Amerika çiftçilere özgürlük ilan etti, çiftçi artık sıradan bir vatandaş değil stratejik yurttaş
ABD Tarım Bakanlığı çiftçilerle ilgili tüm dünyaya örnek olabilecek bir adım attı. Tarım Bakanı Brooke L. Rollins, “Çiftçi ve Hayvancılık Özgürlük Çerçevesi” adı verilen yeni bir planı duyurdu.
Amaç, çiftçilerin hak ve özgürlüklerini sınırlayan “hükümetin yetki aşımına son vermek, çiftçileri, aileleri ve özel mülkiyeti korumak.” Dünyada bir ilk olan uygulama çiftçilik için çığır açıcı ve devrimsel.
ABD son yıllarda tarımda, büyük ölçekli agro-endüstriyel şirketlerin baskın olduğu, küçük çiftçilerin ciddi borç yükü altında kaldığı, desteklerin büyük kısmının büyük üreticilere gittiği bir çıkmazı yaşıyordu. Trump hükümeti geçici çözümler yerine kalıcı stratejilerle çiftçiliği yeniden Amerikalılık motivasyonunun merkezine oturtmayı planlıyor, çiftçiyi kamusal güç karşısında koruma iradesini gösteriyor.
Çiftçiyi koruyan Amerika’yı korur
ABD Tarım Bakanı Brooke L. Rollins, “Amerika Birleşik Devletleri, toprağı işleyenler tarafından inşa edildi. Çiftçilerimizi ve hayvancılarımızı koruduğumuzda, özgürlüğün ve refahın temelini korumuş oluruz” diyerek çiftçilere sahip çıktı, onların haklarını koruma konusunda hükümetin diğer bakanlıkları ve kurumlarıyla mücadele edeceğini ortaya koydu. ABD’de toprak sadece üretim alanı değil, yurttaşlık bilincinin, mülkiyet güvencesinin ve siyasal katılımın temeli olarak görülüyor. Bu açıdan toprağı korumak Amerika’yı korumak anlamına geliyor.
Bürokrasiye karşı çiftçi zırhı
Program ile üreticiler federal bürokratik ve siyasi yaptırımlardan korunacak. Tarım arazileri gereksiz projeler ve kamulaştırmalardan uzak tutulacak. Verimliliği düşüren ağır düzenlemeler kaldırılacak. Finansal imkânlara erişimleri garantiye alınarak topraklarını kaybetmeleri önlenecek. Temelde program, bir meslek grubunun mesleğini icra etmesi önündeki maddi manevi tüm problemlerin çözümüne yönelik düzenlemelerden oluşuyor.
Düzenleme pratik örneklerle ifade ediliyor. Haksız yere farklı kurumlardan ceza kesilen çiftçilerin hakları Tarım Bakanlığı tarafından savunuluyor, pahalı girdi maliyetlerine karşı çiftçi korunuyor. Enerji, su ve diğer girdi fiyatları çiftçi lehine düzenleniyor.
Program kapsamında ABD Tennessee’de, Tennessee Valley Authority’nin Cheatham County’de doğalgaz santrali için verimli tarım arazisini kamulaştırma girişimi engellendi. Bu süreçte country sanatçısı John Rich de kamuoyu desteği verdi. İçişleri Bakanı Doug Burgum, “enerji egemenliği ne kadar önemliyse gıda güvenliği de o kadar önemlidir” diyerek meseleyi ulusal güvenlik boyutuna taşıdı.
Türkiye’nin çiftçisi yalnız mı?
Düzenlemeyi görünce aklıma Türkiye geldi. Tarım Orman Bakanlığı her anlamda çiftçiyi destekleyecek politikalar geliştirse de bazı konularda eli kolu bağlı. Türkiye çiftçi üzerinden, dış ticaret açığını, enflasyon baskısını yönetiyor, bütçe disiplini fitresinden geçen destekler maliyet baskısı altında eriyor. Kentleşme ve inşaat ekonomisini destekliyor, enerji arz güvenliğini önceliyor. Çiftçiliğin göz ardı edilmesinin arkasında Türkiye’nin makro ekonomik modelinde tarımın ikincil konumda olması, tarımın kutsal köylü perspektifine indirgenmiş olması var.
“Kutsal köylü” söylemi ve politika gerçeği
Türkiye’nin tarım dili “kutsal, ata toprağı, milli, yerli” ancak politika dili “regülasyon, bütçe disiplini, enflasyon kontrolü, arazi tahsisi” üzerinden şekilleniyor. ABD, çiftçi için “özgürlük çerçevesi” ilan ediyor. Çiftçinin hukuki güvenliğini idari düzlemde güçlendiriyor. Türkiye eli öpülesi köylü söylemiyle çiftçiliği aciz, desteklenmeye muhtaç alan olarak konumlarken maddi manevi zırhlarla eterince koruyamıyor. Bu anlamda, iklim bozulması, girdi maliyetleriyle sınanan çiftçiler tüm dünyanın olduğu gibi Türkiye’nin de Aşil topuğu.
Her konuşmamızda Mustafa Kemal Atatürk’ün “köylü milletin efendisidir”
sözünü geçirip tarımsal politika önceliklerimizi büyükler, güçlüler, finansmana erişim fırsatı yüksek olanlardan yana kullanıyoruz. Sadece hükümet değil sosyal medya da varlıklı çiftçileri önceliyor. Muhalefet de varlıklı çiftçilerle barbekü partisi yapıyor. 2,5 milyon çiftçinin görünür olanları sadece varlıklılar. Diğerlerinin eriyen, baskılanan haklarını kimse umursamıyor. Fiyatı artan gömlek, buzdolabı, çanta, lüks yemek harcamalarına ses çıkarmıyor, pazardaki domatesin, patatesin fiyatına posta koyuyoruz.
Çiftçi artık sıradan bir vatandaş değil stratejik yurttaş
ABD’deki bu adım yalnız değil. Avrupa’da 2024 boyunca çiftçiler sokaklara döküldü. Fransa, Almanya ve Belçika’da çiftçiler traktörleriyle şehir merkezlerini kapattı. Tepkinin temelinde “düzenleme yoğunluğu ile üretim sürdürülebilirliği arasındaki dengenin kurulması isteği” vardı. ABD koruma zırhı inşa ediyor. Avrupa regülasyon baskısına karşı tepki üretiyor.
Türkiye’nin değişen çiftçilik anlayışına dönüş stratejisi merak konusu. Gıda güvenliği bir ülkenin üretkenliğini, bilimsel/sanatsal/ekonomik performansını belirleyen gıda güvenliğinin temel aktörü çiftçiler artık sıradan bir vatandaş olamayacak kadar stratejikler. Toplumsal olarak yeniden konumlandırılmalı, ekonomik anlamda zırhlarla pamuklara sarılmalı.
Türkiye’de çiftçiyi korumak, hukuk var, zırh yok
Türkiye’de çiftçiyi koruyan temel düzenleme 2006 tarihli Tarım Kanunu. Kanunun 21. maddesi, tarımsal desteklerin milli gelirin en az %1’i olması gerektiğini söylese de hukuki vaat ile bütçe pratiği arasında ciddi bir makas var. Anayasa’nın 44. ve 45. maddeleri devlete toprağın verimli işletilmesini sağlama ve çiftçiyi destekleme görevi verir. Fakat anayasal güvence, idari uygulama karşısında çoğu zaman soyut kalıyor.
“Üstün tarım yararı yaklaşımı” yeni bir koruma paradigması
Türkiye’de “çiftçi özgürlük çerçevesi” bulunmasa da çiftçiliği; mülkiyet güvenliği, hukuki öngörülebilirlik, regülasyon yoğunluğundan koruyacak şekilde bir “tarım yararı” çerçevesi geliştirilebilir. Çiftçiler, korunması gereken stratejik bir yurttaş olarak yeniden tanımlanabilir.
Tarımsal üstün kamu yararı ilkesi gözetilerek, tarımsal etki analizi zorunluluğu getirilebilir. Regülasyonların üreticiye/ihracatçıya/sektöre etkileri kamuyla paylaşılabilir. Tarım yararı yaklaşımının milli ekonomiye, gıda güvenliğine etkisi şeffaflıkla paylaşılabilir.
“Stratejik sektör” demek yetmez, stratejik koruma gerekir
Velhasıl, tarımı stratejik sektör ilan etmek yetmiyor, stratejik sektörlere stratejik koruma gerekiyor. ABD çiftçi özgürlüğü için idari ve hukuki zırhlar inşa ederken, Türkiye çiftçisi için nasıl bir özgürlük ve güvenlik çerçevesi oluşturacak? Destekler daha adil planlanabilecek mi, kamulaştırmalarda tarımsal üstün kamu yararı ilkesi tanımlanacak mı, girdi maliyetleri kamu politikası konusu yapılıp sistematik şekilde desteklenecek mi? Çünkü mevzunun özü, Türkiye’de çiftçinin ekonomik enstrümana dönüşmesinde.