ABD’nin reform yasası navlunları düşürür mü?

Prof. Dr. Soner Esmer
Prof. Dr. Soner Esmer Silyon Feneri soner.esmer@dunya.com

ABD Başkanı Joe Biden, geçtiğimiz hafta “2022 Okyanus Taşımacılığı Reform Yasası”nı imzaladı. Yasa Demokratlar ve Cumhuriyetçilerin ortak oyları ile geçti. Peki geçmişte savunma ve milli güvenlik gibi ender konularda fikir birliğine ulaşan bu iki rakibi deniz taşımacılığını ilgilendiren bir konuda siyasi amaç gözetmeksizin uzlaştıran ortak payda neydi?                 

Son 40 yılın en yüksek enflasyonu ile mücadele eden ABD Başkanı Biden, yasanın gerekçesini temaya uygun olarak ABD’nin en büyük limanı olan LA/LB’de, liman manzarası eşliğinde şu sözlerle anlatıyor: “Üç ittifak altında bir araya gelmiş dokuz büyük konteyner gemi operatörü, okyanus taşımacılığının büyük çoğunluğunu kontrol ediyor ve bu armatörlerin hepsi yabancılara ait. Pandemi boyunca aileler ve işletmeler zorluklarla mücadele ederken, bu operatörler tarifelerini %1000 arttırdı. Bu operatörler 2021 yılında, bir önceki yıla göre 7 kat artışla 190 milyar dolar kazandı ve tahmin edeceğiniz gibi maliyetlerini doğrudan Amerikalı aileler ve işletmelerden oluşan tüketicilere yansıttı. Yabancılara ait bu gemi operatörleri Amerika’da üretilen ürünleri Asya’ya taşımayı da reddediyorlar.”             

ABD’deki enflasyonu “yabancılara” bağlayan bu Yasa, ABD’de uluslararası deniz taşımacılığını düzenlemekten sorumlu bağımsız bir kurum olan Federal Denizcilik Komisyonu'na (FMC), ihracatın artışı ve gelişimini teşvik etmek için deniz taşımacılığının daha şeffaf, verimli ve adil olması yönünde karar alma ve uygulama yetkisini veriyor. Bu yetkiler içinde; 2025 yılına kadar ödenek alma, gemi operatörlerine ilave gereklilikler ve yasaklar tanımlayabilme, mevcut ücret ve giderleri değerlendirme, gerektiğinde uygulamaları durdurabilme, sicil kaydı oluşturma ve belirli koşullar altında bilgi paylaşımını zorunlu hale getirme gibi başlıklar da yer alıyor. Deniz taşımacılığının temel dinamiklerine hâkim olan okuyucular, bu açıklamalarda düzenli hat işletmeciliğinin “ittifak yapısı” ya da “taşıyan ve taşıtan ilişkisi” gibi temel unsurları ile çelişen ifadelerin olduğunu kolaylıkla fark edecektir. Dünya Denizcilik Konseyi yasaya yönelik yaptığı açıklamada bu gemi operatörlerinin “yabancı değil küresel” olduklarının altını çizerek bu operatörlerin sadece ABD ya da Pasifik’te değil “küresel ölçekte hizmet verdiklerini ve rekabet ettiklerini” haklı olarak vurguluyor. Konsey ilave olarak 2021 yılında Transpasifik rotasında sadece 9 hattın yer almadığını, bu hatlara ilave olarak 13 konteyner operatörünün taşımalarda %30 paya sahip olduğunu, sanılanın aksine rekabetin arttığını, ittifakların pazar payının azaldığını belirtiyor. Konsey ayrıca operatörlerin 20 yıldır düşük karlarla çalıştığını, 2021 yılında elde edilen yüksek karların ise yeni gemi siparişleri ile sektöre geri aktarıldığını ekliyor. Nitekim aynı armatörler tarafından 2021 yılında 43,4 Milyar USD değerinde 561 gemi, 2022'de ise bugüne kadar 18,4 Milyar USD değerinde 208 gemi sipariş edilmişti. Ayrıca bu armatörlerin bir kısmı ciddi ölçeklerde satın almalarla lojistik sektörünün diğer paydaşları ile dikey entegrasyona gitmişti. Hatırlanırsa 2020 yılının 3. Çeyreğinde ABD’de talep patlaması olmuş, fakat sonrasında vakaların yeniden artması ile tedarik zincirinde, lojistikte ve liman hizmetlerinde aksamalar ortaya çıkmıştı. Ukrayna vakasında da olduğu gibi bozulan tedarik zincirlerinin arz talep yapısını olumsuz etkilediği, fiyatların yükselmesine neden olduğu ve dolayısıyla enflasyonda küresel bir artışa zemin hazırladığı açıktır. Bu noktada yükselen enflasyon için “yabancıların” kontrolündeki gemi operatörlerini sorumlu ilan etmek pek akılcı olmadığı gibi ekonominin arz talep dinamiklerine uygun değildir. Nitekim IMF ve UNCTAD gibi batı güdümlü kurumlar 2021 yılında yükselen navlunların enflasyon üzerindeki etkisini %1,5 civarında olduğunu açıklamıştır. Oysa enflasyon artışları bu oranın çok üzerindedir.              

Bu noktada tedarik zincirindeki tek bir aktöre odaklanmak yerine bozulmaların kök nedenleri incelenmelidir. Navlun dalgalanmaları bu nedenlerin bir sonucudur ve bir denge arayışıdır. Zaten düşüş sürecindeki navlunların, jeopolitik gerginliklerin azalması, gemi siparişlerinin sunacağı kapasite arzı gibi unsurlar ile zaman içinde normalleşmesi ve tarih boyunca gerçekleşen denizcilik piyasası döngülerinin olağan seyrinde sürmesi beklenmelidir. Bu noktada emin olduğum tek şey, piyasalar normalleştiğinde bunun Biden’ın yasası ile ilgili olmayacağıdır.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
1,3 milyar ton! 16 Haziran 2022