AB üyeliği sürecindeki kazanımları kaybetmek mi, sürdürmek mi?

Servet YILDIRIM
Servet YILDIRIM Ekonominin Halleri servet.yildirim@dunya.com

Türkiye’nin en önemli dış meselesi Avrupa Birliği ile ilişkileri rayına oturtmak ve 25 yıllık Gümrük Birliği’ni yenilemektir.

Kim ne derse desin, gümrük birliği iki tarafa da yaradı. Yani tam bir kazan-kazan durumu oldu. Bu sürede karşılıklı ticaret hacmi defalarca katlandı. AB Türkiye’den aldığından çok daha fazlasını sattı. Ama Türk sanayii de bu dönemde ciddi bir rekabet gücü kazandı. Gelinen noktada ise çeyrek asır önce imzalanan anlaşma zamanın gerisinde kaldı, yenilenme ihtiyacı ortaya çıktı. Aslında yenilenme konusunda yıllar önce iki taraf arasında bir mutabakat zaptı da imzalanıp, yol haritası bile çıkarıldı. 2015 Kasım ayındaki zirve kararlarında güncellenme konusu vardı. Hatta 2016 sonuna doğru resmi müzakere başlatılmasından söz ediliyordu. Ama sonrasında ilerleme kaydedilemedi.

Upgrade ya da modernizasyon adları da verilen bu güncellemeyle gümrük birliğinin kapsamı genişletilecekti. Tarım ve hizmetler de dâhil edilecekti. Türk firmaları AB’deki dev kamu alımları pazarından pay alabilecekti. AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarına Türkiye otomatik olarak taraf olacaktı. Ankara AB’nin ilgili karar alma mekanizmalarında yer alacaktı. Türk mallarının taşınmasıyla ilgili bir liberasyona gidilecekti.

Daha önce de çok yazılıp çizildi. AB’nin bu yenilemeye bizim kadar niyetli olmadığı söylendi. Gerçekten de AB yenileme konusunda bizim kadar istekli değil. Ancak buna rağmen bu noktada Türkiye ısrarlarını sürdürmelidir.

AB’ye küsüp “Biz kendi yolumuza gideriz” demek çözüm değil. Çünkü Türkiye, toplam dış ticaretinin neredeyse yarısını AB ile gerçekleştiriyor. İstikrarlı ve büyük bir pazar. Bazı Ortadoğu ve Afrika pazarları gibi bir yıl iyi, 2 yıl kötü değil. Bizim için olduğu kadar AB için de Türkiye önemli. AB’nin en büyük 6’ncı ticaret partneriyiz. Toplam ticaretlerinin yüzde 4’ünü bizimle gerçekleştiriyorlar. Sadece ticaret değil, sermaye girişinde de Avrupa büyük ve istikrarlı kaynak. Türkiye’ye giren sermayenin üçte ikisi AB’den kaynaklanıyor. Türkiye’de 16.000’den fazla Avrupa sermayeli şirket var.

Geçen hafta DÜNYA’nın sorularını yanıtlayan İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde yaşadığı durağanlık durumuna dikkat çekerek, “Üyelik müzakerelerinin durması ve Gümrük Birliği’nin güncellenememesi kazanımlarımızda da gerilemeye yol açıyor” diyordu. Aslında önemli bir uyarıydı. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması, Paris İklim Anlaşması’nın onaylanmaması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmaması gibi adımlarla kendisini gösteren uluslararası sisteme tepkisel duruşun da Türkiye’nin yalnızlaşması ve gelişmelerin gerisinde kalmasına yol açabileceğini söylüyordu.

Oysa Avrupa Birliği bizim için fırsattır. Tüm siyasi sorunlara rağmen AB ile ileri entegrasyon çabası sürdürülmelidir. Avrupa’nın uzak komşusu olmaktansa tam ya da imtiyazlı ortağı olmak çıkarımıza bir adımdır.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Neden başaramadık? 13 Nisan 2021