ABD-Türkiye ilişkilerinde 2022 bir fırsat penceresi olabilir mi?

Serbest Kürsü
Serbest Kürsü

Hakan AKBAŞ

Ticari Diplomat

ABD-Türkiye ilişkileri açısından 2022’ye umutla girdim. Madeleine Albright’ın sohbetlerimizde dediği gibi; ben de, “sıkça endişelenen bir iyimserim”. Hem de 2022 için daha da şiddetli. Neden mi? Öncelikle, ilişkiler geçen yıl o kadar dibe vurdu ki; iki eski müttefikten artık daha kötüsünü beklemiyorsunuz. Çok önemli üç sebebi daha var. İlki; Türk dış politikasındaki yeni açılımlar. İkincisi; 2022’de ABD ve Türkiye’nin reelpolitikleri. (iç siyasette Biden’ın ara seçimleri, Erdoğan’ın erken gelebilecek seçimleri var.) Üçüncüsü ise; dış siyasette dünyada, ABD ve Türkiye için ortak tehdit: Çin-Rusya-İran üçgeni.

Ankara, dış politikada 2021’nin ikinci yarısından başlayarak peş peşe normalizasyon adımları atmaya başladı. Yaklaşmakta olan seçimlerin iç siyasetteki ağırlığı ve ekonominin gidişatı nedeniyle Türkiye’nin, Orta Doğu’da Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan başta olmak üzere yurt dışından gelecek sermaye ihtiyacı var. ABD ile ilişkileri de bu kotaya koymak mümkün. Zira ABD’nin Türkiye’nin en büyük 5 ticaret ortağından biri. Aynı zamanda Amerika ile ilişkiler de tansiyon arttığında, doların ateşi yükseliyor ve bu kor Türkiye’nin CDS risk priminden, halkın sofrasına kadar yansıyor.

ABD’nin dış güvenlik paradigmasında da değişim var. Çin ve Rusya, ortak rakipleri Biden liderliğindeki Sam Amca’ya karşı, askeri, siyasi ve diplomatik işbirliği kararı aldılar. Her ne kadar orta vadede Rusya ve Çin bir ortaktan daha çok rakip olsalar da, konjonktör ikisini işbirliğine mahkûm etti. Çin’e karşı Tayvan’da, Rusya’ya karşı Ukrayna ve Doğu Avrupa ve Baltık’ta, ABD’nin işi daha zor. Orta Doğu’da P5+1 Nükleer Anlaşması’na bir türlü imza atmayan İran atom bombasına artık daha yakın. İran’ın nükleer silahlanmasından İsrail’den Türkiye’ye hiçbir bölge ülkesi memnun değil.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti, 2023 yılında yapılacak genel ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken anketlerde geriden geliyor. Ekonomide hızlı bir düzelme yaşanırsa; Türkiye’de 2022’de bir erken seçim senaryosu süpriz olmaz. ABD’de ise, seçilmesinden bir yıl geçmiş olmasına rağmen Biden; anketlerde %40 lara düşen kamuoyu desteği ile, Kasım 2022 ara seçimlerinde, hem 9 sandalye farkıyla tuttuğu Temsilciler Meclisi, hem de, sadece bir fark ile aldığı Senato’yu kaybetmeye gidiyor. Bu çerçevede; İki lider içeride işler bu kadar zorluyken dışarıda yeni risk ve cephe açmak istemiyor.

Ankara’nın Murat Mercan’ın siyasi tercih aday olarak Washington DC’ye büyükelçi atanmasına ABD’de Biden yönetimi, eski Senatör Jeff Flake ile cevap verdi. Afrika’ya tayini çıkan Satterfield’in yerine gelen Flake Ocak 2022’de görevinin başında olacak. Kurumsal angajman ve politika odaklı siyaset döneminde hem Mercan hem de Flake’in siyasi nüfuzları ikili ilişkilerde 2022’de önemli bir fırsat penceresi açmıştır. Cumhuriyetçi eski Senatör Flake Senato’da Biden’dan biraz daha güçlü durumda. Zira; Demokratlara ilave olarak Cumhuriyetçilerin de en az yarısı kendisini destekliyor. Ancak bu profildeki büyükelçiler dönemdinde ikili ilişkiler hızla düzelebileceği gibi tam tersi de mümkün. Biden’ın ekipler ve politikalar üzerinde yürüyen kurumsal ilişkiler döneminde Flake’in alabileceği bazı insiyatifler olabilir.

Beştepe’nin dış politikada aklı olan İbrahim Kalın; Erdoğan ve Biden’ın üzerinde mutabık kaldığı bütün konularda bir istişare mekanizma kurulması ve işleyişine ilişkin Ankara’nın Washington’a bir mektup gönderdiğini açıklamıştı. “Biz pozitif bir gündemle ortak sorunları çözmek için savunma sanayinden terörle mücadeleye, ticaretten bölgesel konulara kadar her alanda karşılıklı çıkar ilişkisine, saygıya dayalı bir ilşkinin geliştirilmesi için elimizden gelen çabayı göstermeye devam edeceğiz.”

Ankara açısından 3 temel mesele var: İlki; PYD- YPG’ye Suriye’de verilen ABD desteği. Trump’tan bu yana, Suriye ve ABD çok değişti. DAEŞ’in kökü kazındı. Suriye’de Esad liderliğinde yeni bir sayfa açılıyor. Ne Esad kaybetti ne de muhalifler kazandı. ABD’nin sadece Kürtleri destekleyerek Rusya’ya karşı Suriye’de çözümün içinde olması mümkün değil. Suriye sınır ötesi operasyonuna havadan izin vermeyen Rusya’ya karşı Ankara’nın eli kolu bağlı. Kaldı ki; Ukrayna’da Kremlin’in karşısında yer alan Ankara her an İdlib’ten yeni bir göç dalgası ile karşılaşabilir. Suriye ve Irak’ta ABD ve Türkiye’nin hem Rusya hem de İran’a karşı çıkarları Kuzey Suriye’deki bir avuç terör örgütüne destek vermekten daha önemli hale gelmiştir.

İkinci konu ise; Türkiye’nin Rus jetini düşürdükten sonra Kremlin tarafından ‘kan parası’ olarak almak durumunda kaldığı S400 füze savunma sistemleri ve bunun sonucunda Washington tarafından mazur kaldığı, ağır ve adil olmayan CAATSA yaptırımlarıdır. NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip olan Türkiye, kurucusu olduğu F35 platformundan çıkartılmış, 1.5 milyar dolar ödeyerek teslim alması gereken ilk siparişleri teslim alamadığı gibi henüz para iadesi de olmamıştır. Türkiye’nin verdiği siparişin iki katı büyüklüğünde S400 sistemleri satın alan Hindistan lideri Modi, geçen Ekim’de Putin’in ülkeyi ziyaretinde adeta gövde gösterisi yapmıştı. CAATSA adında bir kanun var ise; her suça eşit şekilde uygulanması beklenir. ABD Ankara’yı Orta Doğu’daki cüretkar ve özgür dış politikasından dolayı cezalandırıp en ağır ve haksız şekilde Savunma Sanayi Başkanlığına yaptırım uygulamak, F35’ler ve hatta 50+ yaşındaki F16 uçaklarının yedek parçalarını bile vermeyerek cezalandırmıştır. Türkiye aleyhine en sert konuşmaları yapan ABD Dış ilişkiler Komitesi Başkanı Bob Menendez’den başlayarak ABD Kongresi üyeleri, Çin’e karşı Hindistan’ın desteğine ihtiyaç duydukları ve ülkenin çıkarları için aynı CAATSA yaptırımlardan muafiyet getirilmesini istediler. Aynı senatörler Suriye ve Kırım’dan sonra Ukrayna’yı işgal etmeye hazırlanan Rusya’ya karşı tek başına kalan NATO üyesi Türkiye hakkında aynı suç için en ağır yaptırımları oylayıp kabul etmemişler miydi? ABD’nin çıkarları NATO üyesi Türkiye’yi ekonomik ve askeri yaptırımla zayıflatmak, Rusya’ya karşı hava kuvvetlerini zayıf düşürmek midir? Kaldı ki; Rusya’nın her an Ukrayna’yı işgal edeceği konuşuluyor. 2021 Haziranda Biden ve Erdoğan’ın; 2030 vizyonu çerçevesinde NATO’nun güneydoğu kanadında Türkiye’nin jeostratejik önemininin altını çizdiklerini de unutmayalım. Ankara da S400’leri satın aldı ancak hangi düşmana karşı kullanılacağı belli değil. NATO değil. Etrafımızı saran Rusya hiç değil. O zaman S400’lerin Azerbeycan ya da Kuzey Kıbrıs’a gönderilmesi ya da bir hangarda kilitlenmesi bu yangının külü olacaktır. Türkiye’nin alternatif olarak istediği son jenerasyon F16 uçakları ve eskileri için modernizayon kitleri hemen Ankara’ya verilmelidir. Bütçesi ve sürdürülebilirliği sürekli sorgulanan F35 programından çıkmış olmak şu anda TSK açısından Avrupa’dan alternatiflerine bakmak için tarihi bir fırsat vermiştir.

Üçüncü konunun ise; ABD’deki FETÖ yapılanması olduğu açıklandı. Son aylarda sıkça liderinin öldüğü ile ilgili haberlerin çıktığı bu örgüte son 5 yılda büyük darbe vuruldu. ABD’de de bir dönem Ankara’nın tüm lobi kapasitesini devrettiği grubun artık etkisini kaybettiğini düşünüyorum. Türkiye Trump döneminde ilişkiler, iki liderin direkt ilişkisi üzerinden gidiyordu ve Biden’ın seçilmesine kadar gelişen süreçte Türkiye -Temsilciler Meclisi – Senato üçgeninde karşılıklı hasmane tavır ve dilin hakim olduğu bir dönem oldu. İsrail ile bozulan ilişkiler sonrasında Yahudi lobileri nötr kaldı. S400’lerden sonra savunma sanayi çıkar grupları ve STK’lar Ankara aleyhinde politikalar izlediler. Karabağ kriziyle Ermeni lobisi, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs tansiyonuyla Rum lobisi Türkiye aleyhine daha saldırgan faliyetlere girdiler. FETÖ ise bunların taşeronu olarak varlığını devam ettirmek istedi. 2022’de ise konjonktör değişti: ABD’nin çekilmesiyle artık bölge ülkeleri aralarındaki anlaşmazlıkların yüküne razı değil. Sorunlar çözülmedi ama donduruldu; Ermenistan ile Türkiye yeni normalleşme sürecine başlıyor. Yunanistan ve Güney Kıbrıs Mavi Vatan kararlılığı sonrası geri adım attı. Netanyahu’nun seçimi kaybetmesiyle Tel Aviv ile Ankara liderler seviyesinde de normale dönmek üzere. FETÖ sonrası ABD’deki Müslüman toplumu ile ilişkilerine önemli yatırım yapmış Ankara’nın atması gereken yeni adımlar arasında ülkedeki siyasetçi, ekonmist, sanatçı, sprocu, yazar, iş insanı Türk disaporasını ideolojiye bakmaksın örgütlemek, kartvizitine ABD-Türkiye yazan tüm Türk STK’larındaki lider ve yönetim kurulu kadrolarını yenilemek, Kongre’de her senatöre dokunacak şekilde profesyonel lobi kapasitesi kurmak, bu konuda etkili firmaları işe alıp önerdikleri stratejileri dinlemek ve icra etmektir. Yeni büyükelçi Murat Mercan’ın bu alandaki çabaları övgüye değer.

Türkiye’nin son dönemdeki dış politika da normalleşme seferberliğinin arkasında ekonomik pragmatizm doğrultusunda ihracatı arttırmak olduğu da aşikar. Türkiye’nin son yıllarda ilk 5 ticaret ortağı arasına giren ABD ile ilişkilerin yaklaşık 20 milyar dolardan 5 kat daha fazla büyütülmesi 2022’de en büyük fırsattır. Çin ile kıyasıya ticaret savaşı güden ABD’nin uluslarası şirketlerinin tedarik zincirinin daha fazlası Türkiye’den geçmelidir.

2022 yılı eski iki müttefiki reeelpolitik nedeniyle hiç olmadığı kadar birbirine adeta mahkum etmiştir. Yeni atanan kıdemli, nüfuzlu, dengeli ve pragmatik büyükelçiler her iki ülkede yaşanacak seçimler döneminde içine kapanacak iki lider arasında diyaloğu ve çözümleri hızlandırabilir. 2022 taraflar için bir fırsat yılı olmalıdır.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Balona nefes vermek… 22 Mayıs 2022