Akli denge meselesi ve merak

Dr. Uğur TANDOĞAN
Dr. Uğur TANDOĞAN NOT DEFTERİ tandogan2007@gmail.com

Noterdeki görevli kadın “Bu işlem tamam, başka bir şey var mı?” dedi. “Evet, bir de vekâlet vereceğiz” dedim. Görevli ayağa kalktı ve daha kıdemli görülen bir kadının yanına gitti. Baktım benim kimlik kartı elinde; kıdemli kadınla bir şeyler konuşuyor. Kıdemli kadın kimlik kartımı alıp bana doğru endişeli bir bakış fırlattı. “Evet, o zaman saçlarım daha fazla idi” diyesim geldi. Çünkü henüz kimliğimi yenilememiştim, fotoğrafım eski idi. “Kimlik eski, başka bir tanıtıcı belgeniz var mı?” sorusunu tahmin ederek beklemeye başladım. Görevli kadın geldi, kimliğimi uzattı; ama bana beklediğim soruyu sormadı. “Vekâlet verebilmeniz için sağlık raporu almanız gerekli; çünkü siz 65 yaş üstüsünüz. Raporu bir devlet hastanesinden alacaksınız ve aynı günde getireceksiniz” dedi. “Nasıl bir sağlık raporu?” diye sordum. Görevli kadın gülümseyerek “Akli denge raporu” dedi. Bu istenen, “Avrupa İnsana Hakları Mahkemesi” kararı değildi ki kabul etmiyorum diyebileyim. Mecburen bu kurala uyacaktık.

Vekâlet vereceğimiz gün erkenden eşimle hazırlandık. Eşime “Resmi bir yere gidiyoruz, resmi giyinelim” dedim. Öyle ya, akli dengemizin yerinde olup olmadığına karar vereceklerdi. Kıyafetimizden dolayı yanlış bir algı yaratmamalıydık. Buna göre giyindik. Noterden sevk kâğıdını alıp hastaneye yollandık. Hastanede kayıt alıp işlemi başlatan masanın önünde dururken merak ettim: Acaba bu kızcağıza bizim alacağımız testi akşamüstü verseler akli dengesi tam çıkar mıydı? Kayıt işlemini yaparken hep birileri gelip bir şeyler sordu. Ve o kızcağız da büyük bir sabırla hepsini yanıtladı. Soru soranlar o görevlinin önündeki bilgisayarda video seyrettiğini, ya da oyun oynadığını düşünüyorlardı. Ya da, büyük bir ihtimalle, hiç düşünmüyorlardı. Bütün müdahalelere rağmen kızcağız kayıt işlemimizi bitirdi. “Heyete gireceksiniz” dedi ve karşıdaki bir odayı gösterdi.

Odanın önü hınca hınç dolu idi. Gören, Almanya’daki yiyecek kuyruklarından birisi sanırdı. Salgın, hastane sınırları dışında kalmış olmalıydı; bırakın insanlar arasında sosyal mesafeyi, mesafe yoktu. Kuyruğun en arkasına, mesafe bırakarak girdik. Ama trafikte olan olacak, yine birisi araya girecekti. “Eyvah, bu kalabalıkta ne yapacağız? Hastalık kapmamak mümkün değil. Bari vekâletname ile birlikte bir de vasiyetname hazırlamalı” diye düşünmeye başlamıştım. Birisi yanımıza yanaştı. “Yaşlıları daha erken alıyorlar. Öne gidin” dedi. Bunun üzerine biz de kapıya yakın bir yere konuşlanıp, kapı üstündeki ekranı gözlemeye başladık. Gerçekten de ekranın üstünde ismimiz göründü. Bu davete uyup içeri girdik, ama bir iki kere “Dışarda bekleyin” diye püskürtüldük. Sonunda içeri girmeyi başardık.

Bizi test için psikoloğa yollayacak görevli, sevkimizi yapan notere söylendi. “Günde üç kişiden fazla yollama diyoruz. Yine yolluyorlar, bakamayız” diyecek oldu. “Ama biz masumuz. Aynı gün rapor almamız gerekiyormuş” deyip karşı yakınma atağına geçtik. “O zaman sizi mağdur etmeyelim” deyip sevkimizi yaptı. Merak ettim: Raporun ne için istendiği belli idi. Heyet yazan odada tek kişi vardı. Acaba girişte kaydımızı yapan bizi doğrudan psikoloğa yollayamaz mıydı? Salgın bu kadar yükselişte iken insanları böyle kapı önlerinde yığınlar halinde bekletmek, hem de hastanede, akıl işi miydi?

Psikologdaki test bu sürecin en kolay kısmı idi. “Enflasyon mu faizi, faiz mi enflasyonu doğurur?” sorusunu bekliyordum. Ama cevabı çok açık olduğundan böyle bir soru gelmedi. Onun yerine 100’den geriye yedişer yedişer bile saydırdılar, saydım. Fakat merak ettim: Acaba 65 yaş altındaki kaç kişi bunu sayabilirdi? Psikolog “Anlamlı bir cümle yazın” dedi. Ben de “Böyle bir testi alacağımı bilsem, 65 yaş üstüne çıkmazdım” diye yazdım.

Tekrar heyet odasına girip raporumuzu almak için beklerken hoş bir olay da oldu.

Bir genç kız yanımıza geldi. “Çok affedersiniz. Siz kimsiniz?” dedi ve ekledi. ”Sizi böyle görünce merak ettim” dedi. Öyle ya, biz hastaneye değil de düğüne gider gibi giyinmiştik. Anlattık durumu. Sonra o kendini anlattı. Üniversitede öğrenci idi. Stajlarını, ilgilerini anlattı bir çırpıda. Çok şirin birisi idi, gençliğin verdiği güzel enerji ile şakıyordu. Daha da konuşmak isterdik. Ama bizim isimler ekranda çıkınca girdik içeri. Eşimin de benim de akli dengemizin yerinde olduğuna karar verilmişti. Çıkarken bizimle konuşan genç kıza da veda etmek istedim. “Biz işimizi çözdük, gidiyoruz. Sana kolay gelsin. Gitmeden şunu söyleyeyim. Madem bu kadar meraklısın. Benim Dünya gazetesinde bir köşem var. Haftada bir yönetim konularında yazarım. Bazılarını ilgini çekebilir” Genç kız “ Biliyorum. İnternette sizi bulmuştum. Bu haftaki makalenizi okuyordum” dedi. Çok hoşuma gitti. Hoşuma giden, benim makalemi okuması değildi. Bu gencin merakı ve enerjisi idi…

Sonuç;

Bir sağlık raporu maceramız böyle sonuçlandı. Akli dengemiz sağlam çıktı. Bu kadar anormalliğin yaşandığı bir ülkede akli dengenin sağlam kalması normal midir merak etmiyor değilim. Merak ettiğim diğer husus da şu: Avukatımıza vekâlet vereceğimiz için bizden bu rapor istendi. Ülke varlıklarımızı akıllıca yönetsin diye yetki verdiğimiz kişilerden neden böyle bir rapor istenmiyor?

 

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
İş zanaatkârlığı 07 Haziran 2022