‘Ankara beni istiyor’ blöfü seçimlerde iş görür mü?

Sadi Özdemir
Sadi Özdemir EKONOMİDE SAĞDUYU sadi.ozdemir@dunya.com

Türkiye’nin iş dünyası, kendi örgütlerinde seçim sathı mailine girdi. Türkiye genelinde sayıları 61’e ulaşan ihracatçı birliklerinde neredeyse her hafta birkaç başkan ve yönetim kurulu adaylığı açıklanıyor. Yüksek ihtimalle ticaret ve sanayi odalarında da benzer bir süreç başlayacak. Bunlara iş insanlarının gönüllü üyelikleriyle kurulmuş bazı dernekleri de eklersek 1 ya da 1,5 yıl içinde ‘çok sayıda iş insanı örgütünde başkan ve yönetim kurulu üyeleri değişecek’ diyebiliriz. Ülkeyi yönetecek Cumhurbaşkanı ve milletvekillerinin 2023 Haziran’ındaki genel seçimine kadar, en azından iş insanlarının gündeminde ‘kendi seçimleri’ olacak. Belki bu seçimlerde koltuk boşaltacak bazı isimler kısa bir süre sonraki genel seçimlerde siyasette şansını deneyecek. Ancak, duyuyoruz ki iş dünyasının kendi seçim mücadelesindeki bazı koltuklar için bazı iş insanları, ‘Ankara beni istiyor’ ya da ‘Bakan bey hemşerim, bir dönem daha devam etmemi istedi’ gibi cümlelerle yola çıkıp oy kullanacak iş insanlarını etkilemeye çalışıyor. Bu cümlelerin bazılarındaki ‘Ankara’ doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı da ima edebiliyor ve gerçekliği konusunda ciddi şüpheler var. Elbette çok önemli bazı örgütlerde hem iktidarın hem muhalefetin ‘bize yakın bir isim olsun’ gayreti olabilir ama her iki taraf da bütün örgütler için birini işaret edip kaybetme riskini kolayca göze alamaz. Çünkü siyasi liderler, çok emin olmadıkça kendi sandıklarından önce buralarda sınanmak istemez. 61 ihracatçı birliği ile 365 oda ve borsa için başkanlar ve yönetim kurulu üyelerini Ankara belirliyormuş gibi bir intiba yaymak hem iş insanlarına hem de siyasete yakışmaz. Unutmayalım, bu koltukların yeni sahipleri de farklı dinamiklerle belirlenecek ama adaylar seçimde yarışacak ve yeni başkanlar ‘gizli oy açık tasnif’ yöntemiyle sandıktan çıkacak.

 Çok adaylı seçimlere hazır olun      

Gönüllü örgütlerde yani derneklerde siyaset çok etkindir hatta varlık sebebidir ve buralarda istişare ile ‘görev değişimi’ havasındaki seçimlerle yeni yönetimlerin gelmesi hoş değildir ama normaldir. Ancak, yarı kamu kurumu niteliğine sahip birlik ve odaların tamamında böyle bir teamülün egemen olması hem mümkün değildir hem de doğru olamaz. Buralarda ülkedeki genel siyasal eğilimin yansımasını elbette görebiliriz ki o yansıma ülke genelinde çok güçlü bir iktidar değişiminden sonra yaşanabilir. Örneğin, İstanbul Ticaret Odası’nda (İTO), Ak Parti siyasi kimliğine çok yakın başkan ve yönetim kurulu üyelerini ancak 2005’teki oda seçiminden itibaren görmüştük. Murat Yalçıntaş’ın kazandığı o seçimden önce İTO’da aralarında çok derin siyasi kimlik farkı varmış gibi görünse de yine ‘merkez sağ’ siyasete (Adalet Partisi ve Doğru Yol Partisi’ne) yakın Mehmet Yıldırım yıllardır başkandı. Yeni iktidarın ilk büyük zaferini kazanan Yalçıntaş ile neredeyse yüzde 100 aynı siyasi kimliğe sahip merhum İbrahim Çağlar da sonraki dönemlerde iki defa birbirlerine karşı sert seçim yarışlarına girişmişti. Çünkü ülkede yaşanan güçlü bir muhalefet eksikliği sorunu orada da yaşanıyordu. Bence iş dünyasının önümüzdeki birlik, oda ve borsa seçimleri genellikle aynı siyasi eğilime sahip olsalar da çok adaylı rekabetin yaşanacağı seçimlere sahne olacak.             

İmamoğlu, İTO seçimlerinde bir adayı destekler mi?      

Bu arada, Türkiye’nin en büyük, ticaret odası İTO’da yeni dönem için Ankara’nın kimi işaret edeceği yine konuşuluyor ve büyük ihtimalle İTO Başkanı Şekib Avdagiç, tekrar aday olacak. Ancak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve ekibinin İTO’da ‘sosyal demokrat’ eğilimli bir ismin aday olması halinde açık destek vermeye hazır olduğu da ileri sürülüyor. Böyle bir hareketlilik başlarsa, İTO seçim sandığında kazanmaya veya kaybetmeye çok farklı bir anlam yüklenir. Ankara’nın ya da İstanbul’un kimi istediği hiç olmadığı kadar önemli olur. Eğer ‘genel seçimlerden önce odalarda seçim olacaksa’ iki siyasi eğilim de kendi seçimlerinden önce bazı büyük odalarda böyle bir riski almak ister mi? 

Cari fazla veren ülke mi olduk?             

TİM Başkanı İsmail Gülle’ye ‘Başkan, sürekli cari fazla veren ülke olacağımız konuşuluyor ama siz dış ticaret fazlası veren Türkiye hedefi koymuştunuz. O hedefe yakın zamanda ulaşır mıyız’ diye soruyorum. “Aslında cari fazla veriyoruz ama bunu seslendirmiyoruz” diye yanıtlıyor. ‘Nasıl oluyor bu’ diyorum. “Hizmet ihracatı dâhil edilirse yıllık ihracat rakamımız, yıllık ithalat rakamını geçti” diyor. 220 milyar dolar ‘normal’ ihracat. 22 milyar dolar (2021) turizm geliri ve yılda yaklaşık 5 milyar dolarlık yurt dışı müteahhitlik hizmetleri gelirini toplayınca TİM Başkanı İsmail Gülle haklı çıkmaya çok yakın görünüyor. Bu yıl 6 milyar doları aştığı netleşen yabancıya konut satışı ‘doğrudan yatırım rakamlarına eklendiği için’ onu söylemiyoruz bile. Bu arada, Omicron büyük bir belaya dönüşmezse 2022’de Türkiye’nin turizm gelirlerinin salgın öncesi rakamı olan 35 milyar dolara yükselmesi de güçlü ihtimal.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar