ABD medyasında kılıçlar çekildi, asıl başkanlık kavgası medya arenasında

Garbis KEŞİŞOĞLU
Garbis KEŞİŞOĞLU DÜNYA'DA MEDYA gkesisoglu@gmail.com

Önümüzdeki kasım ayının 3’ünde yapılacak olan Amerikan Başkanlık Seçimi’nde, çarpışan iki aday Trump ve Biden’ın görüntüleri ardındaki asıl seçim mücadelesi, medya arenasında... İki adayın televizyon ekranlarında karşılaştığı ilk yüz yüze tartışmada Başkan Trump'ın “Hepsi senin yanında” sözüyle isyanının altında işte bu gerçek yatıyor.

Trump’ı destekleyen FOX Haberler’e karşı Biden’in takımı çok güçlü...

Amerika’nın iki önemli ulusal gazetesi The New York Times ile The Washington Post, iki yıldan beri Trump’ın tekrar seçilmemesi için Amerikan medyasında bugüne kadar görülmemiş şekilde taraf tutarak muazzam bir algı operasyonu gerçekleştiriyorlar.

Medya dünyasının devleri Trump’ın karşısında

New York Times ile Amazon’un milyarder sahibi Jeff Bezos’un şahsi malı olan Washington Post, tarafsızlıklarını tamamen bir kenara bırakarak, Trump’ın yaptığı müsbet işleri bile karalamaktan geri kalmıyorlar. İki gazete, mevcut başkana düpedüz savaş açan yayın politikalarıyla yeni aboneler kazanmaları sayesinde gelirlerini tahmin edilemeyecek miktarlarda artırmaya devam ediyor. Tabii bu noktada, özellikle pandemide toplumun manipüle edilmemiş haber arayışının öne çıkmasına karşın, nasıl olup da böylesine yanlı yayıncılığın pirim yapabildiği çelişkisi, ayrı bir analizi gerektiriyor! Konumuz çerçevesinde püf noktalarına aşağıda değineceğiz.

Genel durum şöyle: Deneyimli bir politikacı olmayan, olaylara devlet adamı gibi değil de her zaman iş adamı perspektifinden bakan, en ciddi konularda bile tweet atmaya bayılan Trump’ın beyanlarındaki tartışmalı kısımlar, adeta cımbızla ayıklanıyor ve büyüteç altına alınarak Amerika halkına dev aynasında takdim ediliyor.

Trump karşıtı cephe, ırkçı damgasıyla vuruyor

“Tarafsızlık ilkesi “ kavramını arşive kaldıran The New York Times ve The Washington Post dışında Joe Biden’ı kayıtsız şartsız destekleyenler arasında şu medya kuruluşları var: Los Angeles Times ve Boston Globe gazeteleri, Time dergisi, kablolu yayın yapan CNN, MSNBC kanalları ile Bioomberg, Politico, Huffpost gibi dijital haber portalları.

Bloomberg’in milyarder sahibi, eski New York Belediye Başkanı Michael Bloomberg, Biden için çok önemli olan kritik eyaletlerden Florida’da bu adayın kazanabilmesi İçin şahsi servetinden 100 milyon doları gözünü kırpmadan feda etti.

Trump’a karşı medya önderliğinde gerçekleştirilen algı operasyonu, şu ana kadar başarılı olmuş durumda... “Trump’ı devirmek için her yol mübah” prensipinden hareketle yöneltilen “ırkçılık” damgası etkili oldu.

Yak, yık, yağmala... yeter ki Trump gitsin!

Demokrat parti içinde, Vermont senatörü Bernie Sanders’in başını çektiği aşırı sol fraksiyonlar, anarşist grupların da katkısıyla, siyahların sorunlarını ön plana alarak düpedüz yağmalıyor, yakıp yıkıyor, fakat medyanın çok büyük bölümü bu tabloyu ya görmezden geliyor, ya dönüp yine Tramp’ı suçluyor.

Oregon eyaletinde Portland, Washington eyaletinde Seattle, Kaliforniya eyaletinde San Francisco şehirlerinde gösteri adı altında dükkanları yakıp yıkmadan önce yağmalayanların, polisin müdahale için biber gazı sıkmasını bile Amerika çapında mesele yapmaları, medyanın önemli bölümü için haber değeri taşımıyor! Varsın işyerleri yakılsın, yeter ki Trump gitsin! Tablo buyken, polise verilen bütçenin kısıtlanması, hatta Minneapolis’te olduğu gibi polis teşkilatının kaldırılarak yerine “sosyal yardımcılar” getirilmesi tartışılıyor. Ve tabii bütün bunların “siyahi hakları için” yapıldığı öne sürülüyor.

Yakılan ve talan edilen iş yerlerinden söz etmeye kalkışmak ise ırkçılık suçlamasıyla bastırılıyor ve sözde barışçı gösterilere saldırı sayılıyor.

Yağmalayana kefalet desteği, yağmalanan sahipsiz

Demokrat valiler tarafından yönetilen eyaletlerde polis tarafından gözaltına alınanların serbest bırakılmaları için ödenecek kefaletler, demokrat iş insanları tarafından finanse ediliyor. Demokratların Başkan Yardımcısı adayı, Jamaika’lı bir baba ile Hindistan’lı annenin kızı, oldukça sol eğilimli Kamala Harris bile, talancıların serbest bırakılmaları için kefalet finansmanına yardımcı oluyor. Beklenen o ki, eğer seçimi kazanırsa yaşlı Biden, bir süre sonra büyük ihtimalle sağlık sorunlarını bahane ederek koltuğunu işte bu yardımcısına bırakacak. Medya, şu sırada Biden- Harris ikilisini Amerika’nın kurtarıcısı olarak lanse ediyor... O kadar ki, pandemiyi bu ikilinin yeneceğine bile halkı inandırmaya çalışıyor.
Yakılan, tahrip edilen, talan edilen iş yerlerinin fotoğraf veya videolarını ise CNN ve MSNBC kanallarında görmek mümkün değil.

Medya, asıl görevinin tersini yapıyor; ne uğruna?

Yıllardır “tarafsız yayıncılığın, basın özgürlüğünün beşiği” diye lanse edilen Amerika medyasının bu durumu, sağduyulu çevrelerde “endişe verici” bulunuyor: Sırf Trump gitsin diye yağmacılıktan bile medet umabilen, ülkeyi ikiye ayıran bir medya!.. Oysa medyanın asıl işi hiç kuşkusuz, yaşanan hikâyeleri olduğu gibi, kendi gerçekliği içinde, çarpıtmadan tüketiciye iletmek olmalı... Ve elbette ülkedeki herkesin huzur içinde yaşamasına, sorunların sadece diyalogla çözülmesine katkıda bulunmak... Ne var ki, seçilebilmek için anarşist ve aşırı sol fraksiyonlara yeşil ışık yakılmasına kamuoyu adına tüm kesimlerden önce karşı çıkması gereken medya, Amerika’da inanılmaz bir gözü kapalı yandaşlıkla tersini yapmaya devam ediyor.

Bu arada bir soru, giderek büyüyerek seçim sonucunu bekliyor: “Biden kazanırsa, yandaşı medyanın ödülü ne olacak?”

Alman medyası da Trump’a karşı

NATO ‘ya gereken katkıda bulunmadıkları gerekçesiyle Trump tarafından sürekli eleştirilen Almanlar da inanılmaz ölçüde “Amerikan karşıtı” politika uyguluyor. Tasarruf nedeniyle Alman tankları, askeri helikopterleri ile hücum botları, parça eksikliği yüzünden neredeyse hareket edemez durumda; çünkü Alman hükümeti tasarruf kaygısıyla askeri harcamaya yanaşmıyor. Alman medyası ise bu durumu görmezden gelerek demokratların kervanına katılıp Trump’a kırmızı kart gösteriyor.

“Irkçı” ülkeye siyahi akını!

Amerika’ya “ırkçı” diyenlerin sayısı, Demokratların kampanyaları sayesinde artıyor. Aslına bakılırsa, Amerika’daki siyahlar arasındaki işsizlik COVID-19’dan önce tarihteki en düşük düzeyde idi. Kaldı ki, Amerika’ya gelmek isteyen siyahilerin sayısı her yıl artıyor:
2020 yalında, yeşil kart lotaryasına 47 Afrika ülkesinden 9 milyon 200 bin kişi müracaat etti. Trump yanlıları, bu duruma şöyle bir kinayeli yorum getiriyor: “Anlaşılan, milyonlarca Afrika’lı, ırkçı bir ülkede yaşamak için yarışıyor!“

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar