Akılcılık

Dr. Hakan ÇINAR
Dr. Hakan ÇINAR SIRADIŞI hakan.cinar@mentorgumruk.com.tr

Rasyonalite yani akılcılık. İnsanlık tarihinin uzun macerasının en önemli zaferlerinden biri. Sözcüğün orjinalinde “Ratio” yani “oran” kavramı var. Orantılı olmak, makul olmak aslında akılcı olmakla eş anlamlı. Matematikte ve sanatta “altın oran” vardır. Bu aslında biraz da doğayı taklit eden bir deyimdir. Doğa rasyoneldir. Akılcıdır. Doğada akılcılıktan ötesini bulamazsınız. Doğada israf yoktur, öznellik yoktur, keyfilik yoktur.

İnsanlık rasyonel akılla tarih boyunca yol alsa da aydınlanma çağına gelene kadar zaman zaman dini taassuba, zaman zaman kişisel ikbal arayışlarına yenildi. İnsanlık aydınlanma çağının, buluşların, modernitenin müthiş ivmesi ile akılcılık konusunda yol aldı. Artık çocuklar erken yaşta ölmüyordu, ortalama yaşam süresi yükselmişti, mesafeler azalıyor, iletişim kolaylaşıyordu. Hava olayları, mevsimler ve daha birçok muammanın gizemi de çözülmüştü.  Akılcılık ve akıl çağı bugün sahip olduğumuz ve bize basit gelen birçok kolaylığı bize armağan etti. İnsanlık geçmişte bir hastalığın teşhisini bile yapmaktan acizdi. Bugünse bırakın teşhisi onu önlemenin, yayılmasının önüne geçmenin planını yapabiliyor. Pandemi olarak karşımıza çıkan güncel COVID-19 ile yaşadıklarımız akıl ve akılcılık çağının bize sunduğu birçok fırsat ile tanımlanabilir.

Bundan 100 yıl önce benzer bir salgın 20 milyon insanı yok etmişti. Bugün çok daha ağır bir salgında bu kadar insanın ölmemesi için insanlık akılla seferber oldu. Bununla beraber iletişim teknolojisinin sağladığı imkânlarla ekonomiyi de yaşatmanın yolları arandı. İnsanlar görüntülü iletişim ve dijital çağ imkanları ile hayatlarını çok da sıkıntıya sokmadan pandemiyle yaşayabildiler.

Ülkemiz yazık ki 2015’lerden beri ağırlaşan iktisadi koşullarda tanıştı COVID’le. İşler dünyada zordu belki. Ama bizde iki değil beş katı zordu. Paramızın değer kaybı, enflasyon ve yüksek faiz sarmalında yakalandık COVID’e. Eğer bunlar olmasaydı da işler zor olacaktı ama bunlarla beraber zorluk daha da arttı. COVID salgınıyla mücadelede halk desteği hep tam oldu. Toplumun tüm kesimleri Sağlık Bakanımıza açık kredi verdi. Mevcut iktidardan hoşnut olmayanlar dahi Sayın Fahrettin Koca’dan muhabbeti esirgemediler. Kapamalar başladığında da her ne kadar endişeler yükselir gibi olsa da, bağrına taş basarak durumu kabullendi herkes. Evinden çıkamayan, dükkânını açamayan milyonlar biraz da Fahrettin Beyin samimiyetine istinaden hep durumu kabullendiler.

Yazık ki yukarıda anlattığımız iktisadi ortam dünyada bizim kendimizi eş tuttuğumuz kategoride ülkelerde sağlanan maddi destekler oranında olanak vermedi. Egelilerin sevdiğim bir sözü vardır; az ıslak az kuru olmaz, ya ıslaktır ya da kurudur diye, işte bizim kapamalarımız da böyle oldu; kâh yarı kuru, kâh yarı ıslak. Aynı durum tam kapanma sürecinde de gerçekleşti. Pek çok istisnanın yer aldığı, sokakların yine kalabalık olduğu bir tam kapanma. Bunun sonunda salgın bizde hep yaşamın parçası oldu ve bir türlü istediğimiz seviyelere inmedi.

Bütün bu süreçte en çok zarar gören hizmet sektörü ve bunun önemli alt kolu olan yiyecek içecek grubu oldu. Bu sektörün son 15 ayda kapasite kullanımı %20’ler düzeyini aşamadı. Deyim yerindeyse Türkiye’de kapanmadan nasibini gerçek anlamda negatif olarak alan ilk sektör de onlar olmuş oldu. Alkol tüketimi yapılan mekânlar başta olmak üzere, bu sektörde yer alan tüm işletmeler faaliyetlerini en yoğun yapacakları zamanda kapanmak durumunda kaldılar. Uzun bir süreden beri çalışamayan bu mekânlar için uygulanan ve insan yoğunluğunun en az olduğu saatlerinde yapılan kısıtlama bu işletmelerin faaliyetlerini kısıtlarken, işletmeleri büyük bir zorluğa sürüklüyor. Günün en sakin zamanlarında kısıtlama oluşturmak yerine bu işletmelerin de yaşamlarını sürdürebilecek bir formül üretilmesi sektörün ayakta kalmasını sağlayacak bir çözüm olacaktı.  

Gün içinde tüm işletmeler açıkken gecenin sakinleşen saatlerini kısıtlamak gerçek manada önlem amaçlı mıdır tartışılır ama tartışılamayacak bir durum var ki, özellikle keyif amaçlı gidilen mekânlar büyük ölçüde bu krizi atlatamayacak ve önemli bir sektör gözlerimiz önünde yok olacak gibi duruyor. Bir turizm ülkesi olarak adlandırdığımız ülkemizde turiste en çok hizmet verme kapasitesini haiz işletmelerin var olduğunu unutmamak gerekiyor. Özellikle İstanbul’da başta Beyoğlu, Beşiktaş, Nişantaşı, Kadıköy olmak üzere bu alana yapılmış devasa yatırımların yaşatılması ülke ekonomimiz açısından da son derece değerli.

Kapamanın insan yoğunluğunun %99 olduğu dönemde kenara konulup yoğunluğun %1’e düştüğü döneme tekabül ettirilmesi rasyonel bir çözüm olmadı. Devlet büyüklerimizin bu konuyu yeniden gözden geçireceklerine inanıyorum. Hatadan dönmek sadece erdem değil, akılcılığın da gereğidir.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Yükselen maliyetler 28 Mayıs 2021