5 °C
Orkun GÖDEK
Orkun GÖDEK Stratejist

Ağaç - orman ilişkisi

Piyasa dediğimiz olgu her ne kadar biz bu topraklar üzerinde alışık olmasak da uzun vadeli beklentiler ve değerlendirmeler üzerine kuruludur. Herhangi bir şirkete ya da ülkeye yatırım yapılırken, mevcut ve potansiyel riskler birlikte değerlendirilir, gelecek beklentisi olabildiğince bugüne indirgenmeye çalışılır. Ancak, ağaca bakıp ormanın yakıldığı zamanlar da yok değildir. Bu da genellikle kısa vadeli beklentilerin uzun vadenin önüne geçtiği zamanlara denk gelir. Yani, oynaklığın arttığı dönemlerden bahsediyorum. Önemli olan, her ne yapıyorsanız temelinin sağlam olmasıdır.

Malumunuz olduğu üzere 2020’nin başlangıcı dünya açısından pek de umut edilen kadar huzurlu olmadı. Doğal afetler, haber akışları, siyasi ve askeri gelişmeler derken ilk 31 günlük performans 2019’u aratmayan cinsten gerçekleşti. Doğal bir sonucu olarak da para ve sermaye piyasalarına etkileşimini gözlemledik. Tek bir farkla; yatırımcılar son gelişmelerin tamamında etki-tepki sürecini çok fazla uzun tutmaktan yana pozisyona girmediler. Yani, daha özeti, genel trendden ayrışma isteği belirmedi.

İki önemli gelişmeyi hatırlayarak sohbetimizi genişletelim. Örneğin, ABD-İran gerginliği ve petrol fiyatlarının yükselişi. Arz piyasasındaki gelişmeler, global talepte henüz ciddi artışın gözlemlenmemesi, değişen piyasa dinamikleri gibi farklı ve-fakat önemli başlıklar dikkate alınmadan yapılan fiyat-enflasyon analizleri bugünlerde kimsenin hatırında değil. Keza piyasa tepkisi de öyle. Hisse senetlerini baz alacak olursak, satış baskısı uzun soluklu olmadı, olamadı. Gün sonunda dönüp dolaşılan ve gelinen yer genel trend ve global toparlanmanın devam edeceği düşüncesi etrafında şekillendi.

Bir diğer örneği daha paylaşmak mümkün. Çin başlangıçlı korona virüs salgını ve muhtemel yan etkileri. Bu kısımda işin yatırım sektörü tarafında yer aldığımızdan fiyatlamalara olan etkileri üzerinden gitmek zorunda kalıyoruz. Zira eldeki uzmanlığımız bu. Çin’in yavaşlama potansiyeline dair uç noktalardaki analizler ve global ekonomiye yansımalarını içerir beklentiler fiyatlamalara hakim olmasına oldu ama bir kez daha süresi uzun olmadı. Şimdi bir önceki yazıyı hatırlamakta fayda var: Sars ile yapılan analizler etrafta neredeyse her köşe başında mevcutken, ana odak noktası sıklıkla kaçırıldı; haber akışının yavaşladığı ve fiyatlamaların dipten dönüş yaptığı an. Evet, ekonomik analizler her ne kadar referans olması açısından göz ardı edilemeyecek ölçekte olsa da, değişen dünya ekonomisi, Çin’in yapısal farklılığı ve salgının başladığı bölgelerin toplam GSYH içerisindeki paylarının farklı olması gibi tüm detayların dikkate alınmadığı bir süreç gözlemledik. Gün sonunda, haber akışının en azından olumsuz anlamda yavaşlama sinyalleri vermesi ile birlikte ana hikaye yeniden makro üzerinden konuşmaya döndü. Ne gibi? Güçlü ABD verileri, dolar endeksi yükselişi ve fiyatlamalara olan etkileşimi gibi.

Gelelim başlıktaki ağaç-orman ilişkisine. Daha önce de burada yer alan farklı yazılarda değinmeye çalışmıştım. Ağaca odaklanıp ormanı yakmamak esas olandır. Nitekim globaldeki gelişmelere rağmen yatırımcı kesiminin bu tarz bir eğilim içerisinde olmadığını teyit eden gelişmeler söz konusu. IIF’in ocak ayına ait açıkladığı GOÜ fon akımlarına baktığımızda grubun tamamına (Türkiye dahil) 28.9 milyar dolar düzeyinde portföy girişi gerçekleşiyor. Bu, son 5 ay içerisinde aralıksız risk iştahının devamı anlamına geliyor. Toplam rakam zaman aralığı içerisinde 120.2 milyar dolar seviyesine ulaştı. Ek olarak, ocak rakamı 5 aylık dönem içerisindeki en yüksek giriş. Yani, risk iştahı kısa vadeli haber akışından etkilense de genel eğiliminden uzaklaşmamış.

Peki, bu arada bizim açımızdan işler nasıl gitti? Yani, portföy akımları cephesinde. IIF der ki ocak ayında Türkiye’den 618 milyon dolar çıkış gerçekleşti. 579 milyon dolarlık kısmı tek başına borç senetleri kalemi üzerinden oldu. Perşembe günü açıklanan TCMB haftalık verilerine baktığımızda ise 3 - 31 Ocak haftalık verileri toplamında repo dahil bu rakam 878.9 milyon dolar çıkışı işaret ediyor. Repo hariç tutulduğunda 942.7 milyon dolara ulaşıyor çıkış. Ciddi mi? Kesinlikle. Yabancı yatırımcının DİBS içerisindeki payı yüzde 10’larda yatay-düşük kalırken, emsallerimize fon akışının devam ettiği sırada bu furyadan yararlanamıyorsak konuyu bir kez daha belki onun üzerine bir kez daha düşünmek gerekiyor.

Yabancı yatırımcının Türkiye’ye, Türkiye’nin yabancı yatırımcıya ihtiyacı var. Evet, kısa vadeli fon giriş-çıkışını istemiyoruz. Tercihten ziyade olması gereken her zaman vadesi uzun yatırımın ülke sınırları içerisinde yer almasıdır. Ancak, genel algı açısından bu tarz eğilimlerin içerisinde olma zaruretimiz de var. Daha fazla bilinirlik, farkındalık gibi önemli ayrıntılar da söz konusu.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap