Altın ve gümüş: Belirsizlik & güvensizlik
Son haftalarda finansal piyasaların en dikkat çeken varlıkları, şüphesiz ki altın ve gümüş oldu. Son yıllarda fiat paralara duyulan güvensizlik hissi bu kıymetli madenlerin şöhretini de tetikledi. Şüphesiz emtiaları yorumlarken hem ABD verileri hem de jeopolitik göstergeler ile beraber harmanlamak doğru olur.
Küresel rezervlerde ABD dolarının payında gerileme var
IMF COFER (Currency Composition of Official Foreign Exchange Reserves) verileri son 25 yılda Amerikan dolarının (USD) küresel kullanımına yönelik olarak bir gerilemeye işaret ediyor. Küresel rezervlerde 2000’li yılların başında dolar dominansı yaklaşık yüzde 70’lerde iken bu oran son açıklanan 2025 raporlarına göre yüzde 57’lere kadar gerilemiş. Bu gerilemeye rağmen halen rezervlerde doların ağırlıklı kullanımı ABD’nin makro kararlarının Dünya piyasaları üzerindeki hakim etkisini de desteklemeye devam ediyor / edecek. Fed’in fiyat istikrarı ve istihdam hedefine yönelişi de, altın ve gümüş gibi güvenli liman varlıklarının risk iştahıyla ilişkilendirilmesine yol açıyor.
Altın son 50 yılda 100 kata yakın değer kazandı
2025 ve 2026 başı boyunca altın fiyatları tarihi seviyelere ulaştı. TradingEconomics verilerine göre, altının spot fiyatı 2026 başında tüm zamanların en yüksek seviyesi olan yaklaşık 5,600 dolar/onsa çıktı ve yıl boyunca %70’in üzerinde artışla güçlü seyretti. Altın her dönem için önemli bir emtia. Tarihsel bakarsak, altın 1970’li yıllara geri döndüğümüzde yaklaşık 35 dolar/ons civarından bugün 5 bin dolar seviyelerine yükseldi; bu, yaklaşık 50 yıllık dönemde 140 kata yakın nominal artış anlamına geliyor.
Bunun arkasındaki temel katalizörler de MB’lerin alımları, Fed’in faiz kararları, doların görece zayıflığı ve jeopolitik gerilimler olarak sayılabilir. Şimdi altının geleceğini yorumlamak için de bu göstergelerin her birine yönelik beklentilerin masaya konması gerekir.
Altında küresel arz ve talep 5 bin ton civarında şekilleniyor
Dünya Altın Konseyi her yılın başında bir önceki yılın altın arz ve talebine yönelik olarak detaylandırılmış verileri açıklıyor. Birkaç hafta önce yayımlanan 2025 raporuna göre bir önceki yıla göre MB’lerin altın alımı gerilerken bu sefer sahneye yatırım amaçlı fiziki madeni para ve külçeler ile altın ETF’lerin (yatırım fonları) çıktığı yansıyor. Mücevher sektörünün altın talebi yükselen fiyat ve daralan satış hacmine paralel olarak gerilemiş. Rakamlara bakalım. 2024 yılında MB’ler yaklaşık 1,092 ton altın alırken bu talep 2025 yılında 863 tona gerilemiş. Yatırımcının fiziki altına talebi 2024 yılında 1,185 tondan 2025 yılında 2,175 tona yükselmiş. ETF’ler 2025 yılında altın alımını 801 ton arttırmış. Mücevher üretiminde altın talebi yaklaşık 2,000 tondan, 1,600 tona gerilemiş. Altın arz tarafında ise son 2 yılda önemli bir değişim olmazken yaklaşık 5,000 tonluk bir arz rakamlara yansımış.
MB’lerde en yüksek altın rezervi ABD’de, Türkiye 10. sırada
Altın, devletler için bir “politik risk sigortası” gibi. Dünya Altın Konseyi verilerine göre MB’lerin elinde yaklaşık 37 bin ton altın rezervi mevcut. 2025 itibarıyla yaklaşık 8.133 ton ile ABD ilk sırada. Onu 3.350 ton ile Almanya, yaklaşık 2.450 ton ile İtalya ve Fransa takip ediyor. Rusya’nın rezervi 2.300 ton olurken Çin’in ise 2.200 tonun üzerine çıkmış durumda. Türkiye 614 ton ile onuncu sırada. Listenin ilk on ekonomisinin toplam altın rezervi yaklaşık 24 bin ton. Bu tablo altın yatırımının devletlerin rezerv çeşitlendirme stratejisinde merkezi bir rol oynadığını açıkça gösteriyor. Hatırlarsanız, 2022’de Ukrayna savaşı sonrası Rusya’nın Batı finans sisteminde tutulan yaklaşık 300 milyar dolarlık döviz rezervine erişimi dondurulmuştu. Bu gelişme, döviz rezervlerinin hukuken sahip olunsa da, jeopolitik bir risk unsurunun ortaya çıkmasıyla fiilen kullanılamayabileceğini gösterdi. İşte bu noktada altın karşı taraf riski olmayan bir varlık olarak konumlandı. Son yıllarda Rusya ve Çin’in altın rezervlerindeki artışın en temel nedeni de bu.
MB’ler altına güvenmeye devam edecek
Altında fiyat hareketi için en önemli ivmeyi MB’ler yaratıyorsa 2026 yılı için bu talebi yorumlamak önemli. Mevcut gelişmelerde ABD’nin küresel yaptırımlardaki öngörülemezliği, Çin’in engellenemez büyümesini ve İran geriliminin yarattığı belirsizliği seyrediyoruz. Hatta öyle ki arada sırada gündeme yansıyan Tayvan-Çin gerilimi henüz fiyatlanmadı bile. Buna ek olarak ABD’den gelen makro veriler de altının seyri için öncü göstergeler. Geçtiğimiz hafta ilk önce ABD istihdam verisi açıklandı. Rakam beklenenden yüksek olunca Fed faiz indirimini öteleyecek yorumları başladı. Daha sonra açıklanan enflasyon verisi de beklentilerin altında kalınca, bu koşullar dezenflasyonda başarının altını çizdi ve faiz indirimi için Fed’e alan açmış oldu. ABD’nin borç stoku yaklaşık 38 trilyon dolar. Trump da bir süredir ihracat odaklı büyümenin altını çiziyor ve düşük değerlenmiş dolar yapısını ön planda tutuyor. ABD’de faizlerde indirim senaryosu kuvvetli. Daralan reel faiz ile birlikte düşük değerlenmiş bir dolar ise küresel MB’ler için altının cazibesinin süreceği anlamına geliyor.
Gümüşte dinamikler farklı
Bir süredir gümüş de dikkat çekiyor. Gümüş esasen güçlü bir sanayi metalidir. Küresel gümüş talebinin önemli bölümü; güneş panelleri, yarı iletkenler, elektronik devreler, elektrikli araçlar ve savunma sanayii gibi alanlardan geliyor. Dolayısıyla enerji dönüşümü ve yeşil teknolojilere yönelik yatırımların artması gümüş talebi için de zemin hazırlıyor.
Gümüşün son on yıllık verisi incelendiğinde, çok uzun bir süre yaklaşık 20 dolar/ons’luk seviyelerde sınırlı bir harekete sahip olduğu görülüyor. Gümüşün hikayesi 2025 yılı ikinci yarısından itibaren başlıyor. Sadece birkaç ayda 38 dolarlardan 100 dolarlara kadar artan bir fiyat sergiledi. Geçtiğimiz hafta 77 dolar ile dengelendi. Gümüşün bu yükseliş hareketi güvenli limanda altına rakip olur mu sorusunu da beraberinde getirdi. Ancak burada altınla karşılaştırıldığında temel fark devreye giriyor. Gümüş piyasası altına kıyasla daha dar, daha az likit ve merkez bankası desteğinden yoksun. Fiyat oluşumu daha çok yatırımcı akımları ve vadeli işlemler piyasasındaki pozisyonlanmaya bağlı. Bu nedenle güçlü talep dönemlerinde yukarı yönlü ivme daha sert, riskten kaçış dönemlerinde ise geri çekilme daha agresif olabiliyor. Eğer küresel büyüme ve enerji dönüşümü ivmesini korursa, gümüş yükseliş potansiyelini sürdürebilir; ama yine de altının güvenli liman olma tahtını gümüşe devretmesi şimdilik mümkün görünmüyor.