Afrika’nın temiz enerji egemenliği bekleyemez
Sürdürülebilir Refah Küresel Enstitüsü Başkanı FADHEL KABOUB
Yenilenebilir enerji, Afrika ekonomilerinin yabancı ithal yakıtlara, dövizlere, dış kreditörlere ve dünyanın diğer bölgelerindeki savaşların yıkıcı etkilerine olan kalıcı bağımlılıktan kurtulmasının tek yolu oldu. İklim önleminden daha fazlası anlamına gelen temiz enerji, aynı zamanda egemenliğin ve uzun vadeli ekonomik istikrarın temelini meydana getiriyor.
ABD-İsrail-İran savaşı, Afrika ekonomilerini acımasız bir hesaplaşmayla karşı karşıya bıraktı. Kıtanın büyük bir kısmı, on yıllarca süren yeni sömürgecilikten kaynaklanan enerji sistemi bağımlılıkları ve yapısal eksiklikler nedeniyle, bir kez daha istikrarsız küresel petrol ve doğalgaz piyasalarının insafına kalmış durumda. Petrol fiyatlarının varil başına 100 doların üzerine çıkmasıyla birlikte, Afrika ekonomilerinin temiz enerji egemenliğine yönelik stratejik bir hamle benimsemesi gerekiyor.
Afrika'nın net petrol ithalatçıları olan Kenya, Güney Afrika ve Doğu Afrika'nın büyük bir bölümü için savaş sırasında kayda değer yükler gördük. Örneğin Kenya, iki yıl önce Suudi Arabistan ile hükümetler arası bir petrol anlaşması imzaladı; ancak Mombasa Limanı üzerinden ithal ettiği her damla yakıt Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor. Durum hızla yatışmadığı takdirde, Kenya'nın yakıt fiyatları yükselecek ve bu da döviz rezervleri, döviz kuru, dış borç, kamu maliyesi ve yaşam maliyeti üzerinde ek baskı oluşturacak. Bu tür riskleri artık yenilenebilir enerji egemenliğiyle sıfırlamak gerekiyor.
İlk savunma hattı emeklilik fonları olmalı
Bununla beraber küresel yeşil sanayi devrimini yönlendirmek için gerekli olan kritik minerallerin büyük rezervlerine sahip olan Afrika, enerji ve ekonomik bir güç merkezi olma yolunda ilerliyor. Finans ve sektör analistleri artık fosil yakıt varlıklarının 2040 veya başka uzak bir tarihte atıl hale gelmesinden bahsetmiyor; zaman çizelgeleri hızlandı. Jeopolitik risk, sigorta maliyetleri ve döviz kısıtlamaları nedeniyle birçok varlık bugün atıl kalma riskiyle karşı karşıya. Basra Körfezi krizi, risk hesaplamasının bir gecede değişebileceğini gösteriyor.
Gerçekten de, enerji yatırımlarının geleceğinin hem iklim riskine hem de jeopolitik şoklara dayanıklı sistemlerde yattığı giderek daha fazla kabul görüyor. Standard Bank , Nedbank ve FirstRand dahil olmak üzere büyük Afrika bankaları, kömür ve petrol yatırımlarına 2026 yılına kadar katı sınırlar koymuş durumda. Yeni bir fosil yakıt projesine girişen herhangi bir yatırımcı, “likidite tuzağına” düşüyor olabilir, çünkü beş yıl içinde bu tür varlıklar için alıcı olup olmayacağı bilinmiyor.
İleriye baktığımızda, Afrika'nın emeklilik fonları, Afrika'nın temiz enerji egemenliğinin ilk savunma hattı olmalı. Yönetim altındaki yaklaşık 1 trilyon dolarlık varlıklarıyla, yerel yenilenebilir enerji altyapısını finanse ederek ithalat bağımlılığını azaltabilir ve makroekonomik istikrarı artırabilirler.
Uzun vadeli ekonomik kalkınmanın ön koşulu
Orta Doğu'daki savaş, nihai bir stres testi niteliğinde. Kurumsal yatırımcılar; çevresel, sosyal ve yönetişim kriterlerini karşılamanın ötesine geçerek, yenilenebilir enerjinin 21. yüzyılda enerji fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı koruma sağlayabilecek tek varlık sınıfı olduğunu kabul etmeli. Afrika hükümetleri de bu zihniyet değişimini desteklemek için cesur ve stratejik politika adımları atmalı. Afrika'nın bu geçişe başlamak için büyük bir mali alan artışına ihtiyacı yok.
Bunun yerine, bölgesel ve Pan-Afrika sanayi politikaları, Afrika Madencilik Vizyonu ve Afrika Birliği’nin ‘2063 Gündemi’ aracılığıyla stratejik politika koordinasyonuna ihtiyacı var. Temiz enerji egemenliği bir lüks olarak görülmemeli. Bu; kıta genelinde istikrar, siyasi bağımsızlık ve uzun vadeli ekonomik kalkınma için bir ön koşul anlamı taşıyor.