ABD ve güç yanılsaması

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

İnsanlık tarihi bü­yük güçlerin bek­lenmeyen yenilgi­lerinin temel se­bebinin yanılgılar olduğunu gösteren örneklerle doludur. Napolyon’un Rusya seferi de, Hitler’in Sovyet toprakla­rındaki Barbaros­sa harekâtı da, ABD’nin Viet­nam savaşı da, SSCB’nin Afga­nistan işgali de hep aynı hesap hatasından kaynaklıdır: “Güç yanılsaması”. Sınırsız bir gü­ce sahiplik iddiasıyla her şe­yi yapmaya kadir ve hak sahibi olduğunu düşünen büyük güç­lerin politik arenada içine düş­tüğü paradoksal durum budur. Kontrolsüz güç, gerçek bir güç değildir ve sahibini de yakan bir ateşe dönüşmesi şaşırtıcı değildir.

ABD’nin İran’a karşı İsrail ile birlikte yürüttüğü savaş da as­keri sonuçlarından ziyade güç sarhoşluğundan kaynaklanan stratejik hatalarıyla hatırlana­cak gibi görünüyor. Hazır hem Pakistan’da devam eden ateş­kes görüşmeleri hem de savaş bir mola vermişken şu hatalar silsilesine bir bakalım derim.

Öncelikle ABD’nin bu süreç­teki en büyük yanılgısı, İran’ı yalnızca on yıllardır süren yap­tırımlar altında zayıflamış bir ekonomi ve sıradan bir aske­ri güç olarak görmesi oldu. İki güç arasındaki kağıt üzerinde görülen olağanüstü farkın pra­tikte de aynı netlikte sonuçla­nacağını zannetti. Oysa Carl von Clausewitz’in ifadesinde­ki gibi “savaş bir belirsizlikler alanıydı; bilgi çoğu zaman yan­lıştı ve önyargılar hataya açık­tı”. Zayıf tarafların her zaman sahaya süreceği, sürmek zo­runda olduğunu önceden bildi­ği farklı enstrümanlar hazırla­mış olması tahmin edilebilirdi. 3-4 gün, bilemedin bir iki haf­ta süreceğini düşündükleri bir savaşta, karşılarına aylarca sü­rebilecek bir askeri donanım­la çıkan İran’ın ürettiği psiko­lojik üstünlük, ABD yönetimi­ni çatlatarak hata üzerine hata yapılması sonucunu doğurdu. Belirli bir aşamasında da, ABD içerisinde kara kuvvetleri ko­mutanı dâhil 12 generalin gö­revden alınmasıyla sonuçlanan bir komuta-yönetim sorununu açığa çıkardı. İran’da beklenen rejim değişikliğinin ABD’de gerçekleştiğine dair iddialar dünya kamuoyunda eğlence konusu haline geldi. Matema­tiksel üstünlüğün karmaşık ve çok katmanlı bir savaşın sisi­nin altında görünmez hale gel­mesi, Vietnam’dan yeterli dersi çıkartmamış olanlara yeni bir deneyim alanı oluşturdu.

İstihbarat zaafı

Güç yanılsaması, istihbarat zafiyetini de hazırladı ve İsrail kanalından akan bilgiler yeter­li görüldü. Savaşın beklenme­dik şekilde uzaması bir yana, Hürmüz Boğazı’nın öneminin ve Körfez’deki enerji hatları­nın kırılganlığının yeterince hesaplanmaması savaşın mali­yetini bölgesel bir krizden kü­resel bir şoka dönüştürdü. Da­racık bir su yolunun dünyadaki petrol ve likit doğal gaz (LNG) ticaretinin %20’sinin taşındı­ğı, enerji güvenliği açısından dünyanın en stratejik coğraf­yalarından birisi olduğu unu­tuldu; ya da Trump’ın ifade­siyle İran’ın Boğazı kapatmaya cüret edebileceği düşünülme­di. Tıpkı Körfez ülkelerinin bu savaşın mezesine haline getiri­lebileceğinin, üzerlerine yağan İran füzelerinin baskısı altın­da olsalar da İran’ı değil ABD ve İsrail’i suçlayabileceğinin, Trump yönetiminin arzuladı­ğı gibi İran’a karşı savaşa gir­meyeceğinin, dünya kamuoyu­nun yaşanan ekonomik krizden ABD ve İsrail’i sorumlu tuta­bileceğinin düşünülmediği gi­bi. Tıpkı bu savaşın başta Av­rupalı müttefikleri olmak üze­re ABD’nin dünya üzerindeki tüm askeri-siyasi işbirliği ağını büyük bir güvensizlik içerisine düşürebileceğinin; ABD lider­liği ve koruması denilen şeyin bir yalandan ibaret olduğunu fark edileceğinin ve bu savaş­ta ABD’nin yanında yer almayı reddedeceklerinin beklenme­diği gibi.

Bilgi en büyük güç

Bir ülkeye dair bilgi yalnızca enformasyon ve istihbarat ma­nasına gelmez; aynı zamanda o coğrafyada yaşayan halkın kül­türel kodlarını, tarihsel hafıza­sını, o toprağa özgü değerleri ve toplumsal psikolojiyi doğru okuma anlamını da taşır. İran; Venezuela değildir; ne toplu­mu, ne devlet yapısı, ne coğrafi ve topoğrafik özellikleri açısın­dan benzerlik taşır. ABD yöne­timinin en büyük hatalarından birisi de İran’ı tarih, coğrafya ve inançla harmanlanmış bü­yük bir medeniyetin uzantısı olarak okuyamamasıdır. İran, Pers tarihi ile Şii teolojisinin şekillendirdiği bir devlet ak­lını, kolektif hafızasında taşı­dığı büyüklük algısı, şehadet kültürü ve direniş misyonu ile bütünleştirmiş kadim bir dev­lettir. Yaklaşık 50 yıldır sürdü­rülen izolasyon ve yaptırımlara direnme motivasyonunun ar­kasında da zaten bu vardır. Ce­berut bir rejimin bunca zaman ayakta kalabilmesinin esas ne­deni de zaten onun daimi ola­rak mağdur konumda bırakılıp, pes edeceğinin zannedilme­sidir. Oysa rejimin ana besin kaynağı Şehit Hüseyin’den ve Kerbela’dan devralınan, za­lim-mazlum dengesi üzerine bina edilmiş olan bu anlatıdır.

Nitekim ABD’nin İran sava­şındaki hatası yalnızca askeri istihbarat zaafından değil, ay­nı zamanda o coğrafyadaki kül­türel ve psikososyal mantığı öğrenme gayretine girmeme­sinden de kaynaklandı. İran’da rejim denilen şey yalnızca bir devlet aygıtı değil; aynı zaman­da dini meşruiyetle beslenen bir teopolitik düzeni ifade ediyor­du. Tıpkı İsrail’deki Netanyahu rejiminin ya da ABD’deki Evan­jelik destekli Trump rejimi­nin(!) sahip olduğu gibi, orada­ki siyasetin de güncel politika­lara tanrısal meşruiyet kaynağı bulduğu bir davası vardı. Böl­gesel savaş bir teolojiler savaşı­na dönüşünce, Katolik Papa’nın bile İran’ın yanında yer alarak İsrail’e ve Trump’a karşı sosyal medyadan müdahil olduğu, dün­yanın her yerinden milyarlarca insanın yakından izlediği, psi­kolojik bağ kurduğu ve tarihsel hafızalarını tazelediği bir anla­tılar savaşına da dönüştü.

ABD ve İsrail şimdilerde, gü­venlik ve saygınlık sağlamak iddiasıyla başlattıkları bu sa­vaşta küresel ölçekte güven­sizlik yayarak; kağıt üzerinde­ki olağanüstü kapasitelerinin pratikteki zafiyetini sergileye­rek; müttefiklerine zarar vere­rek; dünya ekonomisini ve pet­rodolar sistemini kırılgan hale getirerek; İran’ı sistemin izo­le edilmiş parçası olmak yerine sempati duyulan bir mağdura dönüştürerek; dünya kamuoyu­nu Ukrayna savaşı sonrası olu­şan saldırgan Rusya imajından uzaklaştırıp antisemitizmi ve ABD düşmanlığını popüler ha­le getirerek; üstelik milyarlarca dolarlık da bir bedel ödeyerek çıkış sağlamaya çalışıyor. Ateş­kesten barışa uzanacak yol da­ha çok uzun. Özellikle İsrail’in kolay pes edeceğini düşünmek hata olur. Ama gelinen noktanın beklenmedik özellikleri de dün­ya tarihi açısından çok önemli bir örnek teşkil ediyor.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.827,35 2,82 %
Dolar 46,4444 0,19 %
Euro 53,2449 -0,14 %
Euro/Dolar 1,1464 -0,32 %
Altın (GR) 6.396,61 -2,37 %
Altın (ONS) 4.217,61 -0,95 %
Brent 77,4675 -1,32 %