayat pahalılığı his­sini birlikte çağrıştıran sembolik bir dile dönüşmüş durumda. Yeni yılın ilk editoryallerinden anlaşıldığı üze­re, “hayat pahalılığı” ya da daha doğ­ru ifadeyle “affordability”, artık sade­ce bir iktisat terimi değil; hissedilen, paylaşılan ve hızla yayılan global bir deneyim alanı.

Z kuşağının sanal yaşam tercihleri, küresel iktisadi düzen üzerinde kay­da değer etkilere yol açıyor. ABD ve İngiltere başta liberal dünyanın önde gelen ekonomileri, bu kuşağın davra­nışlarını dikkatle izliyor. Çünkü fiyat artışlarının yönetimi, artık yalnız­ca maliyet kalemleriyle değil; tercih­ler, beklentiler ve algılarla birlikte ele alınmak zorunda. Yeni yaşam biçimi, yeni bir uyum ihtiyacını da beraberin­de getiriyor.

Filtrelenen küresel gerçeklik: Türkiye’de gürültü ve algı

Türkiye’de COVID sonrası global trendler yerel gürültüye maruz kaldı. Küresel dinamikler çoğu zaman filt­relenerek algılandı; bu durum iç pi­yasadaki etkilerin sağlıklı okunması­nı zorlaştırdı. Olgular iç politika ter­cihlerine mal edilmeye çalışıldı. 2021 sonrası Ukrayna savaşıyla ortaya çı­kan arz şokları yalnızca Türkiye’ye özgü değildi. Yüksek gıda fiyatları bu­gün gelişmiş ve gelişen ülkelerin ta­mamında ortak bir sorun alanı.

Mamafih kırmızı et başta gıda fiyat­ları, ABD doları bazında gelişmiş ül­kelerde 2017’den bu yana belirgin bi­çimde yükseldi. Kur etkisinden arın­dırıldığında dahi pek çok temel ürün tarihsel açıdan zirve seviyelerde. Tam da bu noktada eski nesillerden, Türk Dil Kurumu’nun ifadesiyle “su küçü­ğün, söz büyüğün” atasözünün gerek­tirdiği mesafe ve sükûnet beklenirdi. Algının hızlandığı dönemlerde sözü ağırdan almak çoğu zaman daha öğ­reticidir. Bugünün gençleri hızlı ko­nuştukları için değil, hayat hızlandı­ğı hâlde kendilerini anlatacakları ka­dar dinlenmediklerini düşündükleri için sesi yükseltiyor. Kendilerine söz verilsin değil, kulak verilsin istiyorlar.

Zihinsel kopuş riski: Market fişleri ne söyler, ne söylemez?

Sosyal medyada dolaşıma giren market fişleri bu tartışmanın görü­nür yüzü hâline geldi. Mart 2017’de 306,91 TL olan bir alışveriş sepeti bu­gün 6.091,45 TL’ye ulaşıyor. Bu artış, TÜİK gıda fiyatları endeksiyle karşı­laştırıldığında uyumsuz değil: endeks aynı dönemde 320,51’den 4.426,48’e çıktı. Fişin işaret ettiği artış (aylık %2,9), genel eğilimle (aylık %2,5) ör­tüşüyor. Başka bir ifadeyle fişler ölçü­mü çürüten değil, patikayı teyit eden gözlemler sunuyor.

Şunu da anlamak gerekiyor ki sos­yal medya, insanların gündelik ha­yatta geride kaldıklarını hissettik­leri noktayı görünür kılan bir anlatı biçimidir. Büyükşehirlerde hayat pa­halılığının ülke ortalamasının yak­laşık %12 üzerinde seyretmesi de bu çerçevede tamamlayıcı işlev görüyor. Mesele, fişlerin “gerçeği ifşa etmesi” ya da “istatistiği yalanlaması” değil; fiyat artışlarının hangi bağlamda ve hangi zaman ufkunda okunması ge­rektiği.

Bu tür gürültüler ve çelişkiler, özel­likle gençlerin küresel eğilimlerle kurduğu bağı zedeliyor. Dünya ile en­tegrasyonun derinleşmesi gereken bir dönemde algı katmanları kalınlaşıyor. Ortaya çıkan aksama ekonomik değil, zihinsel bir kopuş riskine işaret edi­yor. Bu tablo, uluslararası yatırımcıla­rın özel sektöre ilişkin temkinli duru­şuyla da örtüşüyor.

Veri konuşur, algı yayılır: Ocak – mart yüksek enflasyon süreci

Bu noktada gürültü ile veri arasın­daki fark netleşiyor. Algı hızla yayılı­yor; veri ise daha yavaş ama daha tu­tarlı konuşuyor. Aralık verileri tarih­sel desenle uyumluydu. Gıda tablosu da aynı çerçeveyi işaret ediyor: Ara­lık 2025’te gıda fiyatları %1,96 artar­ken tarihsel ortalama %2,05 seviye­sinin altında kaldı. Meyve grubu yine yılı deflasyonla kapattı (2025: %-3,2; tarihsel ortalama: %-1,9). Gıda dâhil ana kalemlerde olağan dışı bir davra­nış yok.

Veriler, olasılık dağılımları ve is­tatistiki desenler sürpriz yapma­yı sevmez. Şimdi sırada tarihsel açı­dan yüksek enflasyon ayı var: Yeni yıl zamlarıyla ocak. Öncü göstergeler ocak ayına %3,5–%4 bandında baş­landığını gösteriyor. Geçen yıl %5’ti; 2021 sonrası ortalama %7,4. Mevcut seyir, yılın başında yıllık enflasyonu %30’un altına taşıyabilecek bir pati­kaya işaret ediyor. Merkez bankası, %25 trend ile Aralık başından beri sa­vunduğumuz eğilimi doğruluyor. Ye­rel ekonomistler terste kalmıştı.

Şubat ayları genellikle zamların sindirildiği, daha düşük oranların iz­lendiği bir eşik oluşturur. Ramazan ayının bu yıl Mart’a denk gelmesi, ha­va koşullarıyla birlikte gıda fiyatlarını daha hassas bir zemine taşıyor. Tarih­sel veri setinde ocak–şubat–mart dö­neminde gıda enflasyonu, manşetin iki katı hızla artar; ocakta %4’ü aşkın, şubatta %3’e yakın, martta ise %2 ci­varı artışlar bu nedenle şaşırtıcı de­ğildir. Antalya’da olası sel riski, yaş sebze için ek bir belirsizliktir.

Yeni kutup yıldızı: Nisan verisi, 4 Mayıs pazartesi “Star Wars” günü

Enflasyon birikimli bir süreçtir. Yı­lın başında yüksek gelen aylık veri­ler, yıl patikasını şekillendirir. Ancak özellikle gıda fiyatlarının, yılın ilerle­yen aylarında devreye giren kendi iç düzeltme mekanizmaları vardır. Yaz aylarında ortaya çıkan telafi kapasi­tesi, kış aylarında yükselen fiyatların önemli bir bölümünü geri alabilir. Bu nedenle yılın tamamına dair resim, ancak bahar ayları tamamlandığında netleşir.

Tam da bu nedenle enflasyonun ka­deri, 4 Mayıs pazartesi “Star Wars” günü açıklanacak nisan verisiyle be­lirginleşecektir. Nisan, yeni kutup yıl­dızıdır. O tarihe kadar gürültü arta­cak, karamsar yorumlar çoğalacak ve özellikle gıda kaynaklı fiyat artışla­rı manşetleri dolduracaktır. Oysa bu yorumların anlamlı olabilmesi için ocak–şubat–mart döneminde üst üs­te, güçlü ve kalıcı bir gıda dışı enflas­yon görmemiz gerekir. Bugün itiba­rıyla veriler bunu söylemiyor. Resmi patika yerinde duruyor.

“67” yazılır “altı-yedi” diye okunur: Z kuşağının enflasyonu ve hayat pahalılığı - Resim : 1

Sonuç: Sel yüzeyde, kök derinde

Bugün geldiğimiz noktada enflasyo­nun hem düzeyi hem de eğilimi olağan seyrinde ilerliyor. Bu “olağanlık”, önü­müzdeki kış aylarının kolay geçeceği anlamına gelmiyor; ancak tartışmanın sağlıklı bir zeminde yürütülebilmesi için zamanlamanın doğru okunması gerektiğini hatırlatıyor. “Doot Doot”, Skrilla imzalı, kalıcılıktan çok zama­nı tüketen bir parça. Mesajdan ziyade mikro anların enerjisini taşır. Tekrar­lı ve yalın yapısı, Z kuşağı estetiğin­de az sözle anlık etki kurar. İşte bu da The Economist ve takipçilerini “slop­timist” kılar. Çünkü sel geçtiğinde in­sanlar tutunacak kök ararlar.

Yazara Ait Diğer Yazılar