Altyapının jeopolitiği, egemenliğin işletim sistemi oldu
Dünya Bankası Eski Genel Müdürü BERTRAND BADRÉ
Savaş sonrası dönemin büyük bölümünde küresel güç ittifakları; uçak gemileri ve rezerv para birimleriyle tanımlandı. Ancak şimdi kritik altyapı ve onu finanse eden, inşa eden ve işleten kişilerle tanımlanan bir döneme giriyoruz.
Limanlar, elektrik şebekeleri, demiryolu koridorları, veri merkezleri ve kritik mineral tedarik zincirleri artık sadece "projeler" değil. Onlar egemenliğin işletim sistemidir. Altyapı-enerji, mal-veri taşımacılığı ağları artık endüstrilerin endüstrisi oldu. Sözleşmeler, standartlar, para birimi değeri ve uzun vadeli bakımlarını veri ve yapay zekâ destekli sistemler tarafından yönetenler küresel etkiyi de elinde bulunduracak.
Çin adeta resital sunmuştu
Altyapının önemini ilk fark eden ülke Çin oldu. 2000 ile 2023 yılları arasında, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında yaklaşık 2,2 trilyon dolar resmi kredi ve hibe verdi; bunun büyük bir kısmı ulaşım ve enerji altyapısına yatırıldı. Bu model asla sadece sermayeyle ilgili değildi. Finans, müteahhitler, ekipman ve dijital sistemleri bir araya getirerek Çin, devlet kapasitesini ihraç ediyor ve uzun vadeli bağımlılık oluşturuyordu. Peru'daki Chancay mega limanı gibi projeler altyapının ticaret yollarını ve diğer bağımlılıkları nasıl yeniden yapılandırabileceğini gösteriyor. Benzer şekilde, büyük ölçüde Çin kredileriyle finanse edilen Addis Ababa-Cibuti Demiryolu, Etiyopya ile Kızıldeniz arasındaki yük sürelerini kayda değer bir şekilde azalttı.
Altyapı yatırımının jeopolitik sonuçları, politika yapıcılar için artık daha fazla gündeme geliyor. Çin’in Grönland'daki havaalanı inşaatına katılma olasılığı, hem Danimarka hem de ABD’de güvenlik endişelerini artırdı. Yeni rekabet sadece para birimleri arasında değil, rakip altyapı blokları arasında da gerçekleşiyor. Onlarca yıl boyunca ABD etkisi askeri güç, dolar ve çok taraflı kurumlar üzerine kuruluydu. Ancak bu mimari hâlâ önemli olsa da altyapı stratejilerini hızla sahaya yansıtan devletler, ABD tarzı bakış açılarına pekala meydan okuyabiliyor.
“Koridor diplomasisi” hamlesi
Gelinen noktada birçok ülke bu çabaları yavaş ve aşırı koşullu olarak algılıyor. İklim şokları, demografik baskılar ve acil kalkınma ihtiyaçlarıyla karşı karşıya olan bir dünyada, altyapıyı hızlı bir şekilde teslim edebilme yeteneği genellikle yönetişim endişelerinden daha ağır basıyor. Çeşitli orta güçler kendi stratejilerini buna göre yeniden tanımlıyor. Örneğin Hindistan, Çabahar Limanı ve Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru gibi projeleri destekleyerek “koridor diplomasisi” yürütüyor. Yalnızca tek bir blokla birleşmek yerine, altyapıyı koruma, çeşitlendirme ve kendi stratejik özerkliğini genişletmek için kullanıyor.
Ayrıca başka bir kritik değişim de devam ediyor. Altyapı jeopolitiği çelik ve betonla sınırlı değil, hesaplama, veri ve yapay zekâya da uzanıyor. Yarı iletken üretimi bu sistemde stratejik bir dar nokta haline geldi. On milyarlarca dolara mal olan tesisler, küresel tedarik zincirlerini sabitler Ama yapay zeka sadece bir altyapı katmanı değil. Tüm diğer sistemlerin planlanma, işletilme ve optimize ediliş biçimini şekillendirecek olan meta-altyapıdan söz ediyoruz. Altyapı jeopolitik gücü tanımlıyorsa, yapay zekâ giderek altyapıyı tanımlıyor. Şebeke verimliliğini artırabilir, ulaşım ağlarının ömrünü uzatabilir ve daha hassas iklim uyumu stratejilerini mümkün kılabilir.
Hangisi nihayetinde varsayılan olacak?
Dünya örtüşen altyapı ekosistemlerine doğru ilerliyor: Açık sermaye piyasaları ve yasal uygulama üzerine kurulu ABD merkezli bir sistem; devlet finansmanı, yüklenicileri ve gömülü standartları birleştiren Çin merkezli bir sistem ile çeşitli bölgesel ve orta güç stratejileri seti var.
Belirleyici soru, hangi sistemin en büyük olduğu değil, hangisinin nihayetinde varsayılan olarak kabul edileceği.