Akdeniz, Karadeniz karneleri isteriz
Yıl boyunca ekonomik görünüm ve bunun finans piyasalarına olası yansımaları konusunda analizlerimle yolunuza ışık tutmaya çalıştım. 2026’da da önceki yıllardan farklı olmayacak. Tahminler yapacağız, yanılacağız; daha iyi tahminler yapıp daha az yanılmanın yollarını arayacağız.
Çeşitli eğitimlerde, seminerlerde ve toplantılarda sizlerle, yani esas faaliyet alanı ya da iş kolu ekonomi olmayan dostlarla bir araya gelme fırsatı buluyoruz. Hatta bazen toplu taşımada ya da bir restoranda bile olabiliyor bu karşılaşmalar. Yılın ilk yazısını biraz buradaki deneyimlerime ya da gördüklerime ayırmak isterim. Tüm piyasaların kapalı olduğu ve dışarıda da tabiat ananın her yeri beyaz bir örtüyle güzelleştirdiği bu gün içimden böyle geldi.
Gördüğüm kadarıyla okuyucuları ikiye ayırmak mümkün. İlk grup her şeyi bildiğimizi düşünüyor. Tabii ki her bildiğimizi her zaman aynı netlikte sizlerle paylaşmamız mümkün değil; yatırım tavsiyesi vermek ancak yatırım danışmanlığı sözleşmesiyle mümkün. Lisans sahibi olan ve gelecek yıllarda bunu korumak isteyen bir piyasa profesyoneli olarak, çoğu zaman gönlüne göre her istediğini fütursuzca yazan sosyal medya fenomenlerine göre daha yavan ve bazen sıkıcı bir hal aldığımızı kabul ediyorum; özeleştiriden kaçınmayalım.
Ancak çoğu meslektaşım olan ve yıllar içerisinde sosyal medyayı da çok verimli kullanan, çoğu kendi araştırma-danışmanlık şirketlerini kuran arkadaşlarımı öncelikle tenzih ederek bir kenara koymakla beraber, kalan büyük çoğunluğun arasında kıt bilgisiyle daha ziyade belirli bir ürünü pazarlama gayretinde olanlardan oluştuğunu üzülerek görüyorum. Yatırım; belirli bir veri toplama, analiz, değerlendirme, uygulama ve yeniden kalibre etmek gibi çok adımlı ve emek isteyen bir süreçtir, bunu kimse sizin adınıza yapamaz.
İkinci grup ise tamamen bir şey bilmeden bu yazıları yazdığımıza inanıyor. Onlara göre mesela geçtiğimiz yıl gümüşü 28 dolar ons seviyesinde yakalamadıysan bir şey bilmiyorsun; yani geriye dönük mükemmele yakın doğruluk yoksa, aslında pek de bir şey biliyorum dememelisin.
Sizlerin de tahmin edebildiği gibi aslında yalın gerçek bu ikisinin ortasında bir yerde. Kimse her zaman her şeyi bilemez, hiçbirimiz yapay zekâ değiliz, 7/24 analize ve okumaya ayırmıyoruz. Çoğu zaman konuyu bizden daha iyi bildiğini düşündüğümüz global taraftaki raporları okuyup özümsedikten sonra bir senteze varmaya çalışıyoruz. Hemen herkesin somut bir görüşe sahip olduğu ve analizlerin de aslında bu yanlılığı içerdiği dünyada, farklı bakış açılarını toparlayıp sindirdikten sonra imbikten geçenleri akıcı bir dil ile yansıtmak da kolay değil, takdir edersiniz ki.
Son yıllarda yılın ilk çeyreğinde yaşanan ve önceden tahmini mümkün olmayan gelişmeler yıla damga vurdu ve araştırma birimlerinin büyük emekleriyle hazırladıkları raporların doğruluğunu ve başarısını sorgulattı. En çarpıcı olan 2020 Şubat-Mart koronavirüs pandemisi olmakla beraber, 2021 Ukrayna-Rusya savaşı ve geçtiğimiz yıl da 19 Mart süreci ilk planda akla gelenler.
Bu kapsamda analizlerdeki iyimser, akla yakın ve kötümser senaryo analizlerinin ne kadar önemli olduğu ortaya çıkıyor. Ne yazık ki çoğu zaman farklı analizler, “aslında bir şeyden haberleri yok, böyle lafı yuvarlıyorlar” gibi sığ ve yakışıksız ithamlara maruz kalıyor. Tüm tahminlerim doğrudur diyenlerden koşarak uzaklaşmamız gerekirken, onları yücelttiğimiz bir piyasa realitesi ile yeni yıla da başlıyoruz. Olabildiğince iyi bir yıl diliyorum.
Kapanışı yine bir aforizma ile yapalım: Sermaye piyasalarında doğru pozisyon büyüklüğü, gece uykunuzu bölmeyecek miktardır.