Aklına başka bir çare gelen var mı?

Alaattin AKTAŞ
Alaattin AKTAŞ EKO ANALİZ ala.aktas@gmail.com

Politika faiziyle ilgili karar birçok yönden önemli...

✔ Ya bizi sürekli yanıltan iç sesimizi dinlemeye devam edeceğiz ya da ekonominin gereklerine kulak vereceğiz.

✔ Seçim takvimi olarak ne öngörüyoruz; 2023'e kadar zaman kazanmak mı, yoksa sandığı bu yıl getirmek mi, belki de bunu öğreneceğiz.

Küçük çocuk iki tekerlekli neredeyse boyundan büyük bisikletle dolaşıyordu. Bisikleti durdurduğunda selede otururken ayakları yere yetişmiyordu. Bu yüzden dururken hemen seleden kalkıp ayaklarını yere koyması gerekiyordu. Ama ya istemeyerek durursa, yani düşerse... Bir gün o da oldu. Akla gelmeyecek bir yerde kendinden büyük bir bisikletliye çarptı ve ayağını yere koyamadığı için düştü. Sol kolu dirsek ile bilek arasından kırılmıştı. Öyle böyle değildi kırık, kemik neredeyse dışarı fırlayacaktı.

Bir Anadolu kentinin eski mahallesinde yaşıyordu. Etraftan kaptıkları gibi mahallenin tanınmış kırık-çıkıkçısına götürdüler. Pek meşhurdu kadın. Sanki ortopedistti! Kadın baktı kola, “Tedavi edebilirim ama önce filmini görmeliyim” dedi. Modern bir kırık-çıkıkçıydı yani. Doğru hastaneye, kolun filmi çekildi. Kimse “Hastaneye kadar geldik, artık doktor tedavi etsin” demedi. Çocuk acı içinde, elde film, doğru yeniden o meşhur kırık çıkıkçıya... Kol sarıldı, acı dindi; kol kaynadı, eğri kaynadı ve öyle kaldı. Artık yapacak bir şey yoktu...

Yanlışlar serisine bakar mısınız...

-Çocuk boyundan büyük bisiklete binmemeliydi.

-Binmişse bile geniş bir alanda olmalı, kimseye çarpmak durumunda kalmamalıydı.

-Düşmüş ve kolunu kırmışsa bile hastaneye götürülmeliydi.

-Yanılıp kırık çıkıkçıya götürülmüşse bile hiç olmazsa röntgen çekimi için hastaneye gidildiğinde artık tedavi orada devam ettirilmeliydi. Bu bir hikaye değil, yaşanmış ve çok geride kalmış bir anı...

İnsan yanlış yapmaya başlamaya görsün, devamı geliyor işte.

YANLIŞTAN DÖNME GÜNÜ MÜ?

Bugün kritik bir gün... Öylesine söylenmiş bir söz değil bu; bugün gerçekten kritik bir gün.

Ya ekonominin kurallarına kulak vereceğiz ya da yine içimizdeki sesi dinleyeceğiz. Ama o içimizdeki ses bizi hep yanlış yönlendiriyor. O yüzden bugün o sesi dinlemesek mi acaba?

Kurda bir süredir devam eden ve dün iyice belirginleşen artış bir sel değil, adeta tsunami. Bunun önünde kimse duramaz.

Zaten daha önce de benzer atakların önünde durulamadı. Kur korumalı mevduat uygulamasına niye gitmek zorunda kaldığımızı unutmayalım.

Geçen yıl eylülde başlatılan faiz indirimi sonrası 20 Aralık’ta ilan edilen KKM ile o kötü gidişe zar zor dur diyebildik. Üstelik araba fren yapınca hemen durmuyor, bir süre de kayıyor, arabada olanlar da savruluyor, kemeri bağlı olmayanlar başını bir yerlere çarpıyor. Aralık ayının 20’sinde kuru frenledik ama öncesindeki tırmanış aralık ve ocak aylarında rekor fiyat artışları getirdi.

Eylül ayı başından 20 Aralık’a kadar olan dönemde yaşanan, kurun faizin indirilmesi yüzünden yükselmesiydi. Çareyi bir süreliğine de olsa KKM ile bulduk.

Şimdi faiz indirimi yok, kur yine yükseliyor.

Öyleyse başka bir adım atmak gerekiyor.

Dün de yazdık; sanki iki seçenek var gibi:

- Politika faizini artırmak.

- Enflasyona endeksli (ya da benzeri) yeni bir kağıt çıkarmak. Aslında bu bir seçenek değil, çaresizlik göstergesi ama gündemde olduğu da biliniyor.

Bizim aklımıza başka bir şey gelmiyor.

Başka bir önerisi olan var mı?

BUGÜN ÇOK ŞEY ÖĞRENEBİLİRİZ...

Dün de yazmıştık. Bugün atılacak ya da atılmayacak adım, önümüzdeki dönemin siyaset takvimini belirleyecek gibi görünüyor.

Merkez Bankası faiz oranının düzeyi, bize muhtemelen seçimin tarihi konusunda ipucu verecek.

Belki bugünkü karar iç sesimizle değil ekonominin gerçeklerine göre hareket etme tercihinde bulunduğumuzu da gösterecek. Bir başka yön daha var; boyumuza göre olan bisiklete binmeyi tercih ettiğimiz ya da en azından düşmemeyi öğrendiğimiz ortaya çıkacak.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar